
'Kadın sorununda misyon sahibiyiz'
"Türkiye'de giderek artan şekilde kadına şiddeti hak gören bir anlayış var. İşte AKP iktidarı da, şiddet uygulamayı hak gören bir zihniyeti temsil ediyor. Bu nedenle de şiddet giderek tırmanır durumda" diyen Kışanak, kadın örgütlülüğünün çözüme katkı sağlayacağı fikrinde: "Biz önümüzdeki süreçte de kadın örgütlülüğüne daha fazla önem veren bir politika izleyeceğiz. Çünkü kadınlar, ancak örgütlenerek bu sorunla başedebilirler. Hem şiddetin arkasındaki zihniyeti sorgulayan, hem de bu zihniyete karşı duyarlılık oluşturan bir mücadele yürüteceğiz. Kadın sorununda BDP önemli bir rol ve misyon sahibidir. Partimizin tüm yetkili organlarında yüzde 40 cinsiyet kotası uygulanmakta, temsil oranları üst seviyelerde... Ayrıca yerel yönetimlerde, meclis grubunda, parti yönetiminde de öyle. BDP olarak önümüzdeki dönemde bu sorumluluğumuzu yerine getirecek güçlü bir kadın özgürlük hareketi yürüteceğiz."
'Özerklik sadece devletle ilgili değil'
BDP'nin geçtiğimiz günlerde yapılan kongresinde Demokratik Özerklik'i tüzüğüne dahil etmesi konusuna da değinen Gültan Kışanak, "Aslında biz bir önceki kongremizde, yani 2007'de DTP kongresinde Demokratik Özerklik'le ilgili belgemizi kongreye sunup onay almıştık. Fakat tüzük değişikliği yapmamıştık. Bu defa bunu da gerçekleştirerek Demokratik Özerkli'i partimizin resmi programının bir parçası haline getirdik" diye konuştu.
Demokratik Özerklik'in pratikteki iki boyutundan söz eden Kışanak, şunları söyledi: "Demokratik Özerklik'in bir boyutu devletle yurttaşlar arasındaki ilişkiyi ilgilendiriyor. Bu da, devlete hukuksal düzenlemeler konusunda yenilikler getirme zorunluluğu yüklüyor. Devletin idari ve siyasi yapısını özerklik yapısına uygun olarak değiştirmek gibi bir zorunluluk bu. Biz bunun hukuksal mücadelesini veriyoruz ama aynı zamanda konunun, toplumun kendi yaşamı konusundaki iddiasını ortaya koyan boyutu var; bu da bizi ilgilendiriyor. Devletin karışacağı bir alan değildir. Demokratik toplum olarak demokratik kurallar içerisinde yaşamayı benimsemiş bir kesim olarak kendi aramızdaki ilişkilerimizi bu özerklik anlayışına uygun şekilde tanzim edebiliriz. Bu, demokratik toplumu inşa etmektir. Daha örgütlü, daha demokratik ilkelere göre herkesi karar süreçlerine katan ve toplumun kendi kendisini hem yönetebileceği hem de denetleyebileceği kanalları oluşturan bir durumdan söz ediyoruz. Böylece siyasetin ve hukukun toplum üzerinde egemenlik kurmasını engelleyen bir demokratik toplum modeli oluşturulmuş olacak."
'Kabul gören bir modeldir'
Demokratik Özerklik'in inşası konusunda iddialı olduklarına dikkat çeken Kışanak, bunun, halk içinde de de geniş kesimde kabul gören bir model olduğunu kaydetti ve ekledi: "Halkımızın her kesiminde kabul gören ve inşası konusunda ciddi çabalar gösterilen bir durumdur özerklik... Köy, mahalle ve beldelerde meclisler kuruldu; halk doğrudan yönetime dahil oluyor, karar alma, denetleme hakkına sahip. Bunları daha yoğun şekilde hayata geçirmeye çalışıyoruz. Tabii, tüzüğümüzde resmi olarak yer alması da, tüm bu çalışmaların önümüzdeki dönemde daha güçlü devam edeceği anlamına geliyor."
BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Meclis'i boykot hakkında ise, halkın görüşünü dikkate alarak karar vereceklerini, ancak halkta da tek bir görüşün hakim olmadığını söyledi. Parlamentoyu 'mücadelenin sadece bir boyutu' olarak gördüklerini belirten Kışanak, "Ne yazık ki Türkiye'de siyaset toplumdan uzaklaştırıldığı için, 'parlamentoda yoksan siyasette de yoksun' gibi bir yanılgı var. Haliyle bunun da bazı yansımaları oluyor. Bizim gibi sokaktan, halkın içinden, mücadeleden gelenler parlamentonun koşulları varsa tabii ki onu da güçlü şekilde değerlendirir. Ama eğer bu koşullar yoksa halkla mücadeleye devam edilir. Şimdi bu anlayış da açıkçası şöyle bir durum yaratıyor; BDP'nin boykotundan dolayı demokratik refleksler, tepkiler AKP'ye yönelik, AKP'nin demokratik siyaset önündeki engelleri kaldırmasına dönük kullanılmaktan çok, bizden beklentilere dönüşüyor. 'Biz AKP'nin demokratik engeller yarattığını, AKP'nin kötü olduğunu biliyoruz ama siz yine de gidin, sesimizi duyurun' gibi bir anlayış var. Ama bu anlayışı toplumun tamamı için söyleyemem. Özellikle bizim tabanımızda daha örgütlü ve siyasi bilinci yüksek kesimlerde 'mücadele bütündür, parlamentoda bunun koşulları yoksa başka araçlarla sürdürülür' anlayışı hakim. Tabii ki parti olarak hepsini değerlendiriyoruz. Her ikisinin de eksilerini artılarını değerlendireceğiz. Tüm bunları değerlendirdikten sonra halkın görüşünü de dikkate alarak, boykot tavrımızın sonuç alacağı bir durumu yaratmayı istiyoruz" diye konuştu.
'Tecrit sürerse farklı sonuçlar doğar'
Gültan Kışanak ayrıca, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a uygulanan tecride de sert tepki gösterdi. Kışanak, önümüzdeki dönemde Öcalan'ın durumuna ilişkin daha etkili mücadele yürüteceklerini, şu sözlerle vurguladı: "Sayın Öcalan'a yönelik tecridin kaldırılması konusunda daha ısrarlı olacağız. O, Kürt halkı tarafından Önder olarak kabul edilen biri. İmralı'daki tecridin mutlaka ve derhal kaldırılması gerekiyor. Önümüzdeki günlerde bu konu eylemlerde de ön plana çıkacak."
'Kürt halkının sabrını taşırmasınlar' diyen Kışanak, AKP'yi uyardı: "Halkın sabrının da sonu vardır. Tecrit kabul edilmez; derhal kaldırılmalı. Sonuçları tahmin edemeyeceklerinden de daha farklı sonuçlar doğurur."
ALİ BARIŞ KURT/İSTANBUL