Evlilik yıldönümleri, doğum günleri, sevgililer günü gibi özel olarak türetilmiş günlerimiz var.

Adına çağdaş denilen dünya, bir türlü tanımlanamayan aşkı, yılın bir tek gününe iliştirdiği kırmızı güllerle kutsar. 14 Şubat her yıl Sevgililer Günü olur ve kabına sığmayan, coşkun ruh hallerinin kutsal bir ayini haline dönüştürülür.
Dünyayı kasıp kavuran, bir tutku haline getirilen bu mantık dayatılmış bir tuzak gibidir.
Bu günlerde ‘ekstra’ romantik jestler bekleyenler için kriz adeta ‘geliyorum’ der. 364 gün emek verilmeyen, hatta olumsuzluğun hakim olduğu bir ilişkinin bir günlük romantizmi, taraflara çok anlamlı geldiği de söylenemez.
Peki, sadece özel günlerde mi hatırlasınız sevdiğinizi? O günlerde mi anlarsınız onun sizi sevdiğini veya sizin onu sevdiğinizi. Eğer o insanı gerçekten seviyorsanız, her gün, her saat o aklınızdadır zaten. Neden sadece sevgililere özel bir gün? Belli bir mantıkla bakıldığında sevgililere her gün özel olması gerekmez mi?
***
Bu işin bir de ekonomik boyutunu düşünelim. Kadınların dünya ticaretine verdikleri katkıları hesaba katarak devam edersek bu olayın tamamen belli noktaları zengin etmekten başka hiçbir şey olmadığı fark edebiliriz.
Tüketim çılgınlığı yorgun dünyamıza kaldırması güç yükler getiriyor. Tüketim, ihtiyaçların giderilmesi için bir faaliyet olmaktan çıkmış; kendi başına bir amaç olmuş. Bu hastalık, sadece bir avuç zengin için değil, orta sınıflar arasında da yaygınlaşan bulaşıcı bir hastalık gibi.
Sözgelimi Orta ve Doğu Avrupa kozmetik pazarının en cazip ülkesi olarak Türkiye gösteriliyor. Endüstriyel raporlara dayanan verilere göre 2012’de Türkiye’de güzellik-bakım sektörü yüzde 12 büyüyerek 3.2 milyar Dolar’lık satışa ulaşmış.
İşte dünyadan bazı çarpıcı rakamlar. Eğer yeryüzünde bu yıl hiçkimse yatağına aç girmesin diyorsak, 19 milyar Dolar’a ihtiyacımız varmış. Buna karşılık sadece makyaj için yılda harcanan para 18 milyar Dolar. Dünyada herkesin sofrasında içilebilir, temiz, sağlıklı suyun olmasını arzu ediyorsanız, 10 milyar Dolar gerekliymiş. Herkes okuma yazma öğrensin diyorsanız, gereken ekstra para 5 milyar Dolar imiş. Buna karşılık parfümeri için 15 milyar Dolar harcanıyormuş. Bu rakamlar, Amerikan Worldwatch Enstitüsü’nün “Dünyanın durumu” raporunda yer alıyor.
***
Dünyada insanların ancak üçte biri mutlu olduklarını söyleyebiliyormuş. Bu mutluların oranı, 1957 yılında da bu kadarmış. Buna karşılık aynı yıl bir yılın yarısı kadar zenginliğe sahiplermiş. Demek ki, para mutluluk getirmemiş.
Peki bu mutluluk nerede? Gelin bir öyküyü paylaşalım:
Dünya ve insan yaratılırken, mutluluğu saklamaya ve insanın onu biraz zor bulmasına karar vermişler. Mutluluğu nereye saklayacakları hakkında konuşmaya başlamışlar. Biri “Uzaya, yıldızlara” demiş. Bir diğeri “Deniz diplerinin en derin noktasına”. İçlerinden bir başkası “Yüksek dağların zirvesine, çiçeklerin özüne” demiş. Biri de demiş ki, “Hiçbiri olmaz, insan çok meraklıdır. Araştırır, dediğiniz her yere bakar ve bulur...” Ve sonunda biri “Buldum” diye bağırmış. “Mutluluğu insanın içine saklayalım, insan her yere bakar da, kendi içine bakmak aklına gelmez” demiş.
Ne dersiniz, insanlar içlerine bakmadan mutluluğu tüketimde arıyor ve tükeniyorlar mı?
İnsanın aklına ister istemez, “tüketim mutluluğu”nun, “mutluluğun tüketimi” ile aynı anlamı taşıdığı geliyor ne yazık ki.