• Kürt ve Kürdistan'ın statüsüne dönük bilinçli, örgütlü ve yaygın halk hareketini örgütleyemezsek sürecin riskleri ve tehlikeleri artar.
  • Devletten beklemek, mevcut statüsüzlüğe razı olmak demektir. Görüşmeler, nitelikli kazanımlara ve Kürt statüsüne evrilene kadar mücadele etmeliyiz.

DEMİR ÇELİK

'Çerçeve yasa'nın Meclis'te 475 oyla kabul edilmesi üzerinden bir ay geçti. Bu bir ay içinde yürütme sorumluluğu verilen üst kurul oluşturuldu ama dört alt kurulun daha kurulacağı kararı dışında herhangi bir pratik adım atılmadı.

Çözüm anlayışı ve iradesinden uzak, sadece güvenlik kaygılarıyla hazırlandığı anlaşılan 'çerçeve yasa'da kullanılan dil, soruna yaklaşım tarzı ve üslubu, birçok çevre tarafından eleştiri konusu oldu. Kürt tarafı da hem yasanın içeriğine hem de kullanılan dile ve üsluba dair ciddi eleştiriler yaptı; devleti ve iktidarı sürecin ruhuna uygun davranmaya ve Kürt sorunu ekseniyle yaklaşmaya davet etti. Bununla birlikte idam sehpalarından, onca katliam ve soykırımdan sonra Kürt varlığının kabulü anlamına gelen bu ilk adımı, tüm eksiklerine rağmen önemli buldu. Kürt Özgürlük Hareketi ve Önderliğin onca itibarsızlaştırma suikastı ve kriminalizasyondan sonra müzakere masasında muhatap alınmasını tarihi önemde gördü. Bu nedenle sürece taş koyan değil, çözüm üreten pozisyonda olacaklarını vurguladı. Kürt meselesini dile getirmeyen, çözüm perspektifinden yoksun olan, sorunu ‘terör‘ parantezine hapseden ve silahsızlandırmaya indirgeyen bu ilk adım sonrası sürecin geleceğini örgütlü mücadelenin belirleyeceğinin altını kalın çizgilerle çizdi.

Sadece bu yasa çözüm getiremez

Kürt sorunu gibi çok aktörlü ve çok bileşenli bölgesel ve küresel bir meseleyi, ‘terör’ ve silahsızlandırmaya indirgeyen bu yasa ile Kürt sorununun çözümünün mümkün olmayacağı açıktır. Kürt Özgürlük Hareketi, demokratik siyasal mücadeleyle eşit ve özgür yaşama giden yolun ilk adımı olması hasebiyle tamamen reddetmedi. Bu anlamda da devletin ne yapacağını durup beklemek yerine, mücadeleden geri düşmemek gerekiyor. Kürt halkı ve dostları, eğer bu sürece seyirci ve pasif kalırlarsa bu durum büyük risk ve tehlikeyi beraberinde getirir.

İktidarın insafına bırakamayız

Barış ve Demokratik Toplum paradigması ve ortak yaşam hülyamızı inkârcı, katliamcı ve asimilasyoncu zihniyet sahiplerinin insafına bırakamayız. Onların eşit ve özgür yurttaşlık talebimizi karşılama ve ülkenin demokratikleşmesi diye bir dertleri yok. O yönlü niyetleri de yoktur. Bölgesel ve küresel düzeyde yaşanan gelişmelerden hareketle Kürtler ile savaşmak yerine, iç cepheyi tahkim etme anlayışıyla hareket eden bir devlet aklı ve pragmatist bir iktidarın olduğunu asla akıldan çıkarmamalıyız. Bu anlamda da söz konusu bu gelişmeyi fırsata dönüştüren, müzakere ve mücadele diyalektiği doğrultusunda hareket eden nitelikli örgütlü mücadelenin gerekli olduğunu asla unutmamalıyız.

Kürtler, Aleviler ve demokrasi güçleri, müzakere ve mücadele diyalektiği ile süreci örüp örgütleyebilirlerse demokratikleşme ve çözüm mümkün olur. Toplum kendi hakları için örgütlendiğinde, nitelikli ve yatay örgütlü mücadelesiyle politik süreçlerde özne olabilirse, eşit ve özgür birey ve Demokratik Toplum gerçek olur. Eğer toplum kendi dili, kendi kimliği ve kendi kültürü için ayağa kalkar; örgütlü mücadeleyi kurumsallaştırır ve sürdürülebilir bir toplumsallığa dönüştürebilirse özgürlük mümkün olur. Toplumun politik süreçlerin öznesi olması yerine, iktidar ve devletten bekleme hali ve psikolojisi, geçmişte olduğu gibi bugün de kaybettirendir. Devlet ve iktidar, tarih boyunca toplumun hakikatini çürüten, varlığına ve değerlerine el koyandır.  Onlardan beklenmez, onların insafına sığınılmaz, aksine mücadele edilir. Dolayısıyla yapılması gereken, yaygın örgütlülüğü sağlamak, toplumu kendi hakları ve meşru talepleri için mücadeleye çekmektir.

