
Çelik, Dışişleri Bakanlığı'nda Türkiye Masasından Sorumlu Jonathan İreland'ın ardından bazı İngiliz parlamenterlerle de görüşmeler yaptı. Basına kapalı yapılan görüşmelerde İstanbul ve Diyarbakır'daki Newroz kutlamaları esnasında çıkan olayların yanı sıra, yeni anayasaya ilişkin BDP'nin önerileri konuşuldu. Çelik yapılan görüşmelerden oldukça memnun kaldığını belirtti.
Çelik ile AKP'nin 'Yeni Politika' olarak lanse ettiği siyasi ve askeri konsept ve bu yılki Newroz kutlamaları üzerine konuştuk.
Newroz kutlamalarına ilişkin Türk devletin ve AKP'nin geçtiğimiz yıllara nazaran bu sene bir hayli artan yasakçı ve engelleyici tutumunun sebepleri nelerdir?
Bu seneki Newroz kutlamalarımız öncelikle İstanbul ve Diyarbakır'da yasaklanmak istendi. Halbuki partimiz 15 gün öncesinden kutlama tarihi ve yeri konusunda resmi makamlara başvuru yapıp, 18 Mart'ta kutlanması için izin talep etmişti. Yapılan izin başvurularına, 16 Mart'ta, yani kutlama tarihine sadece 2 kala ret cevabı geldi. Diyarbakır ve İstanbul'a çıkan bu ret diğer il ve ilçelere yansıyarak, Newroz'un Pazar günü kutlanması tamamen yasaklanmak istendi. Elbette ki buradaki amaç olası büyük bir katılımının önüne geçmekti. Biz de bu ret cevabına ilişkin meclise bir öneride bulunduk. Madem ki 21 Mart'ta kutlamamız isteniyorsa, o gün resmi bayram olarak kabul görülsün, biz de o gün kutlama yaparız dedik. Elbette bu önerimiz dikkate bile alınmadı. Türkiye Cumhuriyeti'nin alışagelmiş bir tutumu vardır. Yasaklarla başedemediği gerçekliği içini boşaltarak izin verme yoluna girişiyor. 1 Mayıs'ın resmileştirilmesi gibi, Kürtlerin Newroz olarak bildiği bayramı Türk yetkililerin ismini 'Nevruz' diye değiştirip yumurta tokuşturulan bir bayrama dönüştürmesi gibi. Kürt alfabesinde yer alan ‘w' harfini atıp yerine ‘v' koyarak, aklı sıra bu sorunu çözebileceklerini sandılar.
AKP bu senede samimiyetsizliğini ve çirkin yüzünü gösterdi. Yasaklarla Kürt halkını teslim alabileceğini düşündü. Devletin antidemokratik tutumları yüzünden, kutlamalar esnasında BDP'li bir arkadaşımız ve bir polis memuru hayatını kaybederken, yüzlerce kişi de yaralandı. Ahmet Türk de ikinci kez saldırıya uğradı. Bu seneki Newroz şunu bir kez daha gösterdi ki AKP 1990'lardan ders çıkarmadı. Yasakçı zihniyetiyle Kürtleri evden çıkarmayacağını düşündü. Kürtlerin meydanlara gelmesini engellemek için İstanbul'da bir çok ulaşım yollarını kapadı. Metronun otobüsün olmaması İstanbul'daki Kürtleri engelleyebilir ama ya Diyarbakır'dakileri nasıl engelleyebileceğini düşündü? Gaz bombasına, tanklara ve cop tehditlerine rağmen milyonlar alanı doldurup, adalet ve eşitlik taleplerini dile getirdiler. AKP'ye oy vermiş Diyarbakırlılar da bu sene AKP'nin faşizmine tanıklık ettiler. AKP, 1 yıldır Türk medyasıyla PKK'nin bittiğine ve BDP'nin de tamamen pasifize edildiklerine dair halkı kandırıyordu. Newroz'da insanların sokağa çıkmasını engelleyerek de bu verdiği imajı pekiştirmek istiyordu. Ama öyle olmadı. Kürtler her geçen artan bir çoğunlukla demokratik haklarını talep ediyorlar.
AKP'nin 'Yeni Politika' adıyla son dönemlerde gündeme gelen, aslında askeri ve güvenlik odaklı stratejileri üzerine ne düşünüyorsunuz?
