Bir bilanço ve bir karikatür
Veysi SARISÖZEN yazdı —
- "Barış süreci ve siyasallaştırma koordinatörlüğü" açıklaması, somut bir öneri niteliğindedir. Koordinatörün esaret altında olamayacağı da izahtan varestedir.
Özgür medyanın şu sıralarda yapması gereken en önemli çalışma, bana sorarsanız Bakur, Başûr ve Rojava’da süregiden Türk ordusunun askeri operasyonlarını, Türkiye’de Kürt Özgürlük Hareketi'nin legal partilerine karşı kapatma kararlarını, yine gazete ve televizyonlarına yönelik kapatma kararlarını ve nihayet ilk isyandan bugüne kadar savaşçı ve sivil ölümlerini “çoktur” filan gibi nicelik sözleriyle değil, somut rakamlarla ve tam sayfayı ve ekranı kaplayan ölçekte kamuoyuna duyurmak ve sonra: “Kim kazandı, kim kaybetti” diye sormaktır. Bu sorunun cevabı, “silahsızlan ve teslim ol” anlamına gelen dayatmayı kökten çürütecektir.
Askeri açıdan yaşanan 100 yıllık savaş, şu anda “yeneni ve yenileni” olmayan, pat durumu nedeniyle fiili “ateşkesle” sonuçlanmıştır. Askeri açıdan sonuç “pat durumu” olmakla birlikte tarafların stratejik amaçları açısından durum nedir?
Türk devleti açısından
Türk devletinin stratejik amacı, yüzyıldır tüm nüfusu asimilasyonla zorla Türkleştirmektir. Bu amaçla Kürt ulusunun varlığını inkar etmiş, dilini yasaklamış, bu inkar ve yasaklamaya karşı direnen askeri, politik ve ideolojik güçlerini yok etmeye çalışmıştır. Sonuç nedir? Türk devleti Kürt ulusunu asimile etme stratejik amacına ulaşamamıştır. Ulusun direnen askeri, politik ve ideolojik güçlerini yok edememiştir.
PKK açısından
PKK ise yarım yüzyıllık direnişi ile asimilasyon sürecini durdurmuş, Kürt ulusunun varlığını ve dilini, fiilen devlete kabul ettirmiştir. Kürt ulusunun direnen askeri güçlerini, legal partilerini ve özgür medyasını yok etme saldırılarını püskürtmüştür. Binlerce şehit veren gerilla dağda müzakere sürecinin nasıl sonuçlanacağını bekliyor, bilmem kaç kere kapatılan legal partilerin devamcısı DEM Parti, TBMM’de. Binaları bombalanan, yazarları, çalışanları, dağıtımcıları öldürülen özgür medya onlarca gazeteleriyle, onlarca televizyonlarıyla konuşmaya devam ediyor. Komployla “kullanmayı” düşündükleri Başkan Öcalan, barış masasında taraflar arasındaki düşmanlığı kaldıracak biricik otorite olarak fiilen yer alıyor.
Sistem ve ordusu
Bir de gerillayla savaşan ordunun haline bakın. Generallerinin yarısı hapiste, kurmay albaylarının yüzde 90'ı tasfiye edilmiş. Ekonomi çökmüş. Sistem bir tür mafyatokrasiye dönüşmüş. CHP ile iktidar arasındaki savaş devlet krizini derinleştirmiş. İktidar, ABD’nin ve İsrail’in şantajları ve baskısı altında Ortadoğu’da ne yapacağını şaşırmış.
Askeri açıdan sonuç pat durumu iken, stratejik açıdan Türk devleti amaçlarına ulaşamamış, Kürt Özgürlük Hareketi ise “inkar ve imha” stratejisini, yenik düşürmüştür.
Masadaki eşit güçler
Müzakere masasında tarafların durumu tastamam böyledir, ancak Türk tarafı masada devlet ve iktidar güçleriyle temsil edilirken, Kürt tarafının devletsiz oluşu güçler arasında bir eşitsizlik yaratmaktadır. Buna karşılık Türk tarafının stratejik amaçlarına ulaşamaması ve ulaşamayacağının kanıtlanması, tarafların arasındaki eşitsizliği dengelemiştir. Sonuç, masada “ne yenilen ve yenen” ne de “teslim alan ve teslim olan” güçler değil, eşit haklı güçler müzakere halindedir.
