Bugünkü gazetelerin hepsinde aynı başlık var. İlk gerilla grubu Kandil’e ulaştı. İlk gerilla grubu Metina kampında. Hasan Cemal de iki gazeteci ile birlikte kampa ilk ulaşan gerilla grubu ile birlikte imiş. Haberin ayrıntıları bilahare gelecekmiş.
Barış sürecinin başlaması ile birlikte ortaya atılan sorulardan birisi de barış süreci, demokrasi olmadan gerçekleşebilir mi!? İnsanların ilk etapta kafalarını karıştıran bir şaşırtmacalı soru.
Tıpkı ‘yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan’ sorusu gibi. Soruluş biçimi kötü niyetli değilse cevabı gayet basittir. Barış ve demokrasi özgür yaşamanın, çoğulculuğun iki yüzüdür. Bir yüzü demokrasi, diğer yüzü ise barıştır. Bu nedenle sorunun yanıtıda her ikiside birbirinden çıkar olmalıdır. Barış’ın olmadığı yerde demokrasi, demokrasinin olmadığı yerde barış olmaz. Bu iki kavramı birbirinden ayıramazsınız. Bakın barış süreci sayın Öcalan’ın dört metrekarelik mekanında olabilecek her türlü suçlama göğüslenerek alınmasa idi, beş aydan bu yana kimbilir kaç tane cenaze gelirdi. Reyhanlı’da patlayan bombalar acaba İstanbul, Ankara ya da Akdeniz ve Ege sahillerinde de patlamaz mıydı?
Suriye’de iç barış sağlanabilseydi, elli yıldır BAAS partisi tek başına, Esad ailesi de kırk yıldır ülkenin kaderinde söz sahibi olmayıpta, halklar ve mezhepler arasında barış ve çoğulcu demokratik bir sistem olsaydı, Sünniler ötelenip, Kürtler metruk(kayıtsız) edilmeseydi, demokrasi tüm kuralları ile işlemiş olsa idi, Suriye iki yıl içerisinde harabeye döner miydi?
Ortadoğu’da gerçek bir barış, gerçek bir demokrasi olsa idi Türk, Arap, Fars, Kürt, Sünni, Şii, Alevi, Nasturi, Hıristiyan, Êzidi, Kıpti, Hanefi, Şafii, Hambeli, Maliki, Vahabi, Selefi birbirlerinin hak ve hukuklarına sahip çıkıp birbirlerini ötelemese idiler, Ortadoğu’da bugün bir varil petrole bin ton adalet dağıtılır mıydı? Ortadoğu halkları süper güçlerin, kapitalist moderinitenin maşası olur muydu? Şimdilerde birileri kalkmış barış süreci nedeni ile demokratikleşme göz ardı edilmesin diyor. Peki barış olmadan, silahlar karşılıklı olarak susmadan, savaş döneminin özel orduları inlerine çekilmeden ülkenizi nasıl demokratikleştireceksin.
Ülkende halk demokratikleşme iradesi ile yoğrulmadan, çoğulculuğun gerekleri işletilmeden halklar, sınıflar, inançlar arası denge sağlanmadan barışı nasıl sağlayacaksın?
Barış ve demokrasinin ana rahimleri birdir. Barış ve demokratikleşme ana rahminde döllenen ikizler gibidir. Biri olmadan diğeri yaşıyamaz. Biri ağladığı zaman diğeri de ağlar. Onun için yıllardır kafaları her türlü anti-demokratik uygulamalarla karmakarışık olan halkın kafasını boş sorularla meşgul etmeyin. Barış demokrasiden, demokrasi de barıştan çıkar. Bölgede barış ve demokrasi olmadığı için Cilvegözü’nde, Reyhanlı’da bombalar patlıyor, masum siviller, çocuklar ölüyor. Banyas’taki Sünni köyünde insanlar inaçlarından dolayı doğranıyor. Kerbela’da, Necef’te, Pakistan’da Şii camileri bombalanıp insanlar öldürülüyor. Siz halen insanların kafalarını şaşırtmacalı sorular sorarak karıştırmaktan vazgeçin, barış ve demokratikleşme için elinizi taşın altına koyun. Koyun ki eliniz acısın. Yıllardır elleri taşın altında olanların acılarını hissedebilesiniz.
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* Bağdat Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi öğrencisi Leyla Qasım ve dört arkadaşının düzmece bir dava sonucunda aldıkları idam cezası Baas rejimi tarafından, 13 Mayıs 1974 tarihinde Bağdat’ta infaz edildi.
* 15 Mayıs 1932 tarihinde G.Batı Kürdistan’da Celadet Bedirxan yönetiminde Latin harfleri ile ilk defa Kürtçe Hawar dergisi çıkarıldı. Bugün Kürt dil bayramı olarak kabul edildi.
* Kürtçe-Zazaca-Türkçe Roja Newe gazetesi 15 Mayıs 1963 tarihinde İstanbulda yayınlandı. 20-21 Mayıs olayları nedeni ile ilan edilen sıkıyönetim komutanlığınca yasaklandı.
* Kürt yurtseveri ve devrimcisi, Dicle-Fırat gazetesi sahibi ve yazarı, TİP Eminönü İlçe Başkanı, DDKO davası sanıklarından Edip Karahan 15 Mayıs 1976 tarihinde İstanbul’da kaldığı Otelde geçirdiği kalp krizi sonucu aramızdan ayrıldı.
* Xoybûn örgütü ve İhsan Nuri Paşa’nın örgütlediği Ağrı Kürt Milli hareketi 16 Mayıs 1926 da başladı. İhsan Nuri Paşa hareketin başına 1927’de getirildi.
* PKK hareketinin öncü kadrolarından Ferhat Kutay, Necmi Önen, Mahmut Zengin ve Eşref Anyık 17 Mayıs 1982 tarihinde Diyarbekir Cezaevi’ndeki uygulamaları ve teslimiyeti protesto etmek için bedenlerini tinerle yakarak şehit oldular.