Ülkede şiddet, yaşamın her yanına bulaşıcı bir hastalık gibi yayıldı. Şiddetin, "güç ve baskı uygulayarak insanları psikolojik ve fizyolojik zarara uğratmak" olduğunu biliyoruz. Toplumda en çok zarara uğrayanların kadınlar olduğunu da. Freud "vahşete yol açan şeyin, üstün olma içgüdüsünden kaynaklandığını söylüyor. Başımızda öyle bir yönetici çetesi var ki, üstün olma içgüdüleri dışa vurmuş ve onlar bunu saklama gereği bile duymuyorlar. Gözlerimizin önünde rantçı, eşitsizlikçi, özgürlükleri yok eden otoriter bir ülke inşa ediyorlar. Bu inşaatın temel taşlarını da kadın cesetleriyle örüyorlar.

 Çocuklar için ilkel senaryolar kuruyorlar. Bu senaryoda  çocuklar, 11'inde evlendiriliyor, 12'sinde anne oluyor 14'ünde çocuk düşürdü diye öldürülüyorlar. Kadınlarını çok seven erkekler, "ya benimsin ya kara toprağın" deyip bıçak darbeleriyle sevgilerini yansıtıyorlar.
Devlet, ilgili makamlar ve medya, ancak bir kadın ya da  çocuk hunharca katledildiği zaman sahip çıkmış gibi gösteriyor. Ancak o zaman haber ve tartışma konusu yapıyorlar. Hiç azalmadan sürüyor bu anlayış, her gün gelişerek, büyüyerek devam ediyor. Kulağı kesiliyor kadınların “ahlaksız” denilerek... Ya da Şemsi Allak gibi başka birini sevdi diye katlediliyorlar.
Neden? Nedeni orman yasaları... Evrensel hukuk kuralları yoksa bir ülkede, yerini "gelenekler ve dini yorumlar" belirliyor suçu, cezayı ya da ödülü.
Devlet şiddet uyguluyor. Barış deniyor ama savaş aralıksız sürüyor. Silahlara para akıtılıyor her yeni gün. Bu savaşın mağdurları da çocuklar; kadınlaştırılan, istismar edilen çocuklar. Yoksulluğu getiriyor savaş, otoriter yapıların varlığı, özgürlüklerin yokluğu, insanların özgür iradelerinin ellerinden alınması, çocukların birer birer pazara sürülmesi…
Yer fark etmiyor. Bu pazar cezaevleri de olabiliyor, yaşamın diğer alanları da... Çocukları ve kadınları ve hatta erkek çocuklarını, yetişkin devlet görevlilerinin çoğu savaş ganimeti olarak görüyor. Geçenlerde bilmem ne gazetesinde, ordu mensubu   adam olmayan adamların yakalandığını duyduk. Fotoğrafları vardı gazetelerde; elleri arkalarından bağlanmış başlarını bile eğmeden kahramanlar gibi yürüyorlardı. Bize yabancı gelmedi bu tavır. Bu ülkede katillerin kahraman ilan edilerek korunduklarını biliyoruz.
'Çocuk gelinler' diyorlar, yüzlerini örtüyorlar çocukların, onlar suçluymuş gibi. Zaten ‘gelin’ diyorsun ve onay veriyorsun.  Hepimiz biliyoruz, adı üstünde çocuk ve özgür iradelerini kullanılmasına izin verilmiyor. Tecavüz ediyorlar; ‘rıza’ diyorlar. Onlarca erkeğin toplu tecavüzüne hangi kadın, hangi çocuk rıza gösterir? Suçu gizlemenin yolu olarak rızayı ortaya sürüyorlar.
Devlet buna göz yumuyor. Ne zihinsel, ne de bedensel  gelişimini tamamlamamış çocukları, aile baskısı, imam nikahı ile evlendirmek... Bazen de hakim kararıyla evlendirmek... Bunların, nikah adı altında çocuk istismarından başka bir şey olmadığını herkes biliyor. Evet, hepimiz biliyoruz ki çocuklar, ilkel bir senaryonun umarsız figüranları... Hakim izniyle kıyılan nikah ya da imam nikahı adı altında seks kölesi olarak kullanılmasını sağlayan bir kılıf. Bu köleliğe aileler çeşitli gerekçelerle izin veriyor. Devlet de göz yumuyor. Ortaya, geleneksel ve kamusal trajedinin göstergesi kalıyor.