Almanya Gündemi


Yoğun savaş gündemi içerisinde çok dikkat çekmeyen bir haber yayınlanmıştı geçtiğimiz ay. Cumhurbaşkanı Erdoğan Antalya'da "Gelecek Nesiller için Yeşil Bir Dünya" felsefesi ile "Çiçek ve Çocuk" temalı düzenlenecek Expo 2016 sergi alanında yürütülen çalışmalar için Antalya'daydı. Fakat haberi ilginç kılan nokta bu değildi. Etkinliği rutinliğinden sıyıran başka bir iç etkinlikti. Çocuklara yeşil bir dünya vaadinde bulunan sergi için İzmir'in Ödemiş İlçesi Bademli Beldesi'nden "945 yaşındaki" bir zeytin ağacı bin yıldır kök saldığı topraklarından koparılarak sergi alanına getirilmiş ve zeytin ağacının dikim etkinliğine de Erdoğan katılmıştı. Köklerinden koparılan ağacın 'can suyunu (!) döken Erdoğan bir de ağacın tutması için dua etmişti. Bir ağacı bin yıllık köklerinden kopararak, çocuklara yeşil bir dünya vaad etmenin mantığını elbetteki hala çözmüş değiliz. 

Ağacın kökleri metaforu ile insan doğasına atfedilen en güzel cümlelerden birini geçtiğimiz günlerde dinledim. Şırnak'ın Dicle mahallesinde sürdürülen operasyonlarda katledilerek panzer arkasından sürüklenen Hacı Lokman Birlik, çektiği kısa filminde, teyzesinin yerini yurdunu terk etme zorunluluğuna istinaden söylediği şu diyaloglarını aktarıyordu: "Ağaç kendi kökü üstünde büyür, kendi kökü üstünde yaşar. Kökünü terk ettiği zaman kuruyup gider." Evet insanda ağaç gibidir köklerinden koparıldığı zaman kurur, zamanla yok olup gider. 

Sayısı bir milyonu aşan mülteciye ev sahipliği yapan Almanya'nın içinden bir türlü çıkamadığı mülteci sorununa çare ararken geliştirdiği yöntemleri düşündüğümde "ağacın kökleri" metoforu geldi aklıma. Yaşanılan savaş nedeniyle kendi köklerinden koparılarak ülkeden ülkeye savrulan, son umut kapısı olarak Avrupa'ya ulaşmak amacıyla yaşam sınırlarını zorlayan mültecilerden kurtulmak isteyen Merkel, kurtulma projesi çerçevesinde hala Türkiye ile kirli pazarlıklarda diretiyor. Kurtulma projesinde tek büyük partneri topraklarına kök salmış kültürlerin miraslarına savaş açan Erdoğan.

Zira; geçtiğimiz günlerde Merkel'in mültecileri alması şartıyla söz verdiği 3 milyar Euro'nun yetersiz geleceğini belirterek daha fazla para talep eden Türkiye, bu taleple kendi topraklarında "köksüz" bir nesil yetiştirecek. Almanya- aslında bütün olarak Avrupa- ise bu köksüzleştirme planına son hız destek vermeye devam ediyor.

Son olarak, daha da sertleştirilmesi hedeflenen mülteci yasası tartışmaları çerçevesinde, suç işleyen mültecilerin- ki suçun çerçevesi net değil- geldikleri ülkelere geri gönderilmesi gündemde. En kuvvetli ihtimal ise, yaşanılan ağır insan hakları ihlallerine rağmen Türkiye ile yapılan mülteci pazarlığına münhasıran, suç işleyen mültecilerin en çok geldikleri ülke olan Türkiye'ye geri gönderilmesi. 

Bu çerçevede insan hakları ihlalleri karnesi yüksek güvenli ülke sayısının artırılması da gündemde. Ayrıca kamuoyundaki tepkileri azaltmak adına, mültecilerin kalıcı olmadığı algısına da ağırlık veriliyor. Buna rağmen kilitlenen Cenevre görüşmelerinde kalıcı bir barışın sağlanması için harcanan efor, mültecilerden kurtulmak adına harcanan efordan çok daha zayıf. 

Savaş devam ettiği müddetçe hangi tedbir kararı alınırsa alınsın mülteci akınının önüne geçmek mümkün olmayacak.

Medeniyetin doğduğu topraklarda aidiyetin tek kilidi kökleridir. Binlerce yıldır kök salınan topraklardan koparılan insanlar, aynı zamanda kültürel miraslarından beslenen aidiyet duygusundan da mahrum kalırlar. Savaşlar insanları köklerinden koparır, fırlatır, değerleştirir, sürükler. Özcesi; Her geçen gün derinleşen mülteci sorununun daha sağlıklı olarak çözülmesi için savaşa değil, barışa yatırım yapmak gerekiyor.