Türkiye çok kritik bir seçim sürecine giriyor. Bu seçim demokratikleşme ile otoriterleşme eğilimi arasında geçecek. HDP’nin seçim başarısı Türkiye’de demokratikleşmenin kapısını sonuna kadar açacak. Türkiye’nin olumsuzluklarından kurtulup sorunlarını demokratik temelde çözmesi HDP’nin seçim başarısı ile gerçekleşecek. Türkiye'yi hem iç, hem de dış sıkıntılarından kurtaracak. Çünkü HDP’nin siyasi çizgisi dışında Türkiye'nin önünü aydınlatacak başka bir siyasi seçenek yoktur. HDP hem AKP’yi hem CHP’yi otoriter eğilimlerden kurtaracaktır. AKP'nin otoriterleşme eğilimi ve projesi HDP'nin başarısı ile engellenecektir. CHP, HDP’nin seçim başarısı karşısında ya demokratikleşme konusunda yeni bir yola girecek ya da Yunanistan’daki PASOK gibi eriyecek ve etkisizleşecektir. HDP'nin seçim başarısı MHP’nin eski politikalarını sürdürmesine imkan bırakmayacaktır. HDP ile yeni bir Türkiye tarihi başlayacaktır. Tüm halkların demokrasi içerisinde özgür yaşamının gerçekleşmesi yakınlaşacaktır.
Bir seçim bu kadar sonuç doğurabilir mi, gibisinden sorular akla gelecektir. Kuşkusuz Türkiye tarihindeki eski seçimler ve sonuçları ile kıyaslanırsa, ya da sadece bir seçim süreci olarak görülürse tabii ki söylediklerimiz abartılı görülür. Ancak 7 Haziran seçimi 4 yılda bir yapılan seçim gibi ele alınamaz. Özellikle HDP için bir seçime girmek ve seçim kazanmaktan öte sonuçlar doğuracaktır. HDP onlarca yıldır, hatta yüzyıldır yürütülen özgürlük ve demokrasi mücadelesinin yarattığı birikimi bu seçimle bir demokrasi ve özgürlük hamlesi haline getirecektir. Yüzyılın birikimi somutlaşacak ve Türkiye'nin en dinamik gücü olarak halkların umudu ve özgür yaşam seçeneği haline gelecektir. Arkasındaki özgürlük mücadelesi tarihi seçimden alacağı oydan kat be kat bir siyasi güç ortaya çıkaracaktır. Son zamanlarda kullanılan deyimle, çıkaracağı 70 milletvekilinin karşılık geleceği siyasi gücün farklı bir özgül ağırlığı olacaktır.
HDP en sağlam temelli, geleceğe yön verecek partidir
40 yıllık Kürt Özgürlük Hareketi'nin mücadelesinin demokratik siyasi güç olarak toplumsallaşması bu mücadelenin bir siyasal güç olarak kalıcılaşması ve Türkiye'nin kopmaz parçası haline gelmesi, Türkiye siyasetinin köklü değişimi anlamına gelecektir. Şimdiye kadar Kürt Özgürlük Hareketi ve gücünü özel savaş demokrasisi için kullanmak isterken 7 Haziran seçimleri ile birlikte Türkiye siyasetinin temel bir geleneği, hem de en güçlü siyasi geleneği haline gelecektir.
CHP’den de, AKP’den de MHP’den de daha köklü ve gerçek bir siyasi gelenek olacaktır. CHP, AKP ve MHP devlet imkanları ile var olmuşken, hormonlu siyasi güçler olurken HDP tamamen topluma dayanan öz gücü ile büyüyen ve büyük bir tarihe dayanan güç olacaktır. Bu, başlı başına Türkiye siyasetini ve dengelerini değiştirecektir. Artık Türkiye'nin gündemini ve siyasetini HDP siyasi projeleri belirleyecektir. HDP siyaset sosyolojisi açısından Türkiye'nin en sağlam temelli ve geleceğe yön verecek partisi olacaktır. Çünkü AKP, CHP ve MHP miadını doldurmuştur. Partiler işlevsel olarak var olabilirler. Eğer Türkiye'nin sorunlarına cevap olacak karakterde değillerse sorunlara çözüm olacak bir parti ortaya çıktığında diğerleri temelsiz kalır.
