- Kürt sorununu yaratan kapitalizme karşı sadece ulusal bağlamda değil, sınıfsal ve toplumsal tüm boyutlarda mücadele edildiğinde Kürt halkının özgürlük sorunu çözülebilir.
- Kürtlük adına şiddeti, savaşı, devletçiliği, milliyetçiliği savunanlar, yeni katliamlara ve soykırımlara davetiye çıkardığının farkında bile değil.
NURETTİN DEMİRTAŞ
Kürt sorununu yaratan olgu, emperyalizmin Ortadoğu politikalarından kaynaklıdır ve ancak demokratik modernite aklı bunun önüne geçebilir. 'Çerçeve yasa' ile sürecin ikinci aşamasına geçilmesi, demokratik modernitenin pratik alanının açılması için de önemli bir fırsattır.
Gelinen aşamada bölge devletlerinin, Kürt halk varlığı ve hakları konusunda adım atmasını sağlayabilmek için şiddet olgusunun devreden çıkması gerekiyordu. Bu yapıldıktan sonra meseleye dar bir şekilde ulusal sorunun çözümü olarak bakılamaz. Süreç, Kürt sorununu kendi emelleri için kullanan emperyalist politikaları boşa çıkarma özelliğinde olduğu için çeşitli zorlukları ve tehlikeleri vardır. Bu nedenle sürecin hızlı ilerlemesi gerekiyor.
Kürt sorununun çözümü, emperyalist hesapları boşa çıkarır fakat kapitalizm karşısında daha ileri düzeyde toplumsal mücadele gerekiyor. Bu da sadece Kürt halkının sorumluluğu olmadığı gibi en geniş ittifakları gerektiriyor. Dar yaklaşımlar nedeniyle örgütlü Kürt halk gücünün kapitalizm karşısında nasıl bir anlam taşıdığı yeterince anlaşılmadığı için ittifak anlayışını derinleştirme, güçlendirme ve daha ileri bir aşamaya taşıma konusunda yaşanan handikaplar aşılamıyor.
Ta Meksika’dan gelip halkımızla dayanışmasını “bir ışık gördüm de geldim” diyerek ifade eden sosyoloji profesörü John Holloway, Kürt Özgürlük Hareketi’nin en korkunç koşullar altında kapitalizme karşı alternatif bir yaşam kurduğunu ve bunun neşesini, moralini yaşadığını, kapitalizmin dünyayı saran karanlığına karşı umutlandığını ifade etmiştir. Onun 11 bin kilometreden gördüğünü yanı başımızda olanların da ön yargılardan arınarak göreceğini umuyoruz.
Tanımını hatırlayalım
Bunun için kapitalizm tanımını yeniden hatırlatalım:
Her şeyden önce kapitalizm bir ekonomi modeli değil, ekonomiye el koyma sistemidir; bir gasp, talan ve soygun sistemidir. Gambot (Gunboat) denilen silahlı küçük savaş gemileriyle yapılan korsanlık, kapitalizmin gasp ve talan sistemi olduğunun kanıtı ve sembolüdür. 19. yüzyılda diğer verilerle birlikte, korsanlık faaliyetlerinden toplanan maddi değerler kapitalizmin ihtiyaç duyduğu birikimin temelini oluşturmuştur.
Gambotlar korsandırlar ve devlet desteğiyle faaliyetlerini sürdürmüş, hatta bir süre sonra kendilerine yasal olanaklar da sunulmuştur. Karayip korsanları bu işin başını çekmiştir. Şimdi “Karayip Korsanları” diye film yapılarak sempatik gösterilmeye çalışılan korsanlık faaliyeti, ticaret gemilerine el koyma ve yerli halkları katliamdan geçirme işini yapmıştır. Tarihin en acımasız katilleri durumundayken nasıl oluyor da sempatiyle anılıyor? Çünkü kapitalizm kendini bu yolla meşrulaştırmak istiyor.
Kapitalizm demek hırsız, gaspçı, talancı, tecavüzcü, sömürücü, soykırımcı demektir; ölüm demektir, başka tanımı yoktur. Sınırsız kâr uğruna çiğnemeyeceği toplumsal değer, yok etmeyeceği doğa bulunmuyor. Bunu örtbas etmenin türlü yollarını deniyorlar.
Bu özelliklerinin yanında kapitalizm iktidar ve güç biriktiren bir tekel sistemidir ve bunun için halkları birbirine kırdırtmayı beceri saymaktadır. 100 yıl önce Ortadoğu ve ülkemizin başına gelenler bunu anlatıyor.
O halde ne yapmalı?
