"Türksen övün, değilsen itaat et!" Bunu bir özel harekatçı Silvan’da bir evin duvarına yazdı. Beş kelimelik bir cümle Türkiye Cumhuriyeti devletinin zihniyetini, onun yapısını ancak bu kadar iyi anlatır. 

Evet, Türkiye Cumhuriyeti devleti Türk olmayanlara itaat ettirdi. Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman Kürdistanlı Kürt'ün, Arap’ın, Süryani’nin, Keldani’nin devleti olmadı. 

TC Kürdistanlı kadın ve erkeklerin haklarını hep gasp etti. Sadece kadın ve erkeklerin değil, Kürdistan’ın taşının, toprağının, ağacının, kuşunun ve suyunun haklarını da gasp etti. 

TC hiçbir zaman Kürdistanlıların olmadı. Ancak makul Kürt olduklarında, makul Arap olduklarında ve makul Süryani olduklarında kabul gördüler. Asimile olup Türk olduklarında devlet sahibi oldular. Türk olmadıklarında, olamadıklarında itaat ettiler. 

TC ırkçı ve bu refleks hep diri… Kobanê DAİŞ’in saldırıları altında inlediğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan kameraların önünde "Kobanê nere Ankara nere… Bize ne Kobanê’den" diyordu. Aynı Erdoğan Suriye’nin Azaz bölgesindeki kimi Türkmen grupları Rus ve Esad güçlerinin saldırısına maruz kaldığında "Onlar bizim akrabalarımız. Biz onlara kayıtsız kalamayız" dedi. 

Erdoğan haklı... O Türk cumhurunun başı. O Türk cumhurunun başı olarak Kürdistan’ın neredeyse yarısına hükmediyor. Pardon itaat ettiriyor. Dillerini yok sayarak, haklarını gasp ederek hükmediyor. Kürdistanlılar artık itaat etmek istemiyorlar; statü istiyorlar. Bu iradeye devlet saldırıyor. Son iki ayda 300’ün üzerinde sivil hayatını kaybetti. Bir o kadar gerilla ve asker-polis hayatını kaybetti. Kürdistan’ın birçok şehri kuşatma altında. 

Ancak batı sessizlik içinde izliyor. Batı sesiz çünkü devlet oraya kocaman ve kalın bir ırkçılık perdesi örmüş durumda. Kameraların karşısına çıkan her HDP’li siyasetçi Kürt bölgesinde yaşanan kaliamlara karşı Fırat’ın batısına "harekete geçin" çağrısı yapıyor. 

Bu çağrı yerini bulmaz. Kimse ayağa kalkmaz. Bu çaba boşunadır. Ben Ankara, İzmir, Konya, Edirne, Cizre’ye, Amed’e ses versin demem. Ayağa kalksın demem! 

Fırat’ın batısının Fırat’ın doğusuna ses vermesini ve ayağa kalkmasını istemediğimden değil… İstiyorum, lakin ses vermezler, ayağa kalkmazlar. Hem bu beyhude bir çabadır. Çünkü 30 yıldır bir savaş var ve onca hak ihlaline, katliamlara ve adaletsizliğe rağmen kimse ayağa kalkmadı. Ses vermezler, ayağa kalkmazlar çünkü Kürdistan problemini kendi problemleri olarak görmüyorlar. Problemleri aslında ama onlar bir "terör" problemi olarak bakıyorlar. 

"Ey Batı ayağa kalk" diyenlere diyeceğim şudur: "Ayağa kalk" çağrısı yapmayın lütfen! Kalkmasınlar. Kalktıklarında Kürtlerin evlerini, dükkanlarını kundaklıyorlar, linç ediyorlar. Kalktıklarında "Ankara Kürtlere mezar olacak", "Kürtler şehrimizi terk etsin" diyorlar. 

Cizre’deyim. Her Cizreli gibi düşlerim top atışı, barut kokusu… "Star Wars 7" İstanbul’da, Ankara’da Çarşamba günü 12:00’da vizyona girdi. "Star Wars 7" vizyona girdiği saatlerde sokağımda top patlıyor. Vurulan gençler parke taşlarına düşüyor… Bir çocuk kanıyor. Bir kadın paramparça… Pencereden bakıyorum; bir akrep, bir tank, bir panzer, bir kirpi… 

Cizre bir çanak gibi ve çanağın tepesinde yan yana dizilmişler şehre ateş kusuyor. İki generalin komutasında 10 bin komando, özel harekatçı çanağın içine kusuyorlar. Tenim yanıyor, bedenim kanıyor. Türkiyelileşmeye övgüler yağdıranlar bugünlerde susuyorlar. Aslında onlar da Türkiyelileşmenin gerçekleşme koşullarının olmadığını, içinin doldurulmadığını biliyorlar. Eğer böyle olmasaydı, ülkenin bir yanı yangın yeriyken öbür yanı izlemezdi! 

Bu devlet batının dilinden ve onun renginden. 

Batı susarsa özgürlük olur, barış olur ve eşit yurttaş oluruz! Batı susarken Kürdistanî ses daha gür olmalı…