Bugün, Kürt ulusal tarihinin kara günlerinden biri olan 15 Şubat 1999’un, on üçüncü yıldönümü.
Her hatırlandığında, yüreği demokrasi, özgürlük ve halkların kardeşliğinden yana atan herkesin içinin burulduğu, ağızda nahoş bir tat bırakan bir gün.
Ezilen halkların haklarına kastetmiş emperyalist güçlerin, bitmez tükenmez oyunlarının ve çirkin planlarının, uygulamaya konduğu karanlık, çehresi soğuk bir gün.
Öfke, kızgınlık, üzüntü, hüzün, hınçla karışık duyguların inanca dönüştüğü ve düşmana inat, mücadele azminin daha çok bileylendiği bir gün. Demokrasi, devrim ve halk hareketlerinde, zaferler kadar yenilgilerin de kaçınılmazlığı, mücadelenin doğası gereği olsa da…
İnsanlığın kurtuluşu için savaşan her bireyin bilince çıkardığı; “büyük zaferlere giden yolda, zaman zaman küçük muharebelerin kaybedilebileceği” gerçeği, hiçbir zaman mücadelede ısrarının önüne geçmemiş olsa da…
Halkların kurtuluşuna umut olmuş Kürt Ulusal Hareketi’nde, 15 Şubat komplosunun, ezilenler cephesinde bir sarsıntı yaratmadığını söylemek doğru olmaz. Buna rağmen, özellikle o gün yaşanılan büyük şokun ve moral bozukluğunun, mücadele saflarında ciddi bir savrulmaya ve dağınıklığa meydan vermemiş olması, mücadelede haklılığın ve hareketin oturduğu zeminin sağlamlığına vurgu yapması açısından önemlidir.
Tökezlemenin, kısa sürede yerini toparlanmaya bırakması ve derin üzüntünün, “kalınan yerden yola devam etme kararlılığı”na evrilmesi, bir taraftan Kürt Halkı ve dostlarına derin bir nefes aldırmış, diğer taraftan da egemenlerin hevesini kursağında bırakmıştır.
Uluslar arası 15 Şubat komplosu ile TC devleti ve iktidarının, Kürtlere yönelik inkar ve imha politikalarına rağmen:
Bugün, Kürt ulusu üzerinde estirilen terör ve on üç yıldır devam eden söz konusu komplo eksenli imha ve sindirme politikaları, egemenlerin bir türlü istedikleri sonuca ulaşmalarına yetmiyorsa;
Bugün, Kürdüm diyen herkesi KCK’li diye içeri tıkan iktidarın, korku iklimini hakim kılmak istemesine inat BDP, oylarını genel seçimlerde ülke barajını aşacak oranda arttırıyorsa;
Bugün, her türlü teknolojik ve kimyasal silah olanaklarını kullanarak, operasyonlarla Kürdistan’ın her karış toprağı bombalanıp yağmalanırken, Kürt anaları bedenlerini panzerlerin önüne yatırmakta tereddüt etmiyor, Kürtler topyekün serhıldana kalkıyorsa;
Bugün, sürgündeki Kürtler, dondurucu soğuklara rağmen, emperyalist komployu deşifre edip boşa çıkarmak için uzun yürüyüşlerini, Avrupa gündemine oturtmayı başarabiliyorsa;
Bugün, Kürt Halkı, iktidarın Kürt sorunu çözümüne dair bütün oyalama taktiklerini her alanda teşhir edip, kurtuluşun yolunun kendi gücüne güvenmekten geçtiğini görüyorsa;
Bugün, Kürt Ulusu, mücadelenin ağır bedelleri ve kayıplarına rağmen, her defasında küllerinden yeniden dirilmeyi başarabiliyorsa; bu başarıyı halk olarak, haklarına ve onuruna sahip çıkmasındaki haklı gururdan aldığına hiç şüphe yok.
Ezilenlerin haklarını ve varlığını, emperyalist çıkarlarına feda etmekten çekinmeyen bütün ülkelerin desteğini alan TC devleti, dünyadan yalıtılıp yalnızlaştırılmak istenen Kürtleri şiddet siyasetiyle bitiremiyor, asimilasyon kalıbına sokmayı başaramıyorsa, insanca ve onurlu bir çözümden başka bir seçeneğinin kalmadığını görmek zorundadır artık.
Zira; uzun soluklu mücadelelerde yenilgilerin geçici olmaya mahkum olduğu, verilen kayıpların, yola devam etmekten alıkoymayacağı, tarihle de sabittir.
Bunun için yaprak döken bir yanımızın hep olacağının bilinciyle, bahar-bahçe olan diğer yanımızı diri tutmaktır aslolan!
Yaprak döker bir yanımız...