Her ciddi değişiklik büyük bir cesaret ister, yeniliklere açık olmak gerekir, doğru. Her değişime, sırf değişimden korktuğu için yahut çıkarlarına ters düşeceğini düşündüğünden karşı çıkanlar olur, bu da doğru. Ancak her değişiklik iyidir diyemeyeceğimiz gibi, HDP ve BDP’de yaşanan değişime yönelen tartışmaları bu şablonlara sıkıştırıp savmak bir o kadar yanlış veya eksiklik olur bana göre. Bunu yazıyorum çünkü hem benim kafamda bu değişime dair sorular var hem de etrafımda gördüğüm bu kadar soru, bu kadar belirsizlik, bu eksiğe işaret ediyor.

Daha önce de kısmen değindiğim üzere, gerek BDP’nin misyonunun devam ettiğini düşündüğüm için ve gerek HDP’nin kuruluş amacına uygun yapılanmasını tamamlayamadan bu değişime girmesinin, başta belirlenen amacına ulaşmasını olanaksız kılacağını düşündüğümden, planlanan bu değişimin sonuçlarından endişe ediyorum. Bu konuda pek çok Kürt ve "Türk" siyasetçi ile yaptığım fikir alış verişlerinden de vardığım sonuç da, endişeleri gidermek yerine büyüttü diyebilirim.
Bu tartışmalar içerisinde yanlış bulduğum iki noktayı özellikle belirtmek istiyorum. İlki bir itiraz; Kürtler neden Türk solcularını sırtlarında taşıyacak? İkincisi yeni HDP’ye bir olumlama; Kürtler milliyetçi çizgiden çıkabilmek istiyorlarsa sosyalistlerle bir arada olmak zorunda zaten.
Kürt siyasi hareketinin gücünün sosyalist hareketin gücünün üzerinde olduğuna da, birlikte bir yaşam tercihi varsa Türkiye halklarıyla beraber yapılacak projelere ihtiyaç olduğuna da kimse itiraz etmez elbette. Ancak ilkinde olduğu üzere birlikte yaşama değerleri üzerinden değil de güç üzerinden ilişki tanımlamanın, iktidarın yaklaşımından farkı ne? İkincisinde ise Kürt halkına ve siyasetine milliyetçi yaftası yapıştırmaya çabalayan burnu büyük ayrımcı bir yaklaşım yok mu?
Bu her iki düşünceyi de olumlamıyorum. Lakin HDP’nin, en geniş muhalefeti bağrında toplayan bir Türkiye partisi olmasının, bu hali ile mümkün olamayacağını düşünüyorum. Siyaset pratiğinin başka bir fotoğrafı öne çıkartacağını ve HDP’nin BDP’nin imajını devralacağını düşünüyorum. Bu HDP’nin yönetim kadrolarının tercihi değil olayların doğal seyrinde böyle olacak diye de düşünüyorum. Bu noktada aklıma İHD pratiği geliyor. İHD programında, tüzüğünde tüm insan hakları ihlallerini alanına dahil etmiş, hatta her konuda çalışma yapmış bir insan hakları örgütü olarak neden 'Kürtçü' diye yaftalanmıştır? Çünkü en çok Kürtler örgütlüdür, en çok Kürtler mağdur edilmektedir, en çok Kürtlerin hakları çiğnenmektedir ve en çok Kürtler itiraz etmektedir. Bu yüzden bu alanda çoğu kere en çok Kürtlerin hak savunuculuğu yapılmaktadır. Bundan doğal bir şey yoktur aslında ve İHD programına uygun davranmaktadır. Ancak oluşan imaj ve bu imajın yarattığı sonuçlar ortadadır. Bunun tersi yeni HDP’nin Kürtlerin taleplerine kulaklarını kapamasıdır ki, bunu hem yanlış buluyorum hem de buna ihtimal vermediğimden üzerinde durmayacağım.
Bunları derken, değişim kötüdür ya da BDP’de değişime ihtiyaç yoktu ya da Kürt siyasetinde yeni araçlara, oluşumlara ihtiyaç yoktu demiyorum elbette. Bunların hepsi mümkün ve gerekli olabilir. Ne gerekiyorsa yapılmalıdır da üstelik.
Ancak halihazırda, parlamentodaki BDP grubunun Kürtlerin kimlik ve özgürlük taleplerinin meşrulaşması ve savunulması noktasında önemli bir ihtiyacı karşıladığı halde neden dağıtıldığına, HDP grubu bu misyonu devraldığında Kürt partisi imajına bürünecek olduğuna göre bu değişimden ne fayda beklendiğine, bu durumun HDP’nin en geniş muhalefeti kapsayacak bir Türkiye partisi olma hedefini sakatladığına, bu değişimin Kürtler tarafında bir belirsizlik ve kısmi de olsa partiden uzaklaşma, Türkiye tarafında ise partiye katılımdan kaçınma davranışı yaratması karşısında ne önlem alındığına dair soruların halen ortada olduğunu düşünüyorum.
Herkes için ama özellikle mücadelenin samimi unsurları için, ikna kabiliyeti olan cevaplar acil ihtiyaç. İlgililere rica ediyorum.