
Kuşkusuz yerel yönetimlerin alındığı yerlerde yönetim anlayışı da köklü değişecektir. Geçen dönem BDP belediyeleri AKP ya da başka belediyelerden farkını ortaya koymak için önemli bir çaba göstermişlerdir. Ancak eski belediyecilik anlayışını köklü aşmada sorunlar yaşamışlardır. Bir taraftan yasalar, bir tarafta alışkanlıklar toplumcu demokratik belediyecilik geliştirilmesinde engeller ortaya çıkarmıştır. Alışkanlıkları parçalamak atomu parçalamaktan zordur derler ya, bu gerçeklik belirli düzeyde BDP belediyelerinde de karşımıza çıkmıştır.
Özgür ve demokratik belediyecilik yapılarak Demokratik Özerkliğin kısmen temeli atılabilir, ya da Demokratik Özerkliğin bir adımı atılabilir; ancak toplumcu demokratik belediyecilik doğrudan Demokratik Özerkliğin inşası anlamına gelmez. Demokratik toplumcu belediyecilik tam uygulansa dahi buna demokratik özerklik diyemeyiz. Sadece demokratik özerklik için bir adım, bir zemin ya da Demokratik Özerkliği tamamlayacak bir model olarak görebiliriz. Ama yine de demokratik toplumcu belediyecilik yapmak çok önemlidir.
Kuşkusuz dünyada demokrasi bilinci ve eğiliminin gelişimiyle birlikte yerel yönetimlerde demokratikleşme gelişmektedir. Bunun en somut örneği, yapılacak işler konusunda kent toplumunun görüşünün alınmasıdır. Planlanacak ve yapılacak her işte kent toplumunun görüşünü almak önemlidir. Yine yerel yönetim harcamalarının şeffaflaşması da diğer önemli bir adımdır. Bunlar artık demokratik belediyeciliğin olmazsa olmaz karakteri haline gelmiş bulunmaktadır. Kuşkusuz bu anlayış her yerde pratikleşmiyor. Türkiye gibi ülkeler hala bu anlayıştan çok uzaktırlar. BDP belediyelerinde bile belli düzeyde uygulansa da hala bu sistem tam oturtulmuş değildir. Ancak Demokratik Özerkliğin öngördüğü belediyecilik bundan daha öte bir şeydir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin öngördüğü yerel yönetim anlayışı tam anlamıyla demokratik toplumcu yerel yönetimdir ve tüm işleri halkla birlikte yapan bir yerel yönetim anlayışı geliştiriyor. Demokratik Özerkliğin yerel yönetim anlayışı esas olarak budur. Toplum işlerini toplumla birlikte yürütmektir.
Demokratik toplumcu belediyecilikte taşeronluk yoktur. Klasik anlamda işsizlik yoktur. Bazıları patron, diğerleri işçi değildir. Tüm işler örgütlenmiş toplumla yürütülür. Tabii ki hizmetin karşılığı alınır, ama bu bazılarının işini yapmak biçiminde alınan ücret değildir. Yani işler kapitalist mantıkla yapılmayacaktır. Kapitalist mantık her bakımdan sömürüdür; doğanın sömürülmesidir, insanın sömürülmesidir, insanın çağdaş köle gibi çalıştırılmasıdır.
Demokratik topluma dayalı yerel yönetimlerde sadece hangi işlerin yapılacağı topluma sorulmayacaktır, eğer işlerin nasıl yapılması gerektiği konusunda demokratik toplumcu zihniyet hakim kılınmazsa yine kapitalist sistem içinde bir iyileştirme yapmaktan başka bir şey yapılmış olmaz. Eğer gerçek demokratikleşme olacaksa demokratik topluma dayalı radikal demokrasi olacaksa, yerel yönetimler de bu demokrasinin, yani Demokratik Özerkliğin temel taşlarından biri olacaksa, yerel yönetim modelinin köklü değiştirilmesi şarttır. Yoksa AKP'nin ya da CHP'nin iyisi olmaktan başka bir konum yaşanmaz. Demokratik belediyecilik sadece AKP ya da CHP'nin iyisi olmakla yetinmek değildir.
