2009 yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “iyi şeyler olacak” söyleminin ardından AKP Hükümeti tarafından devreye konulan ve adı önce “Kürt Açılımı” ardından “Demokratik Açılım” son olarak da “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” olan projesiyle devletin değişmiş gibi görünen söylemi, AKP’li Meclis Başkanvekili Sadık Yakut’un “idam cezası geri gelsin” söylemi ve bunu onaylayan sessizliğe dayandı.
Kürt sorununda çatışmalı süreç artarak devam ereken AKP'li milletvekilleri ve bakanların söylemleri de gün geçtikçe sertleşiyor. Hükümetin geldiği nokta ise 2009 yılında başlatılan "Açılım" sürecinin yeniden 90'lara döndügünü gözler önüne sererken akıllara ise 2009 yılından günümüze kadar devam eden arayışları getirdi. Kürt sorununda çatışmalı sürecin derinleştiği bir dönemde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 8 Mart 2009 tarihinde Ankara’dan Tahran’a giderken uçakta gazetecilere Kürt sorunu konusunda “2009 yılında çok güzel şeyler olacak” dedi. Gül’ün açıklamasının ardından Türkiye kamuoyunda Kürt sorununda çözüm arayışlarının başlayacağı izlenimi oluştu. Ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 23 Mart 2009 tarihinde Bağdat’a giderken uçakta Federal Kürdistan Bölgesi’ne ilişkin olarak ilk defa “Kürdistan” söylemini kullandı. Gül’ün açıklamalarının ardından 29 Mart 2009’da yerel seçimler yapıldı ve Gül ile AKP Hükümeti'nin söylemleri yeniden eski söyleme döndü.

‘KCK’ operasyonları
Gül’ün söylemleri ile birlikte hükümetin arayışları devam ederken 5 Nisan 2009’da ABD Başkanı Barack Obama, Türkiye’yi ziyaret etti ve hükümet ilk olarak projesini ABD yönetimi ile paylaştı. Ardından ise AKP'nin “Açılım” adı altında başlattığı projenin ilk ayağı olarak “KCK” adı altında yapılan operasyonlar devreye sokuldu. 14 Nisan 2009 tarihinde başlayan “Siyasi operasyonlar” kapsamında DTP, BDP yöneticileri, belediye başkanları, sendikacılar, öğrenciler, kadınlar, insan hakları savunucuları birer birer gözaltına alınarak tutuklandı. Tutuklananların sayısı 8 bini geçerken mahkemelerde ise Kürtçe savunmaya tahammülsüzlük gün yüzüne çıktı.

‘Açılım’ toplantıları başladı
“KCK” adı altında yapılan operasyonlar hız kesmeden devam ederken bir yandan da AKP ve Cumhurbaşkanı Gül’ün “söylemsel çözüm arayışları” devam etti. Cumhurbaşkanı Gül, 9 Mayıs 2009 tarihinde Prag’a giderken “Kürt sorununun çözümü için 2009 tarihi fırsattır” söylemini kullandı. Gül, 15 Mayıs 2009 tarihinde ise Suriye ziyareti sırasından “Kürt açılımı kurumların işbirliğidir” dedi.

Öcalan’dan yol haritası
Abdullah Gül’ün bu açıklamasının ardından “Kürt açılımı koordinatörü” olarak görevlendirilen dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay, “Kürt Açılımı” adı altında ilk basın toplantısını düzenledi. Atalay ardından ise 1 Ağustos 2009 tarihinde Polis Akademisi’nde bazı köşe yazarlarının da katıldığı, “Kürt Açılımı Çalıştayı”nı düzenledi. Atalay, yazarlar, STK temsilcileri ve siyasi parti temsilcilerinin de aralarında bulunduğu gruplarla “Açılım toplantıları” düzenledi. Tüm bu süreçler yaşanırken Öcalan, 156 sayfalık "Yol Haritası"nı 15 Ağustos 2009 tarihinde cezaevi idaresine teslim etti. Yol Haritası ancak 1 buçuk yıl sonra kamuoyuna ulaşabildi.

Asker sürecin içine giriyor
Ardından ise 25 Ağustos 2009 tarihinde dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ yaptığı açıklamada, usul ve yöntemlerde özenli olunmasını istedi. Başbuğ’un açıklamasının ardından Beşir Atalay, "Bölünme sendromundan kurtulalım" dedi. Atalay’ın ardından 18 Eylül 2009 tarihinde Başbakan Erdoğan, Hewlêr'de başkonsolosluk açacaklarını duyurdu.


Hükümet havayı sertleştirdi
Öcalan, sürecin önünün açılması için "barış grupları"nın Türkiye'ye gelmesi çağrısında bulundu. Öcalan'ın çağrısı üzerine 19 Ekim 2009 tarihinde Kandil ve Maxmur Mülteci Kampı'ndan 4'ü çocuk 34 kişiden oluşan Barış ve Demokratik Çözüm Grubu Silopi'deki Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yaptı. Grubun girişini ilk gün olumlu değerlendiren hükümet, daha sonra tavrını bir anda sertleştirdi. Böylece Avrupa Barış Grubu'nun Türkiye'ye girişi gerçekleşmedi. Habur'daki ifade verme biçimini ve grup üyelerinin serbest bırakılmasını "normal" karşılayan hükümet, daha sonra grup üyelerinin tutuklanmasına ve haklarında dava açılmasına ses çıkarmadı.