İşgüzarlıkla ulaşamaz
Her devlet gibi Türk devleti de kendisine karşı silahlı ayaklanmayı bastırma ve silahlı olanları silahsızlandırma hakkına sahiptir. Buna karşılık her isyan örgütü gibi PKK de isyanlara yol açan Kürt sorunundaki çözümsüzlüğe karşı isyan hakkına sahiptir. Masada işte bu iki “haklı” güç barış ve demokrasi amacıyla bir “demokratik uzlaşma” aramaktadır ama masada tuhaf işler oluyor. Sanki Başkomutan Erdoğan’ın orduları gerilla ordusuna karşı zafer kazanmış da şimdi sıra öldürülenlerden arta kalan ve devletten “aman” dileyen savaşçıların “silahlarını bırakıp teslim olmasına” gelmiş gibi “barış ve demokrasi” masası, “savaş alanına” çevrilmektedir. Devlet ve iktidar savaşta ulaşamadığı hedefe, masada ulaşacağını sanmaktadır. Ulaşamaz. Buna ne Başkan Öcalan izin verir ne de Kürt halkı ve PKK.
Teşbihte hata olmaz
“Silahsızlanın ve teslim olun” çağrısı yapanların durumu gülünçtür. Ben karikatürist olsaydım bu gülünç durumu şöyle tasvir ederdim: Erdoğan’ın ordusu süngü takmış, tanklara binmiş, jetlerle havalanmış, dronlarını uçurmuş, “Allah Allah” nidalarıyla yeri göğü inletiyor ama o da ne? Sırtını “düşmana” dönmüş, “İmralı barış masasına gider” denilen yol levhası istikametinde koşturuyor; arkasından da Karayılan’ın ordusunun kollarını “gel de esir al” gibisinden havaya kaldırmış, “ya Hüda, ey Reqîb” diye haykıran” silahsız savaşçıları kaçanları kovalıyor. Karikatürün alt yazısını da şöyle yazardım: “Teslim alanlarla teslim olanların resmidir.”
Masa savaş alanı değil
Teşbihte hata olmaz. İçiniz rahat olsun; bu sürecin ne kaçanı var ne de kovalayanı. Baylar, kendinizle alay ettirmeyin. Yeneni ve yenileni olmayan bir savaşta ne TSK teslim olur ne de PKK. Ne Türk halkı teslim olur ne de Kürt halkı. Zaten barış masasına karşılıklı oturmuşsunuz. “Teslim ol” diyerek barış masasını savaş alanına çevirmeye kalkmak yerine, suhuletle müzakereyi sürdürün, tıkamayın, dondurmayın; anayasal ve yasal garantilerin altını imzalayın, imzaladığınız anda gerilla da silahsız olarak dağlardan insin. Çocuğun “Aaaa, kral çıplak” demesi rejiminizin ayıbını ifade ederken, aynı çocuğun “Aaaa, gerilla silahsız” demesi o çocuğun barışa hasretini anlatır. Türk ve Kürt halkının barışa ve demokrasiye olan hasretini giderin.
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim” demişti Nazım Hikmet.
Bahçeli'nin son önerisi
"Son gelişme: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin Grup Toplantısı'nda "... Abdullah Öcalan için statü açığı varsa terörsüz Türkiye sürecine hizmet edecek şekilde bu açık ele alınmalıdır. Bu mekanizma, kardeşlik hukukunu, demokratik katılımı, milli huzuru birlikte gözetmelidir. Bunun adını barış süreci ve siyasallaştırma koordinatörlüğü olmasını öneriyorum" dedi. Gazetemizde geçtiğimiz Pazartesi günü yayınlanan yazımda, Öcalan'ın masadaki tüm tarafların üstünde bir statüye sahip olması gerektiğini yazmıştım. Bahçeli'nin "barış süreci ve siyasallaştırma koordinatörlüğü" açıklaması bu düşünceme yönelik somut bir öneri niteliğindedir. Koordinatörün esaret altında olamayacağı da izahtan varestedir.