Kapitalist modernite ufkunu aşmadan toplumun ihtiyaçlarına cevap veren bir yerel yönetim anlayışı geliştirilemez. Bunun için de kapitalist modernitenin zihniyetinin hakim olduğu yerlere bakmak ya da dünyada böyle oluyor, bizde de böyle olur diyerek halkçı, demokratik toplumcu, özgür ve demokratik belediyecilik yapılamaz. Aksine kapitalist moderniteden farklı olunursa halka hizmet eden bir belediyecilik yapılabilir. Öyle bir model yaratacağız ki, bu model demokrasiye, radikal demokrasiye hizmet edecektir. Halka hizmet de ancak radikal demokrasi anlayışıyla gerçekleştirilir.
Eğer yerel yönetim modelimiz halkı örgütlü kılmıyorsa, halkın örgütlü gücüne dayalı bir yerel yönetim ortaya çıkarmıyorsa orada topluma hizmet etmeyen bir yerel yönetim anlayışı gelişir. Bu da kapitalist modernite anlayışının ufkunun dışına çıkılmadığı anlamına gelir. Yerel yönetimin birçok işi vardır. Mahalle ve sokakta birçok iş vardır. Bu açıdan demokratik toplumcu yerel yönetim ev ev, sokak sokak, mahalle mahalle toplumu örgütleyebilmelidir. Örgütlü topluma dayalı bu model işlediğinde hem toplum, hem çalışanlar, hem de yerel yönetim kazanacaktır. Kapitalist modernite belediyeciliğinde yapılacak işlerin on katı, yüz katı fazla iş yapılacaktır. Yeter ki böyle bir modeli örgütlemesini bilelim.
Kürdistan'da yoğun işsizlik var. Yerel yönetimler yapacakları işler etrafında bu işsizliği önlerler. Hatta birçok yeni iş alanı açarlar. Ekolojik bir toplum anlayışı bile muazzam yeni iş alanları açar. Bu yerel yönetim modeli birçok kaynağı da ortaya çıkarır. Kapitalist modernite modeli kaynakları başkalarına aktardığı gibi, birçok kaynağı da azami kar yasasına uymadığı için kurutur. Azami kar değil de toplumun ihtiyaçları esas alındığında iş alanları da, kaynaklar da artar.
Demokratik toplumcu belediyecilik konusunda büyük bir yoğunlaşma gerekir. Farklı bir belediyecilik, farklı bir model mutlaka ortaya çıkarılmalıdır. Aksi halde rantçılık ve sömürüyü esas alan AKP ve CHP’nin iyisi olmaktan öteye geçilemez. Bu açıdan farklılık her konuda ortaya konulmalıdır. Tüm yerel yönetimler bu iddiayla planlamalar ve düzenlemelerle işe başlamalıdır. Eskiye uyum sağlama, eskiye adapte olma olmamalıdır. Eskiyi köklü değiştiren bir hizmet yapılmalıdır. Eşbaşkanlık modeli zaten böyle bir değişimin yapılmasının zihniyetini yaratmayla ilgilidir. Eşbaşkanlık sadece kadın-erkek eşitliği ya da bir kadının eşbaşkan olması değildir; köklü bir zihniyet hamlesidir.
Demokratik özerklik yaşamın tüm boyutlarında örgütlü toplum haline gelmek, toplumun kendi kendini yönetmesi ve tüm işlerini bu yönetimle yapmasıdır. Eğitim, sağlık, hukuk, ekonomi ve diğer tüm alanlarda toplumun kendini örgütleyerek kendi işlerini kendisinin yapmasıdır. Devletten bir şey beklemeden, hatta devleti işlevsizleştirerek toplumun kendi kendini yönetmesini sağlamak Demokratik Özerkliği inşa etmektir. Devlet dışı toplumu örgütlemek ve işlerini devlet dışında yapmaktır. Devlet bu özyönetimler ve toplumun kendi işini kendi yapmasına karşı çıktığında ise tabii ki meşru ve öz savunma devreye girer. Yeni dönemde demokratik özerklik bu doğrultuda inşa edilecektir. Demokratik siyasetin kazandığı yerlerde, yerel yönetimler de Demokratik Özerkliği tamamlayan özyönetim kurumları olarak kendini örgütleyip pratikleştirmelidir.