Komite, Diyarbakır'da görülmekte olan ve emekli Albay Cemal Temizöz'ün de sanıklar arasında bulunduğu faili meçhul cinayetler davasını, model dava olarak değerlendirirken, raporları için komite ayrıca 36 farklı mahkemeyi takip etmiş bulunuyor.
Şırnak, Silopi ve Cizre’de 1990’larda faili meçhullerle hayatını kaybetmiş veyahut ortadan kaybolmuş kişilerin aileleri ile röportajlar yapan komite, maktullerin ailelerinin avukatlarının yanı sıra, çeşitli sivil toplum örgütleri ile insan hakları aktivistleriyle de görüşmüş. Rapor, ayrıca Cizre, Şırnak ve Silopi’den Şırnak barosuna yapılan 140 faili meçhul cinayet ve kayıp başvurusunun inceleme sonuçlarına da dayanıyor.

Zamanaşımına dikkat


Faili meçhul cinayetler ve kayıpların çoğunlukla 1992-1995 yılları arasında meydana geldiğine dikkat çeken rapor, cinayet ve kayıpların yaşandığı tarihte yürürlükte bulunan Eski Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) cinayet soruşturmaları için konan 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolmak üzere olduğu ifade ediyor. Zamanaşımı riskinin kalkması için 12 Eylül davasında olduğu gibi söz konusu eylemleri bu kapsam dışında tutacak bir düzenlemenin yürürlüğe konulması gerektiğinin altı çizen rapor, 1990’larda gerçekleşen cinayetler, zorla kaybetmeler ve insan haklarına ilişkin diğer suçların kapsamı, yaygınlığı ve resmi görevlilerce hoş görülmesi sebebiyle, insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında ele alınması gerektiğini ayrıca belirtiyor. Son dönemlerde açılan toplu mezarların ve kazıların 1990’lardaki kayıp yakınların adalet umutlarını artırdığını belirten rapor, hükümetin gerekirse yasal düzenleme yoluyla zamanaşımı riskini tamamen ortadan kaldırması gerektiğine vurgu yapıyor. 1990’lı yıllara ilişkin yargılama sürecinin başarılı bir şekilde gerçekleşmesi için rapor, bazı önerilerde bulunuyor. Başlıca önerilerden şu şekilde: "Türk hükümeti, devlet görevlilerince gerçekleştirildiği düşünülen faili meçhul cinayetler ve diğer insan hakları ihlallerin soruşturulmasında tüzüğün bir engel olmadığını gerektiğinde yasal olarak temin etmelidir.
Türk hükümeti dava öncesi  daha geniş hazırlıklar yaparak ve daha düzenli ve art arda duruşmalar düzenleyerek dava sürecini hızlandırmalı ve böylelikle maktul yakınların ve tanıkların güvenliğini sağlamakla birlikte sanıklara adil dava hakkı temin etmelidir. Savcılar ve mahkemeler, soruşturmaları esnasında yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde emir-komuta zincirini göz ardı etmemelilerdir.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'ndan (HSYK) geçmişte devlet görevlilerince işlendiğinden şüphelenilen -zorla kayıp etme, cinayet ve işkence gibi- ağır insan hakları ihlalleriyle ilgili soruşturmaların özel olarak görevlendirilmiş ve gündelik iş olarak diğer olağan suç soruşturmalarını üstlenmeleri talep edilmeyecek savcılar tarafından yürütülmesini sağlamalıdır. Türkiye 12 Eylül 1980 askeri darbesinden beri devlet görevlilerince gerçekleştirildiği düşünülen kayıplar, cinayetler ve diğer ağır insan hakları ihlallerinin araştırılması için bağımsız bir “Meclis hakikat komisyonu” kurması gerekiyor.  Tanıklar tarafından yalnızca kod adları bildirilen güvenlik gücü mensuplarının olası şüpheli olarak ifade vermeye çağrılabilmeleri için, bu kişilerin kimlik tespitlerinin yapılmasında savcılar ve mahkemeler gereken çabayı göstermeliler."
Korucu sisteminin, faili meçhul cinayetler ve kayıp vakalarının çözümlenmesinde önemli bir sorun olduğunu ifade eden rapor, Temizöz davasında bazı sanıkların, korucu olduğunun altını çiziyor. Rapor ayrıca koruculuk sisteminin devam etmesinin maktul yakınları ve tanıkları arasında korkuya sebep olduğunu belirtiyor. Türk yetkililerin geçmişte yaşanan ihlallerini çözmeye girişerek ve maktuller için adaleti sağlayarak, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu tarafından belirlenen ve birbirini takip eden ihlaller konusunda adım atmada istekli olduğunu göstermesi gerektiğini savunan rapor, geçmişi aydınlatmanın mevcut Kürt sorununu çözmede çok önemli bir etken olduğunun altını ayrıca çiziyor.


ÖZLEM GALİP/LONDRA