HDP’nin üçüncü dönem de seçilen milletvekillerinden Hüda Kaya, HDP’nin sol-seküler çevrelerle yakaladığı başarıyı, diğer çevrelerle de yakalaması durumunda %15’i aşan bir oy oranına ulaşacağını söyledi.
YAVUZ ÖZCAN
Üçüncü kez HDP’den Milletvekili olan Hüda Kaya, HDP’nin belki de en renkli simalarından birisi. Ülkücülükten İslamcılığa, türban eylemlerinden Kandil’e uzanan ve HDP Milletvekilliğiyle devam eden bir yaşam hikayesine sahip Hüda Kaya. Sıra dışı yaşamında, sanki ülkedeki tüm mağduriyetlerden bir parça taşıyor gibi… Tek başına büyüttüğü 5 çocuğuyla, üç kızıyla birlikte cezaevi cezaevi dolaşmasıyla, idamlık davalarıyla, insan hakları savunuculuğuyla, göçmenliğiyle ve nihayetinde demokrasi ve Kürtlerin mücadelesinde aldığı mevziyle. Demokratik İslam Kongresi Eş Başkan ve HDP milletvekili Hüda Kaya ile gündeme ilişkin konuştuk.
Türkiye’nin Rojava’ya yönelik işgal saldırılarını değerlendiriyorsunuz?
Maalesef savaşlar, işgaller, çatışmalar ve kutuplaşmalar tarih boyunca sallantıda olan saltanatların, güçten düşen iktidarların ve risk altındaki sermayenin can simitleri olmuştur. İktidarcılıktan beslenmeyen kriz, savaş, çatışma yoktur. Halklar, insanlar kaba bir milliyetçilikle kendiliğinden savaşlar çıkarmazlar, çıkaramazlar.
İsrail'de de geleceği tehlikede olan, hırsızlıkla, yolsuzlukla, skandallarla başı derde giren iktidarlar nasıl hemen düzmece gerekçelerle Filistin'e ve Filistinlilere siyasi ve askeri operasyonlar başlatıyorsa, nasıl milletvekillerini ve belediye başkanlarını, yüzlerce Filistinliyi tutukluyorsa, nasıl adı zeytin olan barış olan harekâtlarla yüzlerce insanın ölümüne, yaralanmasına, göç etmesine sebep oluyorsa, Türkiye’de de Saray rejimi saltanatını bu şekilde sağlama almaya çalışıyor. Zaten savaş ve çatışma politikaları ile ilgili AKP'nin İsrail'den doğrudan destek aldığı ile ilgili bilgilerimiz var. Bu hamleler kısa vadede maalesef sonuç alıcı adımlar olsa da orta ve uzun vadede kaçınılmaz olan sondan kurtaramayacak elbette. AKP iktidarı da ömrünü biraz daha uzatmış olsa da görüldüğü gibi sona geldi.
2002’den bu yana iktidarda olan AKP’nin getirdikleri ve götürdükleri neler diye sorarsak nasıl özetleyebilirsiniz?
AKP iktidarının başından bugüne kadar getirdiklerini ve götürdüklerini üç ayrı süreci ele alarak değerlendirmek gerek. Ama özetlemek istersek sonuç itibariyle kabaca herkesin malumu olduğu gibi nefret, kin, düşmanlık, ölüm, baskı, yasak, zam, sömürü, beton getirdi. Götürdükleri ise saymakla bitmez. Koca bir ülke enkazı, maddi ve manevi, ahlaki ve psikolojik enkaz bıraktı. Maalesef bu yıkımı engelleyemedik.
Çok büyük bedeller ödemiş olsak da ‘AKP yaptı’ deme kolaycılığından önce hepimizin ‘engelleyemedik’ diyerek de bir özeleştiri vermesi gerekiyor. İktidarın kendisi zaten bozguncudur. İktidarlaşan her şey özü ne olursa olsun bozguna uğrar ve bozguna uğratır. İktidarın siyaseti de, iktidarın dini de, iktidarın bilimi de, atta iktidarın barışı ve demokrasisi de böyledir.
Toplumsallaşmayan barış gibi, siyaset gibi, bilim gibi toplumsallaşmayan din de sömürü aracı olmaya mahkûmdur. Yoksa din ve inanç elbette siyasetten kopuk değildir. İnanç hayatın her alanında etkisini sirayet ettirir.
Ben de nihayetinden inancımdan aldığım referanslarla bir siyaset yürütmeye çalışıyorum. Ama biz toplumsal olana değer veriyoruz.
