• Başkan Öcalan, masada “taraflardan biri” değildir. Tarafların üstünde, onları ortak amaç etrafında uzlaştıracak olan koordinatördür. Manevi otoritedir.

Başkan Öcalan koordinatör olarak önerilmiştir, çünkü “gel ve silahlı mücadeleye son ver, örgütünü feshet” diyen Bahçeli, silahlı mücadeleye son vermemiş, PKK’nin feshini sağlamamıştır. Erdoğan, hala müzakere sürecini oyalamaktadır. Bu sürecin başlatılmasında hiçbir muhalif parti en küçük bir role sahip değildir. Bu sayılanların hepsi, ya sürece karşıdır ya da müzakerede en küçük bir inisiyatif alamamıştır. Öcalan ise bu sürecin “sahib-i mutlakıdır” ve onun dışında hiç kimse, taraflar arasında uyumu ya da entegrasyonu sağlayamaz, tarafları demokratik uzlaşmada birleştiremez. Erdoğan ve Bahçeli, masa altından tekmeleşmekte; Özgür Özel, AKP darbesine karşı savaşmakta; İyi Parti ve Zafer Partisi süreci baltalamakta; diğerleri ise sadece ortalarda dolaşmaktadır. Öcalan dışında bütün “liderler” birbirlerinin kuyusunu kazmaktadır. Bu durumda krizden çıkış arayan devlet kesimi ve doğal olarak PKK, Abdullah Öcalan’ı “ortak otorite” saymıştır.

Şimdi de “koordinatör” ne demektir sorusuna yanıt verelim: Koordinatör, bir işi yapacak olan farklı sektörlerin ya da kişilerin uyumunu ya da entegrasyonunu, onların farklı yaklaşımlarını, amaçtan uzaklaştırmadan uzlaştırmaya ehliyetli kişi demektir. Koordinatörün yapılacak iş hakkında, tüm farklı ögelere göre o işin nasıl yapılacağı hakkında en bilgili, deneyimli ve işi başarmayı asıl isteyen kişi olması gerekir. Devletin çare arayan kesimi, kendi tabiriyle “terörsüz Türkiye” amacına, PKK de kendi tabiriyle “silahsız siyasi mücadele” hedefine Öcalan’ın inisiyatifinde ulaşabileceklerinde birleşmişlerdir. Bu nedenle devlet, Öcalan’ın kapısını çalmış, PKK silahlı mücadeleyi sonlandırmaya demokratikleşme ön koşuluyla kongresini toplayarak karar vermiştir.

Bu durumda “barış ve siyasallaşma masası"nın bileşimi, bu masa kurulursa kendiliğinden ortaya çıkmıştır: Öcalan, masada “taraflardan biri” değildir. Tarafların üstünde, onları ortak amaç etrafında uzlaştıracak olan koordinatördür. Manevi otoritedir.

Masada siyasi müzakere açısından AKP ve müttefikleri ile DEM Parti ve müttefikleri yer almalıdır. Askeri müzakere açısından ise Türk ordusu ve bileşenleri ile PKK ve gerilla hareketinin sözcüleri masada oturmalıdır.

DEM Parti’nin masada bulunmasıyla ilgili ciddi bir sorun yoktur. Cumhurbaşkanı olduğu için Erdoğan, DEM Parti ile masaya oturmasa bile Dolmabahçe Mutabakatı'nın yapıldığı masada uygun gördüğü gibi, onu temsilen yetkili kişiler masada yer alabilir. Buna karşılık feshedildiği için PKK ve henüz devlet bakımından hala “terörist” sayılan gerillanın temsili karmaşık bir sorundur. Hiç kuşkusuz bu sorun aşılabilir. PKK ve gerilla, Türkiye’de uygun gördüğü legal kimlikli kadroları “vekil” olarak tayin edebilir. Devlet de vekil ile müvekkili temasını her türlü müdahaleden arınmış olarak kabul ettiği durumda sorun çözülmüş olur.

