HİÇBİR DELİL/KANIT YOKTU
65 yaşındaki Koçer Özdal, 4 yıl önce Muş’ta gözaltına alınıp tutuklandı. Hiçbir delil ve kanıt olmadan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Cezasının onaylanmasından sonra tek kişilik hücrede yaşamak zorunda bırakıldı.
CEZAEVİNDE HASTALANDI
Özdal, cezaevi koşullarından kaynaklı mesane kanserine yakalandı. Hastalığa bağlı olarak böbrekleri iflas etti. Tedavisi yapılmadı, kanser yayılmaya başladığı halde tahliye veya dışarıda tedavi için yapılan bütün başvurular reddedildi.
ARTIK BİLİNCİ DE KAPANDI
Bafra T Tipi Kapalı Cezaevi’nde artık tamamen fenalaşınca 19 Temmuz’da Ankara Numune Hastanesi’ne kaldırıldı. Ailesi, bir hafta sonra yoğun bakıma alındığını öğrendi. Kanserin vücudunun tamamını kapladığı Özdal’ın bilinci de kapandı.
ÖLÜMÜNE KADAR KELEPÇE
Özdal buna rağmen yatağa kelepçeli tutuldu ve başında Türk güçleri bekletildi. 27 Ağustos’ta hastane yatağına elleri ve ayakları kelepçeli olarak yaşamını yitirdi. Gimmgim’nın Kêrs köyüne götürülen Özdal için cenaze töreni ve taziyeye de izin verilmedi.
DALGA GEÇER GİBİ
Yaşamını yitirmesinden 56 gün sonra, daha önce yapılan başvuruya cezaevinden gelen yanıt, Bafra Kaymakamlığınca Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne (CİSST) gönderildi: “Durumu iyidir, cezaevindeki oğluna da bilgi verildi.“
HAYRİ DEMİR
MA/ANKARA
Yatağa bağlı olarak iki ay önce yaşamını yitiren tutuklu Koçer Özdal’ın Kayseri’de tutuklu oğlu Savcı Özdal’ın yanına sevk edilmesi için CİSST’in yaptığı başvuruya Bafra Kaymakamı Ali Fuat Türkel, 56 gün sonra cevap verdi. Kaymakam, Özdal’ın durumunun iyi olduğunu ve oğluna bildirildiğini kaydetti.
Bafra T Tipi Kapalı Cezaevi’ndeyken sağlık durumunun kötüleşmesi sonucu hastaneye kaldırılan ve 38 gün sonra yatağa kelepçeli bir şekilde yaşamını yitiren Koçer Özdal’ın durumuyla ilgili skandal bir geri dönüş yapıldı. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Özdal’ın durumunun ağırlaşması sonrası Kayseri 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu oğlu Savcı Özdal’ın yanına sevki için başvuruda bulunmuştu. Bafra Kaymakamlığı, Özdal’ın ölümünden 56 gün sonra kuruma dönüş yaptı. Bafra Cezaevi İnsan Hakları İhlalleri Gözlem Kurulu’nun İlçe Sağlık Müdürü’ne dayandırarak 10 Ekim’de İlçe Kaymakamlığı’na gönderdiği yazıda, Özdal’ın durumunun iyi olduğu kaydediliyor.
56 gün sonra cevap verildi
Bafra Kaymakamlığı’na gönderilen yazıda şunlar kaydedildi: “Tarafımızdan gönderilmiş ilgi yazı ekindeki dilekçeye istinaden kişinin dilekçesine Kaymakamlık aracılığı ile cevap yazılmıştır. Kişi ile görüş yapılmamıştır. Kişinin Kayseri 2 No’lu Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki oğluna durumunun iyi olduğunun bilgisi verilmiştir.”
Skandal bununla da bitmedi
Ancak skandal bununla da bitmedi. Bafra Cezaevi İnsan Hakları İhlalleri Gözlem Kurulu adına yazılan yazıyı hiçbir araştırma gereği duymayan Kaymakam Ali Fuat Türkel, 12 Ekim’de üst yazı ile CİSST’e yanıt olarak tebliğ etti. Kaymakamın yanıtı 22 Ekim’de yani Özdal’ın ölümünden tam 56 gün sonra CİSST’in eline geçti. Kaymakam Türkel’in gönderdiği cevapta, Özdal için “Bafra KCK hükümlüsü” diye belirtmesi dikkat çekti.
Cezaevinde hastalıklara yakalandı
Muş’ta 2014’te gözaltına alınıp tutuklanan ve hiçbir somut delil olmadan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan 65 yaşındaki Özdal, tutuklu bulunduğu dönemde koşullardan kaynaklı böbrekleri iflas etti, yüksek tansiyon ve mesane kanserine yakalandı. Ağır hastalıkları nedeniyle hapis cezasının infazının ertelenmesi ve tedavisinin sağlıklı sürdürülebilmesi için yapılan tüm başvurulara olumsuz yanıt verildi.