Erdoğan ABD’ye gitti DTP kapatıldı

Habur sonrasında hükümet söylemini sertleştirirken, hükümetin söylemi toplumsal vakalarda ise DTP’lilere yönelik linç girişimlerine döndü. 7 Aralık 2009 tarihinde Başbakan Recep T. Erdoğan ABD’ye giderek Obama ile görüştü. Erdoğan-Obama görüşmesinden 3 gün sonra 11 Aralık 2009 tarihinde ise Anayasa Mahkemesi, DTP hakkında kapatma kararı vererek, Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un milletvekilliği düşürülürken çok sayıda partiliye ise siyaset yasağı getirdi.
24 Aralık’ta Demokratik Toplum Kongresi Başkanı Hatip Dicle, BDP üyesi 10 belediye başkanı ve birçok BDP yöneticisi ile birlikte “KCK” adı altında yapılan operasyon kapsamında tutuklandı.

BDP’lilere fezleke baskısı

2010 yılında BDP'ye yönelik baskılar da artarak devam etti. BDP'li milletvekillerinin düşüncelerini ifade etmeleri nedeniyle açılan soruşturmalar sonucu hazırlanan 554 fezlekede 2 bin 333 yıl hapis cezası istendi.

Öcalan-devlet-PKK görüşmeleri
Kürt sorununda bir yandan çözüm arayışları devam ederken bir yandan ise Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit derinleştirilmeye başlandı. 2008-2010 yılları arasında ise görüşmeler 66 kez engellendi.
DTP’nin ardında kurulan BDP’ye yönelik baskılarda hız kesmeden devam ederken “Açılım Koordinatörü” Beşir Atalay ise “Açılım, AKP'nin kurulmasıyla başlamıştır" dedi. Ardından ise Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarı görevine getirilmesi ile birlikte Öcalan ile devlet heyeti arasındaki görüşmeler başladı. Süreç içerisinde yaşanan gerilimlerinin ardından ise 31 Mayıs 2010 tarihini işaret eden Öcalan, Kürtlerin yaşadığı durumu bir soykırım olarak nitelendirerek, ikinci uyarısını yaptı: "Bu süreci daha fazla devam ettirmemin ne anlamı, ne faydası, ne de şartları vardır. Bir muhatap bulamadığımdan dolayı da 31 Mayıs'tan sonra çekiliyorum."
Muhatap bulamadığını ifade eden Öcalan, bunun bir savaş çağrısı olmadığını özel olarak vurgulayarak, sorumluluğun artık KCK'de olacağını kaydetti. Öcalan'ın "çekileceğim" uyarısının iki ay ardından ise 13 Ağustos'tan başlamak üzere 20 Eylül tarihine kadar geçerli olmak kaydıyla ateşkes ilan edildi. KCK, ilan ettiği ateşkesin kalıcılaşması için ise 4 maddelik "barış planı"nı açıkladı. Öcalan'ın devlet heyetiyle yaptığı görüşmeler devam ederken, 16 Eylül 2010 günü Hakkari'nin Geçitli (Peyanis) Köyü'nde bir minibüsün geçişi esnasında patlama meydana geldi, 9 kişi yaşamını yitirdi. Patlamanın, heyet ile Öcalan arasında yapılan görüşmeye denk gelmesi dikkat çekti. Öcalan, patlama için şu açıklamayı yaptı: "Yapılan bu son patlamayla buradaki görüşmeler dinamitlendi, bombalandı. Bu görüşmeler oldukça verimli geçiyordu, umutluydum."
Öcalan, üçüncü uyarısında 31 Ekim 2010 tarihine dikkat çekerek, 31 Ekim'de devlet tarafından çatışmasızlık kararına karşılık verilmediği takdirde aradan çekileceğini söyledi. Öcalan, dördüncü uyarısını ise Mart 2011'de yaptı. AKP hükümetinin Öcalan'ın yaptığı uyarılara karşı kayıtsız kaldığı dönemde, devlet heyetiyle görüşmelerini sürdüren Öcalan, heyetin yetkisi hakkında kafasında oluşan soru işaretlerini ortaya koyarak, AKP hükümeti tarafından sorunun çözümüne yönelik pratik adımların atılmaması ve sürece kayıtsız kalınması durumunda süreçten çekileceğini duyurdu.

Öcalan’dan 3 talep
12 Haziran genel seçimlerinin ardından hükümetin sert söylemi ve “KCK” adı altında yapılan operasyonlar hız kesmeden devam ederken Abdullah Öcalan yeniden hükümeti uyardı. Öcalan devlete ve Kandil’e şöyle seslendi: "Benim yapacaklarım bitti. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor. Artık bunlar olmadan hiçbir şey yapmıyorum. Ben burada pratik önderlik yapamayacağımı, bu şartlarda bunu sürdüremeyeceğimi söylemiştim. Her iki taraf da bana bir şeyler söylüyorlar. Devletin-AKP'nin zaten ne yaptığı ortada. Her iki taraf da beni idare ediyor. Bundan sonra benim rolümü sürdürmem için sağlık, güvenlik ve özgür hareket alanının sağlanması gerekiyor."