İktidar söz konusu olduğunda din araçsallaşıyor mu?
İktidar söz konusu olduğunda din araçsallaşıyor ve iktidarlaşan din, iktidarlaşan her şey gibi yozlaşıyor, yozlaştırıyor, istismara açık hale geliyor. Dolayısıyla muktedirin dini din olmaktan çıkıyor, karşı din haline geliyor. Devletin kontrolünde hatta devletin emrinde olan bir dinin Allah’ın dini olması mümkün değildir, tabiata aykırıdır. Çok acı ki; ‘Özgürlük, hukukun üstünlüğü, atanmışların değil seçilmişlerin yönetimi, demokrasi’ gibi vaatlerle iktidar olan AKP bugün Kürt ve Kürdistan sorununda soykırımcı, insanları diri diri yakan, kesen, kendi gibi olmayan herkese düşman olan DAİŞ’ten bile geri durumdadır.
Bu Kürtler İslami olmayan ne istediler, ne istiyorlar? Kuran’a göre hak olan neyse öyle olsun’ dediğimizde referanslarının Kur’an olmadığını ve kaçtıklarını görüyoruz.
HDP’nin her gün belediyelerine kayyum atanıyor. Bu daha nereye kadar devam edecek?
HDP mazlum, emekçi ve direngen halkından başka bir gücü olmayan, legal siyasi faaliyet yürütmeye çalışan bir parti. Vekil sayısı, üye sayısı, teşkilatı, örgütlenmesi ortada. Ve uzun bir süredir bu parti, bileşenleri, dostları, destekçileri devletin 7/24 her yerden saldırısı altında. Kayyım darbesi ile gasp edilen belediyeler de, açılan bu savaşın bir parçası. Bu saldırganlığın gitmeyeceği yer yok, sınırı da yok.
Saray rejimi ayakta kalabilmek ve devrilmemek için tek reçetesinin savaş, düşmanlık, kin, nefret, kutuplaşma olduğuna inanıyor. Ve kısa vadede bu savaşçı zalim politikaların sonuç verdiğini de görüyor.
İlk başta ifade ettiğim gibi, ben ‘AKP neler yaptı, neler yapacak’ kısmından çok ‘biz neler yaptık, neler yapamadık, engelleyemedik, niye engelleyemedik, nasıl engelleriz’ tarafıyla ilgilenmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Bu konuda özeleştirel bir noktada mısınız?
HDP maruz kaldığı saldırılar yüzünden gerektiği gibi aktif bir harekete, seferberliğe giremiyor.
Nasıl ki daha önce on binimizi aldılar bizler yüz binler olduk çıktık. Şimdi yüz binimizi aldılar ve mutlaka milyonlar olarak çıkacağız. Bu nasıl bir gerçekse, kısa vadede HDP’ye açılan bu savaşın kısmen de olsa sonuç aldığı da bir gerçek. Ancak eksiklerimizin, hatalarımızın tek sebebi budur diyerek geçiştiremeyeceğimiz şeyler de var. Elbette daha özel meclislerde tartışılması, eleştirilmesi gereken önemli eksiklerimiz, hatalarımız olduğu gibi, daha açık daha genel tartışmamız gereken eksiklerimiz ve hatalarımız da var. Bunların başında ne kadar görmezden gelinse de HDP’nin sol-seküler siyaset ve tabanla yakaladığı başarılı iletişim ve ilişkilenmeyi, kendini sol-seküler olarak tanımlamayan ve potansiyel tabanımızın çoğunluğunu oluşturan kesimlerle yakalayamadığıdır.
HDP barıştan, eşitlikten, emekten, doğadan yanayım diyen, birbirinden farklı hatta bazı konularda birbirlerine ters olsa da her kimliğin, her rengin, hak mücadelesi ve siyaseti yapabileceği bir siyasi alan.
Bu ortaklaşılan insanlığın evrensel temel ortak akli ve vicdani değerleri dışında herhangi bir renk ya da kimlik daha baskın hale gelirse üst kimlik oluşur ki bu da HDP'nin kendi özünden uzaklaşmasıdır, bitmesidir. Çünkü önerilme amacı bu, doğma sebebi bu, barajı geçmesinin sebebi de bu. Bu konudaki eksiklikler ve hatalar hem yapısal örgütlenmelerde, hem açıklamalarda, söylemlerde, hatta kongrelerdeki görsel temalarda bile net bir şekilde hissediliyor ve eleştiriliyor.