Ölümüne kadar kelepçeliydi
Tutukluluğu devam ederken, durumunun fenalaşması üzerine 21 Temmuz’da Ankara Numune Hastanesi’ne sevk edildi. 24 Ağustos’ta bilinci kapanan Özdal, 27 Ağustos’ta hastane yatağına elleri ve ayakları kelepçeli bir şekilde yaşamını yitirdi.
Cenaze töreni ve taziye yasaklandı
Son yolculuğuna uğurlanmak için Muş’un Varto ilçesine bağlı Boylu (Kêrs) köyüne götürülen Özdal’ın cenazesine ailesinin dışından kimsenin katılmasına da izin verilmedi.

------------------------------------------------------------------------------------------------------
Önce işkence, sonra hücreye
Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Abdullatif Teymur, “Önce işkence ettiler. Şimdi de hepimize 50’şer gün hücre cezası verdiler” dedi.
Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan 21 siyasi tutukluya “ayakta sayım” vermedikleri gerekçesiyle 25 Eylül’den başlayarak 4 gün işkence yapıldığı iddia edilmişti. Şimdi de söz konusu 21 tutukluya 50’şer gün hücre cezası verildiği ortaya çıktı. Hücre cezası alanlardan Abdullatif Teymur’un ablası Gülseren Yıldırım, kardeşiyle yaptığı görüşmeyi ve yaşanan hak ihlallerini anlattı.
Hastane yerine hücreye koydular
Kardeşi Abdullah Teymur ile yaptığı görüşmede kendisine 25 Eylül’de askeri sayım dayatmasını kabul etmedikleri için işkence ve kaba dayağa maruz kaldıklarını aktardığını söyleyen Yıldırım, devamında şunları anlattı: “İşkencenin 4 gün boyunca devam ettiğini ve darp ettikleri gün yürüyemez halde olan arkadaşlarına da revir doktorunun ‘burada morluk var’ gibi şeyler yazıp gönderdiğini söyledi.
Tam bir muayeneden geçmedikleri için rapor alamamışlar. Doktor, bir arkadaşlarının hastaneye gitmesi gerektiğini söylemesine rağmen hastane yerine tekrar hücreye götürüldüğünü belirtti. Başka bir arkadaşlarının kulağı patladığı için de işitme sorunu yaşamış. Revirde ağrı kesici bile verilmediğini söyleyen kardeşim, bu olaylardan sonra da soruşturma açıldığını ve 50’şer gün hücre cezası verdiklerini aktardı. ‘Biz ne yaptık ki’ diyerek dilekçe yazdıklarında ise dilekçeleri reddedilmiş. Yaşları ilerlemiş iki arkadaşlarını ise başka bir cezaevine sürgün etmişler.”
Elektrik ve su kesiliyor
Yıldırım, 25 Eylül’den bu yana hiçbir etkinliklerine de izin verilmediğini belirterek, kardeşinin söylediklerini aktarmaya devam etti: “Hasta olan arkadaşlarımız var aramızda. Dilekçe yazıyoruz revire çıkmak için ‘tamam’ diyorlar. Ama hiçbir şey yapılmıyor. ‘Talepte bulunursanız sonucu bu olur’ diyerek psikolojik baskı uyguluyorlar. 25 Eylül’den sonra diğer koğuştaki arkadaşlarımızla görüşmemizi yasakladılar.
Geceleri elektrikleri kapatıyorlar. Elektrik ve sular yalnızca siyasi koğuşlarda kesiliyor. ‘Sorun var’ deniliyor ama sorunların çözümü yok. Kaba dayağa maruz bırakılan bizleriz. Sürgün edilen, hücre cezası verilen, en insani haklarından maruz bırakılan yine bizleriz. Biz bundan sonra ne olacak bilmiyoruz. Dışarıda sesimize ses olun.”
Çok zayfılamış, çökmüş
‘Ben Kürt’üm ve Kürtlüğüme sahip çıkıyorum’ diyenlere bu işkencelerin yapıldığını belirten Yıldırım, “Kardeşim 29 yaşında. Saçları beyazlamış, çok zayıflamış, çökmüş. En temel haklarından mahrum bırakılıyor. Güneşi göremiyor. Yaşatılan tüm sorunlara karşı kendi morallerini yükseltmeye çalışıyorlar ama eridiğini, yalnız bırakıldıklarını da görüyorum” dedi.