HDP iç ve dış sorunlara önerdiği çözümlerle Türkiye açısından karşılığı olan tek partidir. Bu nedenle en geniş yelpazede toplumsal kesimlerden destek görmektedir. Aslında tek gerçek Türkiye partisidir. Türkiye halklarının gerçek çıkarını bu parti temsil etmektedir. Diğer partiler tutumlarıyla Türkiye halklarının değil, dış güçlerin ve içte toplumun çatışmasından siyasal ve ekonomik rant elde edenlerin temsilcisidirler. Türkiye halklarını temsil etmemektedirler. Kürt-Türk çatışması, Alevi-Sünni çatışması ve diğer gerilim alanlarının sürmesinden kimler yararlanmaktadır? Bu sorunun cevabı bile bu partilerin karakterini ortaya koyar. Çünkü bu çatışma alanlarını var eden bu partilerin zihniyetidir.
Erdoğan'ın maskesi düştü
AKP Türkiye'de bir barış istemiyor. Barış istemediği; partinin kurucusu, 12 yıllık başkanı, başbakan ve cumhurbaşkanı olan Tayyip Erdoğan’ın tutumlarından belli olmuştur. Açıkça "Biz bu süreçten ve çatışmasızlıktan AKP'nin iktidarı için yararlanıyorduk, siz ise meşrulaştırıyorsunuz" demiştir. Bu, "Biz çözümsüzlükten nemalanıyorduk" anlamına gelmektedir. Çözüm zihniyeti olmadığı için Kürt sorununun çözümü gündemleşince Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti yüzündeki maskenin düşeceği telaşına düşmüştür. Erdoğan’ın gerilim yaratması ve gündemi çarpıtmak istemesi bu nedenledir.
Kürt Halk Önderi yıllardır yürüttüğü çabalar ile AKP hükümetini bazı adımlar atma noktasına getirmiştir. İzleme heyeti, müzakere heyetleri, sekreterya oluşturularak hükümeti kaçamayacağı bir sürece sokmuştur. Erdoğan ve ekibi çözüm değil, kendine göre yararlanmayı esas aldığı, hatta devlet içindeki asker ve sivil bürokrasiye, "Ben oyalıyorum, aslında tasfiye etmek için bu yola başvuruyorum" dediği için iş ciddiye binince, resmiyete binince Erdoğan kıyameti koparmış, amiyane deyimle oyunbozanlık yapmıştır. Bu konuda haklı bir argümanı da olmayınca cazgırlık yaparak, ortalığı velveleye vererek kendi durumunu gizlemeye çalışmıştır. Erdoğan’ın son zamanlardaki durumunu böyle izah etmek gerekir.
"Bu süreci ben başlattım" iddiası ve kendisinin dalkavukluğunu yapanların ya da Tayyip’in söylediklerini kamuoyuna iletme görevi üstlenenlerin, ''Erdoğan süreci başlattı, bu süreci sürdürmekte ısrarlıdır'' demesi gerçek yüzlerini gizlemeye dönüktür. Yüzlerinden dökülen cilaları yeniden yüzlerine yapıştırma gayretidir.
Bu süreci başlatanın ve sürdürenin Kürt Halk Önderi olduğunu herkes bilmektedir. Kürt Halk Önderi olmasaydı şimdiye kadar ateşkes on defa ortadan kalkar ve şiddetli bir savaş başlardı. Kürt Halk Önderi sabrı ile süreci bu noktaya getirmiş ve Erdoğan’ın maskesini düşürmüştür.
Kim çözümden yana, kim bu süreci bir kullanma zemini olarak görmektedir, bu netleşmiştir. Adliyede yaşanan olaylardan ve İstanbul Emniyet binasına saldırıdan yararlanmak istemesi bile AKP'nin nasıl bir politik karakterde olduğunu ortaya koymuştur. Neredeyse AKP’liler bu olayların olmasına şükür etmişlerdir. Demokratikleşmeyi düşünme, demokrasi içinde barışı ve istikrarı sağlama yerine "Bakın saldırılar var, ‘faşist’ İç Güvenlik Paketi ve ‘otoriter’ başkanlık sistemi gerekli" demek AKP'nin artık Türkiye için yük, gereksiz bir parti ve iktidar olduğunu ortaya koymaktadır. Ne diyelim! Allah Türkiye'yi böyle siyasetçilerden korusun.