Eleştirmekle yetinmek bize kazandırmaz

Dolayısıyla bunları bilerek sürece yaklaşmalı ve süreci temel haklarımızın ete kemiğe bürüneceği tarih eşik olarak görmeliyiz. 'Bundan bir şey çıkmaz, bu süreçten bir şey olmaz' demekle yetinmek, bize kazandırmaz. Milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi ulus devlete güvenmemek, yaklaşımlarından hareketle kaygılanmak ve şüphe duymak bir noktaya kadar anlaşılır, ancak Türk devletinin hem 50 yıllık Kürt savaşından hem de bölgesel ve küresel gelişmelerden kaynaklı çok daha zorda olduğunu görelim. Bunu görmeyip devletin zamana yayan, umudu kıran, Kürtler arasına nifak sokan özel savaş psikolojisinin etkisinde kalırsak kendi elimizi zayıflatıp devletin elini ise güçlendiririz. İkircikli, tereddüt ve kaygılı yaklaşmamızı fırsat bilen devlet, uygun uluslararası konjonktür oluştuğunda yeniden savaş kararı verebilir. Süreci başarıya götürmenin ve hedeflerimizi gerçekleştirmemizin yolu, örgütlü ve birlikte mücadeleden geçiyor.

 

Birliğin sağlanamaması öz eleştiri konusudur

Milyonlarca Kürt istemesine rağmen Kürt birliğini ve birlikte mücadelesini Kürdistan’da hâlâ başarmış değiliz. Bu, özeleştirimiz olsun. Bu öz eleştiriden hareketle sürecin bizden beklediği oranda ve düzeyde mücadele birliğini sağlamamız gerekiyor. Çok üst düzeyde talepleri dile getiriyoruz, ancak söz konusu taleplerin mücadelesinde yer almaktan imtina ediyoruz. Bu nedenle aradan geçen iki yıla rağmen sürecin lehimize sonuçlanmasına yol açacak nitelikli örgütlülüğü ve örgütlü mücadeleyi yürütebilmiş değiliz. Toplum, örgütlü olduğunda, mücadeleyi başarıya ulaştırabilir ve kazanması mümkün olur.

Tekrardan kurtulmanın yolları var

Türkiye ve Avrupa'da son iki yılda rutin eylem ve etkinlikleri aşan bir mücadele tarzı geliştiremedik. Hal böyle olunca, devlet ve iktidar sürece kendince yaklaşıyor, kendi öncelikleri ile hareket ediyor. Demokratik siyasal alan, Kürdistan coğrafyası üzerinden Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmek istendiği bu dönemde üstüne düşeni yapabilmiş olsaydı sorunumuzu uluslararası arenada çözüm perspektifleri ve parametreleriyle tartıştırabilirdi. Henüz fırsat kaçmış da değil. Demokratik Siyaset Stratejisi’nin öne çıktığı, gündemleştiği bu süreçte yapmamız gereken de asıl olarak bu olmalıdır. Hem uluslararası düzeyde aleyhimize olan algıyı değiştirmeli hem de kendi toplumsallığımızı dönüştürmenin bilimsel yöntemlerine yoğunlaşmalıyız. Tekrardan kurtulmanın yolu, bilinçli ve örgütlü mücadele stratejisidir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci, önümüzdeki on yılları planlamamızı gerekli kılıyor. Uzun soluklu yol haritası ekseninde, nitelikli örgütlenmeyle sürekli bir mücadele pratiği sayesinde toplumun özne olma halini; sürece bilinçli ve aktif katılımını sağlarız. Kürt ve Kürdistan'ın statüsüne dönük bilinçli, örgütlü ve yaygın halk hareketini örgütleyemezsek kazanımlarımız az olur. Sürecin riskleri ve tehlikeleri de o oranda artar.

Devletten beklemek yerine, mücadeleden kopmamalıyız

İnsanlık adına ne kazanılmışsa devletli sistemden beklenerek değil, mücadele edilerek kazanılmıştır. Uzlaşma ve antlaşmalar hep geçici olmuş, mücadele ise tek gerçeklik olmuştur. Buradan hareketle devletten beklemek, bizim gibi mazlumların işi olamaz. Devletten beklemek, mevcut statüsüzlüğe razı olmak demektir. Bugün devlet ile başlayan görüşmeler, nitelikli kazanımlara ve Kürt statüsüne evrilene kadar mücadeleden geri durmamalıyız. Elbette devleti müzakere masasına çekmek büyük bir başarı, ancak biz hâlâ maratonun ilk adımlarındayız. Eşit ve özgür yurttaşlık taleplerimiz güvenceye alınana kadar müzakere ve mücadele diyalektiği gereğince mücadeleden kopmamalıyız. Devletli sistemin etki alanından sıyrılmanın, özel savaşın algı ve manipülasyonundan kurtulmanın yolu, bağımsız ve bilinçli düşünebilmekten ve tarihsel gelişmeleri doğru okuyup yorumlamaktan geçiyor.