Cezaevi müdürünün siyasi tutuklulara, “Siz Türk’ün gücünü göreceksiniz. Devletin şefkatli kollarındasınız” dediğini de hatırlatan Yıldırım, son olarak şu çağrıda bulundu: “Acının, işkencenin ideolojisi yoktur. Bugün en tepede olanlar yarın cezaevinde olabilir. Herkesi insan olmaya, barış dilini kurmaya davet ediyorum. Ben Kürt’üm. Kimliğim, kim olduğum belli. Oradaki tutukluların hepsinin kardeşiyim, ablasıyım. Birlik olup başka bir yol açtığımızda ancak iyileşebiliriz” şeklinde konuştu.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Engelli tutsağa da ayakta sayım
Manisa T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan yüzde 52 engelli (çocuk felci) Özgür Bektaşoğlu, İHD İzmir Şubesi’ne gönderdiği mektupta, cezaevi idaresi tarafından ayakta sayım dayatıldığını belirterek, işkenceye maruz kaldığını yazdı.
Manisa T Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan yüzde 52 engeli polio sekeli (çocuk felci) olan hasta tutuklu Özgür Bektaşoğlu (43), İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi’ne gönderdiği mektupta, “Bir ay önce Manisa T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildim. Aynı gün getirildiğim cezaevinden tehditle çıplak aramaya tabi tutuldum. 11 Ekim sabahı sayımı ile ilgili olarak sayım verdiğim ve görevli personele direndiğim iddia edilmektedir.
1 yaşından beri Polio Sekeli hastasıyım ve bu nedenle de ayakta sabit durmakta güçlük çekiyorum. Yüzde 52 engeli durumum ve Polio Sekeli hastalığım var. Ancak geçen gün hücreye gelen İnfaz Kurumu memurların ve Cezaevi 2. Müdürü tarafından zorla ayağa kaldırıldım ve tekmil vermeye zorlandım. 13 Ekim sabahı sayımlarında kol bükme ve yere savurma şeklinde işkence ve kötü muameleye dönüştü.
Cezaevi 2. Müdürünün ‘Say’ diye tekmil komutuna karşılık olarak, saymayacağımı, sayma işinin kendisine ait olduğunu söyledim. Cezaevi yönetimi ayakta sayımlar ile zorla ayağa kaldırıyor ve yerlere savuruyor. Benimle birlikte Söke’de getirilen Özgür Çelik adlı bir arkadaşımla beraber bir hücreye konulduk. Cezaevi idaresinin buraya koğuş olarak gösteriyor. Ancak burası bir hücre ve bizden 1 ay önce hücreye getirilen 2 hükümlü ile beraber 4 kişi aynı kötü muameleye maruz kalıyoruz. Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusundan bulunduğum halde bu sistematik kötü muamele ve işkence devam ediyor. Bunun yanında hakkımda soruşturma açıldı.”
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
20 kadın tutsak Tarsus’a sürüldü
Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nden 5’i hasta 20 kadın tutsak, Tarsus T Tipi Kapalı Kadın Cezaevi’ne sürgün edildi.
Son tutuklamalarla birlikte E Tipi Cezaevi’nde toplam 61 kadın tutukludan 20’si Tarsus T Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildi.. Tutukların aile ve avukatlarına hiçbir bilgi verilmeden sürgün edildiği ve içlerinde yatalak Halime Işıkçı ile birlikte 5 ağır hasta tutuklunun da bulunduğu öğrenildi.
Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP) üyesi Avukat Bünyamin Şeker, Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan 20 kadın tutuklunun haber verilmeden sevk edilmesinin hukuki olmadığını kaydetti. Cezaevinde bulunan 61 kadın tutuklunun sadece iki koğuşta tutulduklarına dikkat çeken Şeker, cezaevindeki 20 kişilik odada 40 kişi, 13 kişilik odada ise 20 kişinin kaldığını söyledi.
Daha önceki sevklerde cezaevindeki doluluk oranının gerekçe gösterildiğini belirten Şeker, sevklerin yeni yapılan Diyarbakır D Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’ne yapılması gerekirken, Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’ne sevk edildiğini kaydetti.
Hastalar da ring aracıyla
Cezaevlerinde uzun zamandır uygulanan keyfi sevk politikalarının devam ettiğine dikkat çeken Şeker, yasalara göre normalde ailelerin bilgilendirilerek bu sevklerin gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtti.
Şeker, “Karşılaştığımız herhangi bir sürgünde önceden ailelere bilgi verilmiyor. Bir sabah herkesi sürgün ediyorlar ve ailelerin çok sonra haberleri oluyor ya da biz bir müvekkilimizi ziyaret ederken bu bilgiyi elde ediyoruz. E Tipi’ndeki sürgün de öyle oldu ama bizi asıl endişelendiren, hastaların ring aracıyla götürülmesidir. Çünkü ring aracıyla götürüldüklerinde tutukluların darp edilmesi, cezaevlerine girişte çıplak arama dayatması gibi konularda kadın tutsakların yolda nasıl bir muameleye karşılaştıkları bizi endişelendiriyor” dedi.