Öcalan'ın dışarıyla bağı kopartıldı

Adeta adım adım gelen "çekiliyorum" açıklamasının ardından işte tüm bu süreçlerden sonra Öcalan'ın avukatları ile yaptığı görüşmeler engellenmeye başlandı ve ağırlaştırılmış tecrit dönemi başladı. Öcalan ile avukatları 27 Temmuz 2011 gününden bu yana çeşitli gerekçeler ile görüştürülmüyor.

‘Açılım’dan imhaya dönüldü
Tecrit ile birlikte çatışmaları artması ve asker kayıplarının yaşanması ile AKP artık “açılım” sözünü telaffuz etmezken yeni konseptin vitrini ise İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin oldu. AKP Hükümeti'nin 3 yıllık söylemlerinin doruk noktası ise 90’lı yıllara dönmek oldu. Şemdinli’de HPG’nin sağladığı alan hakimiyeti ve yaşanan çatışmaların ardından AKP’li bakanlar ve milletvekilleri dokunulmazlıkların kaldırılması ve 90’lı yıllarda olduğu gibi BDP’li milletvekillerinin apar toplar tutuklanıp cezaevine gönderilmesini isterken, AKP Kayseri Milletvekili ve Meclis Başkanvekili Sadık Yakut ise idam cezasının yeniden getirilmesini savunarak AKP’nin “Açılım” politikasının geldiği noktayı gözler önüne serdi. 

ALPER ATALAY / DİHA/ANKARA




İdam isteyen Yakut istifa etsin

BDP Grup Başkanvekilleri Pervin Buldan ve İdris Baluken, BDP'li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını ve idam cezasının geri getirilmesini isteyen Meclis Başkanvekili AKP Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'u istifaya davet etti.
BDP'li Buldan ve Baluken, dün yaptıkları ortak yazılı açıklamada, parlamenter demokrasilerde bazı kurumlar ve makamların; siyasi görüşü, inancı ve tercihleri ne olursa olsun toplumun tüm kesimine seslenecek bir tutum, söylem ve davranış içerisinde olması gerektiğini belirtti. Açıklamada, Meclis Başkanvekili olan AKP Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un, idam cezası ve BDP'lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması ile ilgili açıklamalarda bulunduğu hatırlatıldı. Açıklamada, akan kanın durmasının ve barışın sağlanmasının şiddet ve tehdit dilinden vazgeçme ile mümkün olacağının altı çizilerek, "Bu konuda en büyük görev ve sorumluluk ise çözümsüzlükten kaynaklanan tıkanıklığın yaşandığı dönemlerde partiler üstü, tarafsız olması gereken kurum ve yetkililerden beklenir" denildi.

30 yıldır aynı yöntem

Açıklamada, 30 yıldır büyük acılara neden olan Kürt sorunun çözümünün BDP’nin kapatılması ve BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması üzerinden gündemleştirilmesinin daha önce denenmiş yöntemleri denemekten başka bir anlam taşımayacağına işaret edilerek, yaşanan tartışmaların ise kaygı verici ve talihsiz olduğu vurgulandı. Açıklama, şöyle devam etti: "Türkiye toplumunun büyük bir kesimi idam cezasına insanlık suçu gözüyle bakmakta ve bu nedenle idam cezasının tekrar ülke gündemine taşınmak istenmesini de büyük bir kaygı ile karşılamaktadırlar. Pratikte dokunulmazlıkları zaten olmayan BDP seçilmişlerini 'dokunulmazlıkları kaldırılmalı' diye tehdit etme, Kürt sorununda çözümsüzlüğü derinleştirecek ve Türkiye'nin demokratikleşmesi önünde ciddi bir engel teşkil edecek idam cezası tartışmaları Türkiye'de Kürt sorunu başta olmak üzere hiçbir sorunu çözme yetisine sahip değildir."

Yakut tarafsız değil
Meclis Başkanvekili Sadık Yakut'un tarafsız olmadığının önceki dönemlerde yönettiği Meclis Genel Kurul toplantılarından bilindiğine dikkat çekilen açıklama şu çağrıyla sona erdirildi: "Partimize, seçilmişlerimize ve halkımıza yönelik birçok defa hakaret, nefret dolu söylemleri kullanan bir şahsın tarafsız olması gereken bir makamda bulunmaması gerektiği son mesajlarından dolayı bir kez daha açığa çıkmıştır. AKP Kayseri Milletvekili Sadık Yakut'un bu tutum ve söylemleri ile yapması gereken ya tarafsızlığını tesis ederek toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetlerini gözetecek şekilde makamına uygun davranış ve söylemleri kullanmak ya da söz konusu makamı layıkıyla yapabilecek başka bir milletvekiline devretmek üzere istifasını sunmaktır."

ANKARA