Türkiye demokratikleşmezse ne olur?

Fuat Ali RIZA yazdı —

  • Demokratikleşemeyen Türkiye ikinci sınıfa düşmüş, daha çok baskı ve sömürü altına alınmış olacaktır. Bundan kurtuluşun tek yolu, Kürt özgürlüğü ve Türkiye’nin demokratikleşmesidir.

Türkiye’de demokratikleşme, tarihi önemini korumaya devam ediyor. Bunun da Kürt sorununun çözümünden, yani Kürtlerin özgürlüğünden geçtiğini herkes biliyor. Bu çerçevede önemli bir tartışma yürütülse de somut pratik adımlar bir türlü atılamıyor. Sonuçta faşist ve oligarşik karakterli sistem varlığını sürdürüyor. Bu da ‘Türkiye demokratikleşmezse ne olur?’ sorusunu yakıcı bir biçimde gündemde tutuyor.

Peki bu durum neden böyle oluyor? Türkiye’de demokratikleşmeye karşı ayak direyenler, bunu neye dayanarak yapıyorlar? Konuyu bu sorular çerçevesinde ele alırsak öncelikle önümüze “İran savaşının sonucunu gözleme” cevabı çıkıyor. Madem ki antidemokratik güçlerin beklentisi böyle; o halde İran savaşının durumu ne? Daha somut olarak İran savaşının kazananı kim?

Yapılan açıklamalara bakılırsa vahşet düzeyinde süren söz konusu savaşı hem ABD ve İsrail hem de İran kazandı! Yani savaşan iki taraf da “Zafer kazandığını” ilan etti. İran “yıkılmadığını” gerekçe göstererek zafer ilanında bulunurken, ABD-İsrail de “vurdukları darbeyi” ileri sürerek zafer kazandığını iddia etti. Bir savaşın iki tarafı birden zafer kazanamayacağına göre, aslında yapılan zafer ilanları gerçekçi değildir ve dolayısıyla söz konusu savaşın net sonucu hala ortaya çıkmamıştır.

Gerçekte ise iki tarafın birden kazanamadığını, hatta kaybettiğini söylemek bile yanlış değildir. Yani tarafların kazandığı zafer, gerçekte bir Pirus zaferidir. Kaybettiği halde kendini zafer kazandı sanma durumudur. İran tarafının gördüğü zarar ortadadır ve eski rejimin kendini sürdürmesi imkânsız gibidir. Yakın zamanda İran’da önemli değişiklikler yaşanacaktır. ABD’nin sözde zaferi ise çok daha fazla astarı yüzünden pahalı olmaktadır. İran savaşı nedeniyle NATO tarihinin en büyük sarsıntısını yaşamış, ABD en temel müttefiki İngiltere ile bile karşıt hale gelmiştir. ABD açısından İran savaşının sonucu, ‘ABD İmparatorluğu'nun sonu olmaktadır. Sovyetler Birliği’nin çözülüşüyle başlayan bu süreç, İran savaşı ile tamamlanmış durumdadır. Artık kapitalist dünya kesin olarak çok kutupludur. Çift kutuplu dünya arayanlar ve bunun özlemini çekenler bu gidişle çok beklerler.

Peki bu durumda İran savaşı nasıl sonuçlanacaktır? Öyle görünüyor ki, bir tarafın zaferi değil, tüm tarafların geçici de olsa bir tür uzlaşması ortaya çıkacaktır. Kuşkusuz uzlaşacak bu taraflar sadece ABD-İsrail ile mevcut İran rejimi olmayacak; aynı zamanda İran’ın tüm demokratik güçleri ve İran halkları da olacaktır. Belki de birinci güç İran’ın demokratik güçleri olacaktır. Diğer iki taraf şimdiye kadar tüm gücünü kullandı fakat yapıcı bir sonuç ortaya çıkartamadı; aslında şimdi sıra İran halklarına, kadın ve gençlerine, İran’ın demokratik güçlerine geldi. Bundan sonra sahnede en çok bu güçler olacaktır.

Peki böyle bir sonuç, mevcut Türkiye rejiminin faydasına olabilir mi? Başka bir deyişle AKP rejimi bu sonuçtan nemalanabilir mi? Hayır, bu sonuç mevcut Türkiye rejiminin faydasına olmaz. Türkiye rejiminin faydasına olan, mevcut İran rejiminin varlığını sürdürmesi ya da eski Şahlığın yeniden gelmesidir. Bunların ikisi de olmayacağına göre, o halde İran cephesinden Türkiye’nin kazanacağı pek bir şey yoktur. Dolayısıyla beklenti içinde olanlar beyhude hesap yapmaktadır. Dahası oluşacak yeni İran’da en etkili güçlerden biri Kürtler olacaktır ki, bu da mevcut Türkiye rejiminin inkâr ve imha politikasına öldürücü darbe vuracaktır.