* Kapitalizm, her yolu kendine çıkaran, kendinden emin ama yanılgılı-çarpık bir zihniyet durumu yaratmıştır. Pozitivizme dayalı özne-nesne ayrımını esas alan bilim aklının ve Ortadoğu’da katılaşan dogmatizmin terk edilmesi ve toplum sosyolojisinin bu akıldan ötede görülerek ontolojik temellere inilmesi gerekiyor.
* Kapitalizm, herkesi kendi içinde eritecek bir kişilik ve yaşam tarzı yaratmıştır. Liberalizm adı altında her türlü çılgınlık özgürlük olarak sunulmuştur. Buna karşı toplumu ve toplumsallığı savunmak ve yaşam tarzımızla kendi farkımızı oluşturmak zorundayız.
* Kapitalizm, toplumları iradesiz hale getirmeye çalışırken buna karşı toplumun siyasallaşmasının ifadesi olarak komünlere dayalı öz yönetim sistemini kurması ve bunu enternasyonal düzeye taşıması kaçınılmazdır.
Özcesi kapitalist modernitenin düşünce ve yaşam kalıpları aşılmadan ve alternatifi oluşturulmadan onunla mücadele edilemez.
Hayali bir iddia değil
Kürt sorununu yaratan kapitalizme karşı sadece ulusal bağlamda değil, sınıfsal ve toplumsal tüm boyutlarda mücadele edildiğinde Kürt halkının özgürlük sorunu çözülebilir.
Emekçiler sömürülsün, kadınlar katledilsin, çocuklar taciz-tecavüz mağduru olsun, ortalık fuhuş ve uyuşturucu çeteleriyle dolsun, insanlık sanal alemde uyutulsun, dünya emperyalist savaşlarla kavrulsun, doğa yok edilmenin eşiğine getirilsin ama gemisini kurtaran kaptan misali Kürt halkı bir devlet kurarak veya birtakım haklar elde ederek özgürleşsin! Mümkün müdür?
Bunları belirtirken tüm dünyada devrim olursa ancak o zaman Kürt halkı kurtulabilir gibi hayali bir iddiayı ileri sürmüyoruz. Kürt halkı kapitalizmle mücadele etmeden özgürleşemez, diyoruz. Kapitalist dünyada Kürt halkına özgürce nefes alacağı bir yer yoktur.
Bu nedenle özgür yaşamak isteyen Kürt halkı, kapitalizmle mücadele etmeyi en temel yaşam felsefesi olarak görmek durumundadır. Yine bu nedenle Kürt halkı, enternasyonalizm bayrağını en yükseklerde dalgalandırmalıdır. Kendi içinde de kapitalist etkilerle mücadele etmeden insanca yaşamanın yolu açılamaz.
Soykırımlara davetiye
Bu büyük amaçlar ve gerçeklere karşın hiçbir zorluğa katlanmadan, halkla hiçbir ilişkisi yokken halk adına konuşma hadsizliğini gösteren, sürece karşıtlık yaparak bir yere varacağını sanan, tatlı sulardaki yaşamları ve düşünceleri tamamen çelişik, son derece tutarsız, lafazan “internet devrimcileri"ni dinleyecek zamanımız yoktur.
Kürtlük adına şiddeti, savaşı, devletçiliği, milliyetçiliği savunanlar, yeni katliamlara ve soykırımlara davetiye çıkardığının farkında bile değil. Bunların sorumsuzluklarına karşılık barışı savunmanın nasıl tarihi bir sorumluluk ve büyük bir cesaret işi olduğu her an daha fazla kanıtlanmaktadır.
Nasıl ki yarım asır boyunca nefes nefese varlık mücadelesini verdiysek, bu mücadelenin tecrübe ve birikimleri kadar yanlışlarından da çıkardığımız derslerle önümüzdeki yılları da kapitalizmle hesaplaşma yılları olarak değerlendireceğiz.
Bunun politik alandaki ilk adımı, “tavşana kaç, tazıya tut” politikasıyla bizi ve Türk devletini sürekli savaşır konumda tutmak isteyen, Kürt sorununun gerçek yaratıcıları olan güçlerin elinden bu kozu almak olmuştur. Sürecin böyle bir özelliği vardır ve devamı da gelecektir.
Kürt'ün Türksüz, Türk'ün Kürtsüz olamayacağı düsturuyla gelişen diyalog ve uzlaşı kültürü, mutlaka Ortadoğu’yu da etkileyecektir.
Son olarak biçime dikkat çekmekte yarar vardır ki; taraflar artık savaş diliyle konuşamaz. Bakışımızı ve üslubumuzu da buna uygun hale getirmeye ihtiyacımız vardır.