Türkiye bir yandan cumhurbaşkanlığı seçimleriyle, bir yandan da hükümetin meclise sunduğu çözüm için “Çerçeve yasa” tasarısıyla meşgul. Gelecek sene de genel seçimler yapılacak. Bu seçim kargaşasında “Çözüm süreci” tartışılabilir mi? Ya da demokratik bir çözüm olabilir mi? AKP bu çözüm yasalarını kasten mi seçim arifesinde getirdi? AKP’nin amacı halkı oyalayıp kandırmak mı?

Görünüşe bakılırsa AKP Hükümeti çözümden yana. Kılıçdaroğlu da çözüm sürecine karşı olmadıklarını, sorunun mecliste tartışılmasını istediklerini söylüyor. Hatta CHP-MHP’nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu da çözüm sürecinden ve barıştan yana olduğunu açıkladı. Bu durumda çözüm sürecine açıktan karşı çıkan bir tek MHP kalıyor. Onlara da o rol verilmiş herhalde. Ama çözüm süreci de istenen hızda ilerlemiyor. Bunda devletin süreci kontrol altında tutma isteği ya da kontrolü kaçırma korkusu kadar, bölgedeki gelişmelerin belirsizliği de rol oynuyor.
Kürt sorununun çözümü ise tek parçada değil, genelde ve bir bütün olarak ele alınmak zorunda. AKP ve devlet bölgedeki baş döndürücü hızdaki gelişmelere ayak uydurmaya ve ayakta kalmaya çalışıyor. Kürt sorununun çözümünü de bu bağlamda ve kendi çıkarlarına göre değerlendiriyor. Açık ki onların derdi halkların eşitliği ve özgürlüğü değildir, gelişmelerden ve değişimden her anlamda en az zararla-en çok kazançla çıkmaktır.
Bölgede ve Türkiye’de 100 yıllık statüko iflas etmiştir. Eskiyi sürdürmek ya da canlandırmak olanaksızdır. Artık yeni bir dönem açılmıştır. Bu yeni dönemde ezilen halkların özgürlük istemleri belirleyici olacaktır.
Eski Türkiye tükendi, bitti. Şöyle ya da böyle yeni bir Türkiye kuruluyor, kurulacak. Yeni Türkiye’de eski statükocu siyasetlerin başarı şansı yok.
İşte seçim süreci bu nedenle önemlidir. Direnen statükoculuğa karşı, yeni Türkiye’nin değişimden yana özgürlükçü güçleri mücadeleyi yükseltmek zorundadır.
Selahattin Demirtaş’ın adaylığı bu açıdan çok önem kazanıyor. Şimdiye kadar cumhurbaşkanlığı seçimleri gündeme geldiğinde aday olarak bir kaç eski generalin ya da sivil bürokratın adı geçerdi. Kürtlerin, devrimcilerin esamesi bile okunmazdı. HDP, tüm ezilenlerin ortak adayı olarak S. Demirtaş’ı gösterdi. Bu seçim sürecinde yeni ve özgür bir Türkiye isteyenler düşüncelerini, önerilerini tüm kamuoyuna iletme ve kamuoyunu seferber etme olanağı bulacaklardır. AKP ve devletin tüm engellemelerine, medyanın sansürüne, çarpıtmalarına rağmen ve zor da olsa bu mümkündür. Özgürlük ve demokrasiden yana olan tüm güçler el ele verdiklerinde bu görevi başarıyla yerine getirebilir. Yeni Türkiye için başka bir yol yoktur.
Yeni Türkiye’ye karşı çıkarak eskiyi yani statükoyu sürdürebileceklerini zannedenler büyük bir yanılgı hatta gaflet içindedirler. Yeni bir doğum vakti gelip çatmıştır. Doğumu engellemek olanaksızdır. Önemli olan en az acı ve kan kaybıyla doğumu gerçekleştirmektir. Kürdistan Özgürlük Hareketi onlarca yıldır bu sorumluluğa sahip olduğunu göstermiştir. Bakalım, iktidarıyla, muhalefetiyle, devletiyle Türkiye siyaseti bu sorumluluğu, vizyonu ve mahareti gösterebilecek mi? Halkın özlemlerine karşı, halka karşı savaşmaktan vazgeçip halkların, ezilenlerin iradelerine, istemlerine saygılı olabilecekler mi? Yeni ve demokratik bir Türkiye için halkların özgürlüğüne ve iradesine saygı ilk şarttır. TBMM’deki gelişmeler bu saygının göstergesi olacaktır.