Ahmet Davutoğlu, Ortadoğu, çevremiz ateş çemberindeyken Türkiye'nin bunun dışında kalması büyük bir başarı öyküsüdür, demişti. Kast ettiği şey ise Kürt tarafının ateşkese uyması ve çözüm için ortamın uygun olmasıydı. Türkiye'de çatışmalı ortam sürseydi, bölgenin böyle karışmasından ötürü ne hükümet hükümet olabilirdi ne de bugün çokça sözünü ettikleri kamu güvenliği ortada kalırdı. 
2013 Newroz'undan beri Kürt tarafı büyük bir ciddiyet ve sorumlulukla ateşkese uydu. Çözüm projeleri sundu. Silahların tümden devreden çıkması için barışcıl ve siyasi yollarla çözümde samimi olduğunu sergiledi. Kürt tarafının Ortadoğu'da etki ve hareket alanı her zamankinden daha fazla genişlemesine rağmen sürecin barışcıl çözüme evrilmesi için elinden geleni yaptı.
Hükümet bunun ne kadar değerli ve tarihi bir fırsat yarattığının az da olsa farkına vardı, denilebilir. Davutoğlu'nun süreci kastederek "En büyük başarı öyküsü" demesi bu temelde yorumlanabilir. Söz ve fikir olarak bu fark edilse ve dile getirilse de, zihinler değişmediğinden pratiğe yansıması da ağırlığına denk düşmüyor. Dün bunları söyleyen başbakan bugün bu sözlere uygun bir duruş ve arayış içinde değildir.
Önder Apo son görüşmesinde KCK ve hükümete iletilmesi için yeni bir çözüm projesi sundu. KCK kısa sürede tutumunu belirledi; müzakere taslağını kabul ettiğini ve sürece bağlı kalacağını açıkladı. Hükümet ise basında değeri olmayan tartışma ve polemiklerle süreci oyalamaya ve gündemden uzaklaştırmaya çalışıyor. Önder Apo heyetin en fazla on gün içinde adaya gelmesini istemişti. Yirmi gün geçti ve heyet hala İmralı'ya gitmiş değil.
İmralı'dan gelen müzakere taslağı açık ve netti. Tüm Türkiye için bir demokratileşme projesiydi. Ortadoğu için de barışın ve birliğin, kaostan çıkışın ve demokrasinin kapılarının açılmasını içeriyordu. Seçimlere kadar silahların tümden devreden çıkarılmasını da içeren bir yol haritası hazırlanmış ve ellerine verilmişti. Hükümet çokça silahlar bırakılsın, siyaset konuşsun laflarına atıf yapıyordu. İşte altın bir fırsat daha sunuluyordu. Bu projeye dört elle sarılmak ve Türkiye'yi düze çıkarmak mümkün iken hükümet neden işi unutturmaya ve geriye atmaya çalışıyor?
Son günlerde Fethullahçılarla olan çatışmalar yine Türkiye'nin ilk gündemi haline getirildi. Zaman gazetesi ve Samanyolu Tv'ye yapılan baskın ve gözaltılarla Türkiye oturup kalkıyor. Dün kol kola olanlar bugün vuruşuyorlar! Binlerce insan KCK adı altında baskınlara uğrayıp hapislere doldurulduğunda iki taraf da gayet uyumlu ve ortak hareket ediyorlardı. Birçok çevre bu ortaklık saysesinda bastırıldı, tehdit edildi, kumpaslara getirildi. Şimdi devleti tümden ele geçirmek isteyen AKP eski ortağını devre dışı bırakmaya çalışıyor.
Fethullahçılara devletin kapılarını ardına kadar açan AKP değil de başkasıymış gibi bir yalan rüzgarı estirmeye de çalışıyorlar. Dershaneleri ve öğrenci yurtlarını Yeniçeri'de olduğu gibi halkın çocuklarını devşirip kendilerine kadro olarak hazırlamaya çalışanlara kimler göz yumdu, destek verdi? Hükümet bu konuda ciddi bir özeleştiri vermedi. Bu çatışma demokrasi kaygısından yapılmıyor. Demokrasi gelişerek güçlenmiyor. Sadece AKP, Fethullahçıların hareket alanlarını daraltmaya ve kendi etki alanını artırmaya çalışıyor.
Demokrasilerde halkın örgütlenme ve özgürlük alanları genişler ve bu yönler hedef alınır. Bugün olanların özgürlüklerin artmasıyla hiçbir ilgisi yok. Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar polis ve yargı organları politize olmuş ve güncel politikanın basıt birer uygulama alanına dönmüşler.
 Alışılagelen burjuva hukuk kurallarına ve yargı sistemine de kimse uymuyor. Cumhurbaşkanı ve başbakan meydanlarda açıkça talimatlar veriyor ve hesap sorulacağını haykırıyor. Polis ve mahkemeler de ona göre çalışıyor. Bu ortamda ne adalet ne de hukuk kalır. Kimsenin böyle bir kaygısının olmadığı da açık zaten. Kıran kırana bir iktidar ve güç kavgası yaşanıyor.
İmralı'dan gelen müzakere taslağı gerçek bir barış ve demokratikleşmeyi hedefliyor. Hükümetin yapacağı en iyi ve doğru iş, barış projesine sahip çıkmak ve demokrasiyi hedeflemektir. Bu yapılırsa kumpaslar da, iktidar kavgaları da böyle çığırından çıkmaz. Adalet ve hukuk egemen olsun deniyorsa, Türkiye'nin tarihsel sorunlarını çözmesi gerekiyor.
Tarihsel fırsatları böyle günlük ikitdar kavgaları ve seçim oyunlarina feda etmemelidirler.
Temel sorunları bir kenara iterek, sürekli gündem değiştirmek siyaset ustalığı değildir. Bu yöntemlerle sorunlar