Bir devrin daha sonuna geldik. Artık Êzîdî kadınları için savunma değil saldırı zamanı. Evet iki yıl içinde öyle şeyler değişti ki bu topraklarda. Ellerinde zincirler, omuzlarında fiyatlarının yazıldığı etiketlerle pazar pazar dolaştırılıyordu kadınlar. Şimdi o kadınlar o kirli beyinleri tek tek öldürüyorlar ve bu topraklar yavaş yavaş temizleniyor.
'Êzîdî Kadınları İntikam Hamlesi' hepimiz açısından çok önemli ve moral vericiydi. Şimdiye kadar Rojava'dan tutalım Kerkük'e kadar özgürlük savaşçılarının sayısız kahramanlığına, direnişine ve destanına tanık olduk ve hala da oluyoruz. Şeddade’de, Minbic'te ya da Rakka’da yapılan operasyonlarda kilometrelerce alan bir günde özgürleştirildi ya da çok büyük çatışmalar yaşandı bunlar çok değerli ve saygı duyulması gereken savaşlardı. Hala da YPG ve YPJ savaşçıları dillere destan yaşamları nakşediyorlar yüreklerimize. Ama yavaş yavaş da olsa ilerliyor.
Tabi YJŞ'nin oluşumu ve savaşı hepimiz açısından çok daha anlamlı ve çok daha moral verici. Çünkü 'orada anın değil bir tarihin savaşı verilirken, çeteler değil bir zihniyet öldürülüyor'. Bu savaşla bir dönemin sonuna geliniyor. Artık direniş zamanı. Kölelikten özgürlüğe bir yürüyüşün başlangıcı.
Evet şimdi Ezîdxan topraklarında tarihine yaraşır görüntüler karşılıyor bizleri. Artık mağduriyetin değil direnişin edebiyatı yazılıyor, çiziliyor. Kısa da olsa hamlede karşılaştığım küçük kareleri tanımlamak istiyorum elimden geldiğince.
Hamle sabahı güneşin doğuşuyla evinin bereketini toplayıp geldi cepheye elleri emek kokan Êzîdî analarımız. Beyaz eşarplarını iş içinde açılıp önüne engel olmasın diye sıkı sıka bağlayarak koyuldular işe. Koca tencerelerde kaynattılar içine sevgisini de kattıkları mis kokulu yemeklerini. Röportaj alan arkadaşın ne yemekler yapıyorsunuz sorusuna çocuklara soruyoruz onların canı ne istiyorsa onları yapıyoruz, çünkü onlar herşeyin en iyisini hak ediyorlar diye cevaplıyor iki eliyle kavrayıp zar zor karıştırdığı kepçeyle bir anamız. Sonra itinayla paketliyorlar ve cepheye gönderiyorlar gençlere günün yorgunluğunu unutturacak yemekleri.
Sonra sıra sıra dizilmiş uzun bembeyaz sakallı, başlarında kırmızı cemedanileri ve omuzlarında bula bildikleri her hangi bir silahla yaşlı amcaları görüyoruz Şilo kapısında. Onlarda savaşçıların çatışma sonrası aldıkları alanları korumak için cepheye gidiyorlar. Gecenin ayazına karşı korunmak için paltolarına sarınarak tutacakları nöbetlere hazırlanıyorlar.
Diğer yandan savaşın koordinesi var tabi. Bu süreçlerin en dikkat çekici yani belki de cihaz seslerini takip edip neler olup bittiğini öğrenmek. Komutanın dikkatini dağıtmadan sessizce bir kenara çekilip konuşmalardan yaşanan gelişmeleri anlamaya çalışmak. Yoğun bir cihaz trafiği olur böylesi zamanların. Bir yandan karşıdan çatışma görüntülerini ve uzaktan patlatılan mermilerin ışığını izlerken diğer yandan cihazdan acaba ne olmuşun merakını yaşamak. Sona doğru 'Bijî Ezîdxan' çığlıklarıyla alınan tepedeki savaşçıların mutluluğunu uzaktan da olsa paylaşmak.
İlk sormak istediğin ama cesarette edemediğin şey şehit var mı? Yok cevabı derin bir oh çekmeni sağlıyor sonra, ya yaralı? O da yok…
Ve bu defa sevinç çığlığı atma sırası sana geliyor.
Bu hamlenin belki de en güzel yani bu güzel insanların gülen gözlerini görmek ve hiç kayıp vermeden belirlenen alanların alınması oldu bizler için. Bir bahane bulup koordinedeki arkadaşı ikna edip mevzileri görme imkanımız oluyor tabi. Çetelerin karış karış mayınladığı arazi de bomba imha çalışması yapan savaşçıların temizlediği yerlerden dikkatle geçip toprak mevzilere ulaşıyoruz.
Çoğunu daha önceden gördüğümüz savaşçıları tanımakta zorlanıyoruz önce. Cephenin hattını belirleyen ve mevzileri yapan kepçenin oluşturduğu toz ve toprak sonbaharın rüzgarıyla birlikte savaşçıların saçlarında adeta dans ediyor gibi. Kimin kim olduğunu çıkarabilmekte zaman alıyor biraz. Sonra gülüşleri kimliklerini açıklıyor onların, baştaki viyan doçkayı kullanan Berivan, elinde cihaz olan Amed diye tek tek anlatıyor yanımdaki arkadaş beni gençlerin yanında iyice utandırmak için. Durumu anlayan gençlerde hemen bir 'ooooo ne çabuk unutulduk' diye hemen yöneliyorlar tabi. Onlara söylemesem de hepsi de biliyor ki tüm Kürdistan'ın gözü kulağı onlarda. Onları unutmak mümkün mü…