Katliamın en ağırına, direnişin ise en görkemlisine şahitlik eden
Cizre'de her insan hikayesi yazılmalı ki bir halkın tarihi anlatılırken
unutulmasın. Botan'da bu günlerde hangi kasabaya ve köye gitseniz bir
Cizre hikayesi bulursunuz. Herkesi; en güzel anlarını resmettikleri
çocukları, eşleri, kardeşleri, anaları ve babalarını tarihin en büyük
katliamlarından birinde yitirenlerin gözlerindeki hüzün ve dillerindeki
kararlı cümleler karşılar. O yüzdendir ki onurun peşinden gidenlerin ve
geride kalanların hikayesi hiç durmadan anlatılmalı.
Hamdiye her gün annesini bekliyor
Ama ille de çocuklar yazılmalı. Tıpkı Cizre ablukasının 4. gününde
evinin önünde devlet güçlerinin 8 kurşunla katlettiği Hediye Şen'in
çocukları gibi. Kevser 8, Kenan 4 ve Hamdiye 2 yaşında. Annelerini
yitireli daha iki ay oldu. Çocuklar Cizre'den o günlerde çıkmışlar ve şu
anda Güçlükonak'a bağlı Damlabaşı (Dilopkê) köyünde büyük anne ve
dedesinin yanında yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Kevser'in gözlerindeki
hüzün ve öfke anlatıyor annesini ne kadar çok özlediğini. Hamdiye
yaşadıklarından habersiz her gün annesini bekliyor ve Kenan buruk bir
gülümseme ile buyur ediyor bizi.
'Bu çocukların ah'ı kalmayacak onlarda'
Hediye'nin eşinin annesi Halime Şen, kucağında küçük Hamdiye ile söze
başlıyor: "Bu çocukların ah'ı kalmayacak onlardan." Halime de, Cizre'de
yaşayanlardan Sur Mahallesi'ndeki evini devletin saldırıları nedeniyle
bırakmak zorunda kalmış.
'İşgalci devlet güçleri vurdu'
Hediye'nin Cudi Mahallesi'ndeki gecekonduda çocukları ve eşiyle birlikte
mütevazı bir yaşam sürdüğünü söyleyen Halime, "Bir gecekondusu vardı.
Evinin lavabosu dışarıdaydı. Gece lavaboya gitmek için evden çıkıyor.
Kapısının önünce çıkında işgalci devlet güçleri bunu tarıyorlar. Eşi
Mahmut dışarı çıkıyor. Bu arada elektrikler kesiliyor. Oğlum lavaboya
gidip bakıyor, görmüyor. Dönünce Hediye'nin cenazesine takılıp düşüyor"
diyerek yaşananları dile getiriyor.
'Çocukları getirdin, anneleri nerede?'
Halime o geceyi iç çekerek şöyle anlatıyor: "Vurulmadan bir gece önce
konuştum onunla. Bana 'Bizim yanımıza gelin' dedi. Ben de 'İki tane
bodrumumuz var, devlet evi üzerimize yıkmazsa bir sorunumuz yok.
Yıkarlarsa da biz de komşularımız, arkadaşlarımızla aynı akıbeti
yaşarız' dedim. Bu benim onunla son görüşmem oldu. Ertesi gün gece oğlum
aradı. 'Anne, Hediye'yi vurdular' dedi. Çıkamadık, sabaha kadar
bekledik. Elimizden hiçbir şey gelmedi. Oğlum da kapıyı kapatıyor,
çocuklar görmesin diye. Hediye'nin cenazesinin üzerine geliyor. Üzerine
bir battaniye seriyor ve beklemeye başlıyor. Sabah olduğunda çocuklarını
alıp bizim eve geldi. Ben 'Yavrularını getirdin de, anneleri nerede?'
diye sordum ve ağlamaya başladık."
'Cenazeyi aldığımız için mutlu olduk'
Cenazeyi alabilmek için Hediye'nin eşi Mahmut Şen'in üç defa emniyet
amiri ile görüştüğünü belirten Halime, "Öyle günlere kaldık ki
cenazemizi alabildiğimiz için bile neredeyse mutlu olduk" diyerek
yaşatılan zulmü aktarıyor. Hediye'nin çocuklara yardım ettiğini ve kendi
halinde biri olduğunu söyleyen Halime, "Birçok öğrencisi vardı. İğne
yapmayı biliyordu. Herkese yardımcı oluyordu. En son da 25 öğrencisi
vardı, Kuran öğretiyordu onlara. Mahalledeki kadınları onun arkasında
teravih namazı kılıyordu" diyerek Hediye'yi anlatıyor.
'Devlet onu öldürdü'
Hediye'den geriye kalan çocuklarını bağrına bastığını belirten Halime,
özellikle 2 yaşındaki Hamdiye'nin her gün annesini sorduğunu
gözyaşlarıyla anlatıyor ve dudaklarından şu cümleler dökülüyor: "İşgalci
devlet onu öldürdü. Üç çocuğu yetim kaldı. Sürekli bana annelerini
soruyorlar. Küçüğü babasına 'Ne zaman annemin yanına gideceğiz?' diye
soruyor. Büyük kız ile erkek çocuk annelerinin öldüğünü biliyor. Ama
küçüğü daha anlam veremiyor. Kenan 'Annemi toprağın altına koyduklarını
gördüm' diyor. Allah hakkını yerde bırakmasın. Her gün annesini soruyor.
Allah bu çocukların hakkını yerde bırakmasın."
'Annemi özledim'
Kamerayı kapatıp Hediye'nin çocukları ile konuşuyoruz. Ortanca çocuğu
Kenan, "Annemi özledim" derken, Kevser öfke ile hesap soruyor: "Benim
annem size ne yaptı, onu niye öldürdünüz!"