Bunun dışında geriye Doğu Akdeniz kalıyor. Aslında Gazze savaşının başladığı 7 Ekim 2023'ten itibaren gelecek analizi yapan bazı çevreler, “Dananın kuyruğu Kıbrıs’ta kopacak” diyerek bugün yaşanan ve daha da derinleşecek olan siyasi ve askeri gelişmelere dikkat çekmişti. Şimdi o an geldi ve dananın kuyruğu Kıbrıs’ta kopmaya başladı. ABD-İsrail ittifakı, Lübnan ve Suriye sahasında Doğu Akdeniz’e tamamen hakim oldu. Aynı zamanda Güney Kıbrıs ve Yunanistan’la çok yönlü ilişkiler geliştirerek, bu iki alanı her bakımdan tahkim edip yeni enerji yolunun bu bölümünü de sağlama aldı. Bu durum sadece ABD ve İsrail ile de sınırlı kalmadı; Güney Kıbrıs ve Yunanistan ile benzer ilişkileri Almanya ve Fransa gibi büyük Avrupa devletleri de geliştirdi. Dahası Kuzey Afrika’nın iki gücü Mısır ile Libya da Almanya ve bu temelde Yunanistan ile benzer sıkı ekonomik ve siyasi ittifak içine girdi. Böylece Afrika kıyısından Yunanistan kıyısına kadar tüm Doğu Akdeniz üzerinde yeni bir hakimiyet kurulmuş oldu.

Peki bütün bunlar göz önünde yaşanan gerçeklerken, bu durumda Türkiye-İngiltere stratejik ittifakının ne kadar gücü ve etkisi olabilir? İngiltere’nin kanatları altına sığınmaya çalışan Türkiye mevcut gücünü ne kadar koruyabilir? Kaldı ki İngiltere’nin durumunun Türkiye ile aynı olduğunu söylemek de safdillik olur. Bir yandan Türkiye ile stratejik ittifak yapan İngiltere’nin, diğer taraftan ABD ve Avrupa ile daha sıkı ittifak yapmadığını kim söyleyebilir?

O halde Doğu Akdeniz’de oluşan yeni hegemonya karşısında Türkiye’yi ne İngiltere ne de başka bir güç koruyabilir. Zaten Türkiye mevcut enerji yolunun dışında tutulmuştur ki, bunu mevcut yaklaşımlar kesinlikle değiştiremez. Kaldı ki geçen yıl yapılan Kuzey Kıbrıs seçimini AKP karşıtı olan ve Güney ile birleşmeyi savunan aday kazanmıştır. Şimdiye kadar ciddi bir aktive göstermemiş olması bu gerçeği değiştirmez. Yarın zamanı geldiğinde Kuzey Kıbrıs Yönetimi'nin ve toplumunun Güney ile birleşmek isteyeceği ve bunu gerçekleştireceği kesindir. Mevcut Türkiye politikası ilk darbeyi bu biçimde yiyecektir. Yine söz konusu ittifak, Kürtleri ve Arapları, Türkiye yönetimini zorlamak için giderek daha güçlü destekleyecektir.

Yanlış anlaşılmasın, bu belirttiklerimiz ne Türkiye’de savaş olacak anlamına geliyor ne de Türkiye’de savaşı ve zayıflamayı istediğimiz anlamına geliyor. Sadece mevcut Kürt karşıtı oligarşik diktatörlük devam ettiği ve demokratikleşme gerçekleşmediği koşullarda Türkiye’nin yaşayabileceği şeyleri dile getirmeye çalışıyoruz. Türkiye’yi bekleyen sonucu duyarlı insanlara göstermek istiyoruz.

Peki demokratikleşmeyen, Kürt karşıtı soykırımcı politikaları sürdüren yönetim bu durumda ne yapacaktır? Mevcut AKP-MHP yöneticilerinin İsrail yönetimine atıp tutmalarına ve özel savaş basınının her gün ettiği küfürlere bakmayın; öyle bir durumda Türkiye yönetimi tamamen teslim olacaktır, çünkü söz konusu güçlerle savaşması mümkün değildir. Dahası söz konusu güçler ekonomik ve siyasi olarak Türkiye’yi zaten içten fethetmiş durumdadırlar. Dolayısıyla savaşa gerek kalmadan, diktatörlük yönetiminin önlerinde diz çökmesini sağlayacaklardır. Böylece Türkiye gelişen İsrail hegemonyasını kabul edecek ve Ortadoğu’da ikinci sınıf bir ülke veya devlet durumuna düşecektir. Demokratikleşmeyen Türkiye’nin bu sonu önlemesi veya değiştirmesi mümkün değildir.

O halde Kürt özgürlüğüne dayalı olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi, başka seçenek tanımayan bir yoldur. Demokratikleşemeyen Türkiye ikinci sınıfa düşmüş, daha çok baskı ve sömürü altına alınmış bir Türkiye olacaktır. Bundan kurtuluşun tek yolu, Kürt özgürlüğü ve Türkiye’nin demokratikleşmesidir. Bunu da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan savunmakta, geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Süreci'yle böyle bir demokratikleşmeyi gerçekleştirmeye çalışmaktadır. O halde bu sürecin başarısı için herkes Kürt Halk Önderi’ne destek vermeli, AKP iktidarının oyalama ve süreci boşa çıkarma yaklaşımına karşı aktif mücadele etmelidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.