Alevi İnancında 12 sayısına yüklenen kutsallık ve kerametin aksine, devletin ve devleti idare eden derin güçlerin zaman kavramında 12 rakamı kirli ve kanlıdır! Devletin ajandasında 12 Sayısı "Muhtıralar, darbeler, katliamlar…!!!" ile özdeşleşmiştir.
12 Mart 1971… 12 Eylül 1980… 12 Mart 1995… Devletin sicilindeki 12’lerden sadece üç tanesidir.
12 Mart 1995’te İstanbul Gazi Mahallesinde yapılan katliamın üzerinden 18 yıl geçti. Gazi katliamı, bin yıldır Alevilere uygulanan soykırımın bir parçasıdır. Katliamı yapan güçleri koruyanlar göstermelik bir dava açmış ve katliam İstanbul’da yapıldığı halde dava Trabzon’a taşınmıştır. Trabzon’da tehdit, baskı ve zulüm altında devam eden dava, katliamcıları aklama mahkemesine dönüşmüştür. Davanın sonucunda devlet aklanmış, kitlenin üzerine kurşun yağdıran "Güvenlik güçleri" paklanmıştır. İki polise verilen göstermelik "Cezalar" ve her katliamda olduğu gibi dosya tozlu raflara kaldırılmıştır.
Oysa bu katliam da Madımak ve Ümraniye katliamları gibi "Bin operasyon yaptık!" diyen ve göstermelik bir "Ceza" ile tatile çıkarılanların yaptığı "Operasyonlardan" biridir. 1990’lı yıllar Alevilere uygulanan katliamlar açısından "Tarihin tekerrürü" olmuş ve ırkçılık, asimilasyon, katliam… Derken, soykırım politikası zirve yapmıştır.
2 Temmuz 1993 Madımak, 12 Mart 1995 Gazi, 16 Mart 1995 Ümraniye ırkçılık, asimilasyon, katliam ve soykırımcı politikanın 90’lı yıllardaki konseptidir. 90’lı yıllar iki ana konsept üzerine kuruludur. "Kürdü ve Alevi’yi katletmek!" Devlet "24 Ocak kararları" ile "Yeni sermayedarlar yaratma" atağına geçerken ihmal edilen "Anadolu sermayesi/Yeşil sermaye" ile "Büyük burjuvaziyi" barıştırarak zeminini daha da güçlendirme amacındadır. Sol, sosyalist güçler "Tasfiye edilmiş" geriye "Baldırı çıplak Kürtler" kalmıştır. Üstelik "Baldırı çıplaklar" bulundukları her yerde örgütlenmiş "Ciddi bir tehlike" haline gelmiştir. "Maazallah olur da baldırı çıplak Kürtler ve kılıç artığı Aleviler bir araya gelirse!!!" Bu "Büyük tehlikeyi bertaraf etmek" için Aleviler "Tamamen kontrol altında olmalıydı."
Zaten yıllardır sistematik olarak uygulanan yoksulluk, işsizlik, baskı politikaları ile büyük kentlere doluşan Aleviler kontrol altındaydı. 1960’larda sol, sosyalist gençlik örgütlenmesinin potansiyel kitlesi olan Aleviler "Baldırı çıplak Kürtlerle buluşmadan" gerekli önlemler alınmalıydı. "Önlem" için Aleviler devlet tarafından terörize edilerek içe büzülmeye zorlandı. Tam da bu aşamada "Bin operasyonlar" devreye girdi. Güya darbecileri yargılayan AKP "Bin operasyoncularla" ittifak yapmıştır.
Şimdi ecdadından devraldığı mirasa binaen "Alevi Açılımını, Milli birlik projesine" tahvil eden AKP iktidarı Alevilere yapılan katliamlarla yüzleşmek gibi bir erdemlilikten hiç söz etmiyor. Aleviler için "Katli vaciptir!" fetvaları veren ve tarihin soykırım suçlularından biri olan Ebu Suud Efendi Başbakan’ın takdirlerine mazhar olurken Alevi İnancı ve Aleviler hakkında "Demokratik beklenti" içinde olmak fazlaca iyimser bir tutumdur. Dikkat edilirse Türkiye’deki etnik ve inançsal kimlikleri sayan ve saygılarını beyan eden Başbakan, Alevilik söz konusu olduğunda "Ali’yi sevmek Alevilikse ben de Aleviyim! Aleviler camiye gelsin!" noktasındadır. Cemevi için "Cümbüş evi… Ucube’den… Kültür Evi’ne" tekamül eden Başbakan Alevi Toplumunun demokratik taleplerini "Cemevi/Cami" ikileminde tutarak sıradanlaştırıyor.
Alevi Toplumunun ve Alevi kurumlarının temel talebi Laik, Demokratik Türkiye’dir. 90 yıldır bize "Laiklik" diye dayatılan garabet resmi ideolojinin Diyanet İşleri Başkanlığı marifetiyle şekillendirdiği Devlet Dininden başka bir şey değildir. DİB ve devlet dini Anayasa ve yasalarla koruma altına alınmış, finanse edilmiş, bir "Devlet kurumu" olmaktan öte devletin kendisi olmuştur. "Yeni anayasa ve toplumsal barış" sürecinde Türk/İslamcı devlet zihniyetin ufkundan dünyaya bakanların resmi tarihle yüzleşmek gibi bir derdi yok. Ama Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinde yaşanan tüm katliamlar ile Alevi katliamları hakkındaki arşiv bilgileri, belge, dosya… Ne varsa açılmadan demokrasi bir hayaldir.
Gazi katliamı dosyası yeniden açılmalı, "Bin operasyon" yapanlar bu kapsamda yargılanmalıdır. Dönemin devlet yetkilileri neden susuyor?... Neden "Sanal darbeler, post modern darbeler" ve "Darbeciler" yargılanırken Gazi katliamı ve katliamcılar unutuldu?... "Bin operasyon yapanlar" yargılanıp gereken cezaya çarptırılmadığı sürece Türkiye’de Aleviler ve "ötekiler" güvencede olmayacaktır…
'Bin operasyon' yapanlar NEREDE?...
12 Mart 1995 Gazi katliamı "Bin operasyoncuların" işidir.