Türban meselesinde olduğu gibi AKP, Türkiye toplumuna defalarca kandırmış, seçim öncesi verdiği hiç bir sözü yerine getirmemiştir. Yeni strateji diye sunduğu politikaları, Tansu Çiller, Süleyman Demirel veyahut Mesut Yılmaz dönemindekilerden hiç bir farkı yoktur. Bu politikalar çatışmaya dayalı olmakla beraber bütün Kürtleri potansiyel suçlu olarak göstermeye yönelik politikalardır. AKP, BDP ve PKK'yi terörize ederek, aydın yazar ve gazetecileri suçlu konumuna düşürüyor. 100 bin kapasiteli hapishanelerde son 10 yıldır 130 bini aşkın tutuklu bulunuyor. Siyasal operasyonlarla Nisan 2009'dan beri 8 binden fazla kişi tutuklandı. KCK operasyonları adı altında yürüttüğü politikalara aslında Başbakan Erdoğan'ın kendisi de inanmıyor; sadece zaman kazanmaya çalışıyor. Erdoğan, kendisinden 10 sene öncekilerinde benzer politikalar yaptığını bilmiyor mu yani? 1990'lardan ders çıkarmak gerekiyor. PKK bir realitedir, bir neden değil sonuçtur; bu yüzden de siyasal sisteme entegre edilmesi gerekiyor. Silahlı mücadeleye devam kararı, daha fazla kayıpları ve ölümleri beraberinde getirecektir. Kürtler artık statüsüz yaşamak istemiyor, kendi anadiliyle eğitim görmek istiyor.
Sayın Öcalan'ın üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit kalkmalı, müzakere süreci başlamalıdır. Bir savaşın muhatapları vardır. Muhatapları PKK'dir, aslında devlet bunu iyi biliyor. Ayrıca, Türkiye'nin merkezi bir sistemle yönetilemeyeceğini, bölgesel yönetimlerin gerekli olduğunu da kabul etmek gerekiyor. Bu bağlamda da Demokratik Özerklik şart.
Geçtiğimiz günlerde Özgür Gündem Gazetesi'ne, bir polis baskınının akabinde bir aylık kapatılma cezası verildi. AKP Kürt medyası üzerine tahakkümü üzerine ne söyleyeceksiniz?
Türkiye'de yargı ve medya her şekilde kontrol altına alınıyor, ama nedense itiraz bir tek Kürtlerden geliyor. Roj TV'nin kapatılma davasından sonra şimdi de Özgür Gündem tamamen ortadan kaldırılmak isteniyor. Aslında Kürt halkının iradesi teslim alınmak isteniyor. Amaç halkı doğru bilgiden mahrum bırakmak. Manipülasyonlarla kendi politikalarını Kürtlere empoze etmeye çalışıyorlar. Kendi TV kanallarında yalan yanlış haberleri yayınlayarak insanları kandırıyorlar. Ahmet Şık'ın kitabını yasaklayan bir zihniyetten bahsediyoruz. Bu zihniyet, yeri gelir TV'de kapatır, yeri gelir gazete de. Yeri geldi mi de Ece Temelkuran, Nuray Mert, Banu Güven gibi kişileri de işinden eder bu zihniyet. AKP seçimlerde aldığı yüksek oya güveniyor. Ama Avrupa'ya faşizmi getiren Hitler de Mussolini'de seçimlerde yüksek oylar aldılar. Bunu unutmamamk lazım. Avrupa'nın Erdoğan'ın gerçek yüzünü görmesi gerekiyor artık.
Cezaevlerindeki Kürt tutuklu ve mahkumların süresiz ve dönüşümsüz olarak başlattıkları açlık grevi halen devam ediyor. Sayıları da her geçen gün artıyor. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?
500'ü aşkın tutuklu 40 günden fazla bir süredir açlık grevindeler. Dışarıdan da büyük bir destek var. Süresiz ve dönüşümsüz açlık grevleri çok tehlikeli sağlık problemleri yaratır. 1 aydan sonra Alzheimer, 50 günden sonra fizyolojik sorunlar, 60 günden sonra da ölümler gerçekleşir. Varolan zulmü, Öcalan'ın üzerindeki ağırlaştırılmıs tecridi protesto etmek ve demokratik hak ve özgürlüklerini talep etmek için bedenlerini ölüme yatırdılar. Öncelikle verdikleri karar saygı duymamız gerekiyor Ancak Adalet Bakanlığı ve Türk medyası duyarsız tavırlarına devam ediyor. Bu grevlerin, hükümet tarafından bir an önce dikkate alınması gerekiyor.
İngiltere ziyaretiniz boyunca başta Dışişleri Bakanlığı olmak üzere bir dizi görüşme gerçekleştirdiniz. İzlenimleriniz nelerdir?
Kürt meselesi ulusal bir mesele olmasının yanı sıra uluslararası bir meseledir ayrıca. BDP olarak sorunları diplomatik düzeyde çözmeye çalışıyoruz. Avrupa'da ciddi sayıda bir Kürt nüfusu var. Bu gerçeği, Avrupa ülkeleri de yadsımıyor. Barışın tek seçenek olduğunu biliyoruz. Avrupa Parlamentosu'nda ve Birleşmiş Milletler'de temel hak taleplerinizi dile getiriyoruz. Roboskî katliamının üzerinden 3 ay geçti, bu katliama karar verenlerin belli olmasına rağmen açığa çıkartılmıyorlar. Uluslararası örgüt ve kuruşlarda hakkımızı aramaya devam edeceğiz. İngiltere'de görüştüğüm yetkililerde BDP'li vekillerin yaşadıkları sorunları ve talepleri dinleyip rapor halinde sunuma hazırlayacaklar. BDP üzerinden Kürt meselesi üzerine diplomatik ilişkileri yürütmeye devam edeceğiz.
ÖZLEM GALİP/LONDRA