"Yaşamı kurtarmak, yaşamı anlamlı kılmak,
yaşamı güzelleştirmek, yenilemek su kadar
gereklidir." A.Öcalan
Yazının başlığı olan slogan, 06 Ağustos 2015’de Bursa’ya gelen bir asker cenazesinde halkın toplu feryadı olarak ortaya çıkmıştı. Bu, halktaki oldukça önemli bir dönüşümün dışa vurumuydu. Kürt halkının "Êdî bes e (Artık yeter)" feryadının cenazelerde ortak acı olarak buluşmasıydı. Ortak acısı olmayanların ortak özgürlük özlemleri de olmaz. AKP faşizminin yanlış politikaları her geçen gün bunu kanıtlıyor. Aslında AKP yıldırmak, sindirmek, korkutmak ve esir almak için saldırırken, istemeden halkların faşizme karşı ortak mücadelesinin de yolunu açıyor. Yani AKP kendi kuyusunu kazıyor.
Öyleyse ne yapmak gerekir? Gerilla, halk ve HDP kendi zeminlerinde mücadelesini yürütüyor ve adım adım yetkinliğini derinleştirerek yaygınlaştırmanın gayretini veriyor. Ama bunu güçlendirmek gerekiyor. Yazının başlığındaki feryat, çağrı, öfke ve kin cümlenin yazılı olduğu pankartın arkasında yüzbinleri yürüterek, başta hükümet olmayan zorba AKP ve kendisine bağlı silahlı güç olan ordu ve diğer üst düzey devlet yöneticilerine, çocuklarını savaşa göndermelerini dayatarak bu başarılabilir. Halkı barış cephesinde birleşebilmeye büyük güç katacak olan Bursa’daki halkın çağrısını Türkiye ve Kürdistan’a yaymak gerekiyor. Bu çağrıyla Ankara'ya yürümek, askere ve savaşa gitmeme hakkını kullanmayı yaygınlaştırmak oldukça önemli. Erdoğan ve çanak yalayıcılarıyla ordu komutanlarının çocuklarını askere göndermeye çağıran afişlemeler, bildiri ve pullamalar, tv programları, dilekçeler, "devlet yöneticileri kendi çocuklarını koruyor bizim çocuklarımızı ölüme gönderiyor" içerikli suç duyuruları, paneller vb. etkinlik ve eylemleriyle sokaklara çıkmanın AKP’ye büyük bir darbe vuracağı; barış, özgürlük ve adalet isteyenlerin cephesini güçlendireceği ve de yalancıların mumunu söndüreceği açıktır. Böyle bir çıkış AKP ve diğer savaş yanlılarını canevinden vuracak ve kuyruklarından yakalayarak, onların vatan/millet derdi olmadığını teşhir edecektir.
Artık büyük bir ihtiyaç haline gelmiş olan acil barış çağrısı, Bursa’daki asker cenazesinde atılmış olan sloganla daha da can alıcı bir hal aldı. Çünkü iktidar hırsı yüzünden yoksu insanların canları yanıyor. Birçok asker cenazesinde de olduğu gibi Bursa’da da buna itirazın feryadının halkların ortak itirazına dönüşmesi için çaba sarfedilmeli. Çünkü hangi partiden, hangi inanç ve görüşten olursa olsun herkes ortak acılarına merhem olacak böyle bir çağrıya ilgi gösterecektir.
İktidardan düşmüş olmasına rağmen zorla devleti yöneten AKP oldukça sıkışmış durumda. İçten içe kaynamaya başlıyor. AKP’nin içten çözülüşü derinleşiyor, kendi eliyle hazırladığı hazin sona doğru sürükleniyor. Bunun önüne geçmek için savaşa bel bağlaması onu daha da içinden çıkamayacağı bir bataklığa saplıyor. En kötüsü de savaş politikasıyla derinleştirdiği bu bataklığa halkı sürüklemesi. Savaşını destekleyen herkesin bunda payı olacak. Bundan kurtulmanın tek yolu ise barış cephesi oluşturmak ve bunun etrafında birleşmek. Bu kurulduğu takdirde, bu halkın yoksul evlatları AKP'nin savaşına katık olmayacak. AKP başlattığı savaşında kendi sonunu hazırlamış olacak. AKP'yi kendi hazırladığı bataklıkta boğmak, iktidarına tamamen son vermek elimizde.
Eğer bu başarılamazsa, on Suriye savaşına bedel bir savaş uzak değildir. Bu nedenle, başta Aleviler olmak üzere, tüm devrimci, demokrat güçlerin faşizme karşı birleşik direniş cephesini sokak sokak örmeleri hayati önemde. Halkların kendilerini devletin zulmünden, sömürü ve baskısından korumaları için bu zorunlu ve acildir.
Süreç demokratik mücadeleyle politik ve askeri mücadelenin iç içe yürütüldüğü bir minvalde gelişiyor. Burada eksik olan işçi sınıfının sessiz duruşudur. Üretimden gelen gücünü devreye koyarak, "savaşa hayır" şiarıyla genel grevi örgütlemeyen sendikaların "sarı sendika" olarak tanımlanması gerçekçidir. "Yaşasın işçi sınıfı" sloganını esas alan; proletaryayı temel ve öncü güç olarak görenlerin, işçi sınıfını "barış için genel greve" sloganıyla eyleme geçirememeleri ve işçi sınıfını sadece hak ve ücret talep eden olmaktan çıkartıp, kendi demokratik komün ve meclislerini, öz savunmasını kurması altında inşa etme mücadelesine sokamamaları hem üzücü ve hem de düşündürücüdür. Bursa’daki cenaze töreninde atılan slogana sahip çıkamayan bir işçi sınıfı ve onu bu halden çıkaramayan sendikaları, ödediği vergilerle savaşa güç veren bir köleler sınıfı olmaktan da kurtulamaz...