Geriye en büyük iki sorun kalır:

* Öcalan’a tanınacak olan “koordinatörlük” görevini Öcalan’ın esaret altında mı yoksa en az masada oturanlar kadar özgürlük içinde mi yapacağı sorunudur. Artık bu sorun, İmralı koşullarının “iyileştirilmesi”, devletin izin vermesi şartıyla avukatları ve yakınları ile “daha sık görüşmesi” ve hatta Öcalan’a günün birinde ve devlet uygun görürse özgür olmasını sağlayacak “umut hakkı"nın kabulüyle çözülemez. Bu “iyileştirilmiş koşullara” rağmen Öcalan, halen “hükümlü statüsündeki” bir kimsedir, bu devasa sorunun çözümünde “koordinatörlük” görevini esaret altındayken yerine getiremez. Statü, artık bir yurttaş olarak Öcalan’ın koşulsuz özgürlüğüdür. Bahçeli bu kapıyı aralamış bulunuyor ama henüz kapı özgürlüğe açılmamıştır.

* Tarafların her birinin kendi içinde var olan engelleri aşıp aşamayacakları sorunudur. “Norm içi devlet, norm dışı devletin” engellerini aşabilecek midir? Erdoğan, iktidarını koruma amacından Türkiye’nin bekasını sağlama düzeyine geçebilecek midir? CHP, hem AKP’nin darbesini, hem de içerideki yıkıcı ulusalcıların engelini bertaraf edebilecek ve “barış ve siyasallaşma sürecinde” rol oynayabilecek midir? En önemlisi de bu sayılan özneler, Kürt sorununda çözümsüzlüğü Türk devletini kendi çıkarlarına kullanmak için devam ettirmek isteyen küresel emperyalist güçlerin provokasyonlarına karşı ortak tutum alabilecekler midir?

Bu sorulara verilecek cevaplar “barış ve siyasallaşma” sürecinin kaderini belirleyecek önemdedir.

Sorulara muhatapların “olumlu cevap” vermesini beklemek büyük bir yanılgı olur. “Öcalan’ın özgürlüğü” ile ilgili rezervleri ne olursa olsun müzakere sürecinin “demokratikleşmeye ve silahsızlanmaya” yol açmasını isteyen muhalefet, “müzakereyi oyalamaya ve CHP’ye yönelik darbeye karşı, hızlanma ve normalleşme" yolunda harekete geçerek müzakerenin ve demokratikleşmenin önündeki engellerin aşılmasında rol oynayabilir. Engeller aşıldığı zaman, koordinatörlük statüsünün doğası gereği Öcalan da zaten özgür olacaktır.

Devlet Bahçeli, “barış ve siyasallaşma koordinatörlüğü” önerisini yaptığı gün, aynı zamanda CHP’nin parçalanmasına ve “mutlak butlan” darbesine karşı çıkmıştır. Şu anda müzakere sürecini tıkanıklıktan çıkaracak olan ve “Butlan darbesi"ne karşı tutum alanların tabanı bu nedenle daha da genişlemiş, karşı güçlerin tabanı daha da daralmıştır.

Bahçeli’nin yaptığı öneriler AKP cenahında yanıtsız kalsa da, hatta Bahçeli aşırı milliyetçi unsurların zorlamasıyla önerisinde ısrarcı olmasa da ok yaydan çıkmıştır. Yaydan çıkan okun hedefine ulaşması, muhalefet partilerinin, daha da önemlisi bunların tabanlarının ittifakına ve mücadelesine bağlı olacaktır.

O halde, muhalefet AKP’yi bekleme durumundan çıkmalı, o yavaşlatıyorsa müzakere sürecini hızlandırmalıdır. Mesela bu hafta Komisyon raporunun 6 ve 7 maddelerinde önerilen ortak yasaları AKP’yle müzakereye başlayabilirler, çünkü zaman daralmaktadır.