Kürt halkı NeWroz’da muhteşem bir sunum ile özgür halkların kendi iradeleriyle belirleyecekleri eşit statüler çerçevesinde birlikte yaşam iradesini bir kez daha bütün dünya önünde deklare etti. Siyasal iradenin bütününün sözcüsü olarak Öcalan, "Bugün yeni bir dönem başlıyor!" diye muştuladı yaratıcı olan NeWroz’un bin yıllık geleneğini tanık göstererek. Kendi küllerinden doğuyordu Anka ve barış NeWroz güneşi gibi ısıtmaya hazırlanıyordu bütün halkları.

Elbette bir başlangıcın müjdesini veren mektupta ayrıntılar işlenmemişti. Bir yeni sürece yönelişin iradesinin deklarasyonu idi aktarılan cümleler. Geleceğe yönelik idealin, günümüze yönelik siyasal istemlerin en genelde dile getirilmesiydi sadece mektup. Ve zorlu bir yolun, çetin ve karmaşık bir sürecin başlama fişeği idi NeWroz.
Hiçbir şey kolay olmayacak elbette. Sömürgeciliğin en kirli yöntemlerini kullanarak 40 yıldır sürdürdüğü kirli savaşın halkların yüreğinde açtığı yaraların sarılması ve güven zedelenmesinin yenilenmesi kolay olmayacaktır elbette. Kürt halkının bütün savaş boyunca kendi saflarında eksik bırakmadığı enternasyonalizm odaklı ideolojik eğitim, bugün, halklar arısındaki dostluğun Kürt cephesinde yeniden yeşertilmesi ve sürecin başarıyla aşılmasının temel güvencesidir. Ama yönlendirilmiş anketlerle tersini söyletmeye çalışsak da büyük oranda Türk halkının kirli savaş sürecini, ulus kavramıyla kirletilmiş bir İslamın cehaletiyle bütünleşmiş fanatik bir milliyetçiliğe hızla evrildiğini örnekleriyle biliyoruz. Ama bu kitlenin artık büyük çoğunluğunun AKP saflarında olması, onların barış içerikli süreçlere yönelik reaksiyoner eylemlerinin kontrolünü de kolaylaştırmaktadır. MHP ve CHP ise artık çoktan sadece tarihsel değil, siyasal anlamlarını da kaybetmiş partiler olarak insanlığın kuyruk sokumunda birer pöçük olarak kalmaya mahkumdurlar.
***
Türkiye sosyalist hareketinden bir sosyalist olarak Kürt hareketi karşısındaki kişisel tavrımı yıllar öncesinde ilan etmiştim. Kürt halkının ana damarını temsil eden siyasal iradenin destekçisi, savaşçısı, emekçisi; bu iradenin kararlarıyla karşı karşıya geldiğim durumlarda ise, asla düşmanı olmayan, yanında kalan, uyaran ve her halk gibi Kürt halkının da, bağımsız devlet kurma hakkı dahil kendi kaderini tayin etme hakkını kayıtsız şartsız destekleyen bir yerde durdum.
Yeni süreçte görevlerimizin birkaç kat daha arttığı duygusuyla, bu sürecin Kürtlere yönelik yaratabileceği bütün negatif olasılıkların def edilebilmesi ve barış eşliğinde sürecin doğru tüketilerek yeni özgürlükçü bir devletin oluşumunun temellerinin halkların ortak katılımıyla birlikte atılabilmesi için onlarla birlikte yürüyüşümü daha enerjik sürdüreceğim. Dönemin yoğun provokasyonlar dönemi olacağını bilmemek büyük bir cehalet olurdu. Bütün provokasyonlara karşı duyarlı olmak; tartışmaları uygun üsluplarla eğitici tarzlarla işleyerek tüketmek; bu alana ilişkin üretim ve katkıları yaymak en temel görevlerin başında yer almaktadır.
***
Bu bağlamda yönelişe ilişkin temel saptamalarımı hep tekrar ettim:
"1, Bölge halklarının bütününü kapsayan demokratik sosyalizm içerikli bir ortak yaşam projesi olan Demokratik Cumhuriyetin hiçbir hedefi, mevcut oligarşik cumhuriyetin yani Türkiye Cumhuriyeti’nin mayasıyla uzlaşamaz. Bu iki toplum ve devlet sistemi, birbirinin karşıtı olan anlayışlar üzerinden var olurlar. İşçilerin emekçilerin sınıfsal sömürüsüyle yaşam sağlayan bir sistemin, esas olarak bölge halklarının emekçilerinin ittifakı üzerine oturmuş bir egemenlik sistemiyle kan uyuşmazlığı içinde olacağı açıktır. Bu nedenle bu iki modelden birinin var oluşu, ancak diğerinin yıkımı üzerinden gerçekleşebilir.
2, Türkiye ya da benzerlerinde olduğu gibi, oligarşik cumhuriyete kan veren sistem, esas olarak kapitalizm ve onun küresel ifadesi olan emperyalizmdir. Çağımızda sömürgecilik bu sömürü sistemiyle bütünleşerek dünya halklarına kan kusturmaktadır. Hangi isimle ya da görünümle ortaya sürülürse sürülsün, bu sistem, dünyanın yoksul halklarına ve emekçi sınıflarına yönelik ideolojik ve fiili toplu saldırıya geçen emperyalist-kapitalist sistemin günümüzdeki adıdır.
3, Dün olduğu gibi bugün de devlet, egemenlik-bağımlılık sisteminin devamını sağlayan politik aygıttır. Egemenlik-bağımlılık ilişkisi, üretim araçlarının mülkiyeti ilişkisinden, üretim araçları karşısındaki konumlanıştan başka bir anlama gelmemektedir. Bu tanımların içeriksel düzeyde değişimi, ancak ve ancak bu sistemleri sürdüren üst politik araçların (devletlerin) içeriğe ilişkin yapısal özelliklerinin değişimiyle mümkün hale gelebilecektir.
4, "Hiç kimse devletten ya da emperyalizmden hiçbir şey dilenmesin; halkların ve emekçi sınıfların örgütlü mücadelesi bizi sosyalizme götürecek olan tek gerçek yoldur" önerisi, sistemin temel mücadele anlayışını özetleyen bir girişin güzel bir formülasyonudur. Bu sömürü sistemini, bu zulüm devletini kendi çukuruna gömerek, halkların özgürlüğünü, emekçi sınıfların kurtuluşunu gerçekleştirecek olan tek güç, halkların mücadele birliğinin kendisidir".
Evet, süreci destekliyorum. Sürecin başarısı için her tür görevi üstleneceğim. Ve biliyorum ki sürecin başarısı halkların başarısı olacaksa, bu başarı, sömürgeciliği ayakta tutan kapitalizmin ve burjuvazinin kaybı üzerinden kazanılacaktır.