18 Ağustos 2015’te yapılan AKP kongre salonunda şöyle bir pankart vardı: Müminlere karşı şefkat, kafirlere karşı şiddetli.
Kuran’da mümin şöyle tarif ediliyor: O mümin ki kafirlere karşı şiddetli, Müslümanlara karşı şefkatli olandır.
AKP kongresinde slogan olan Kuran-ı Kerim’deki kafir kim?
Suruç’ta, Kobanê’de, Şengal’de, Ankara’da, Paris’te katledilen kadın ve erkekler mi?
Bu ayet Müslüman kişinin meselelere yaklaşımında başat rol oynuyor.
Müslüman olmayan herkes kafir kategorisine giriyor. Hatta Müslüman olanların büyük bir kısmı da bunun içine girebilir.
DAİŞ, Boko Haram, Hizbullah, El Kaide ve Müslüman Kardeşler gibi İslamcı örgütler ve mensupları davranışlarına bu ayeti kaynak gösteriyorlar.
Kimin Müslüman, kimin kafir olduğuna da kendileri karar vermiş oluyorlar. Kendilerinden olmayan Müslümanları da ‘kafir’ deyip öldürüyorlar.
Bu tek başına bir DAİŞ problemi de değil. Bu bütün bir Müslüman aleminin problemidir.
‘Suriye’deki kız çocukları cihatçılara helaldir. Savaşta siviller öldürülür. Eğer masumlarsa zaten cennete giderler.’ Bu sözler bir DAİŞ üyesine ait değil. Bu sözler Dünya İslam Alimleri Birliği Başkan Yardımcısı Yusuf El Karadavi’ye ait.
Bazı İslam bilginleri çıkıp diyecek ki ‘Karadavi İslamı yanlış anlıyor.’
Karadavi İslamı yanlış anlıyorsa kim doğru anlıyor?
Bu fikirler sapkın ve canice. Ve bu sapkın ve canice fikirleri dile getiren bir Müslüman. İslam Alimleri Birliği’nin başkan yardımcısı. Ve bu sapkın ve cani kişi bu sözleri nedeniyle kınanmadı, görevinden uzaklaştırılmadı, yargılanmadı.
Kuran-ı Kerim’in mealini şiddetten arındırmadıkça Müslüman alemine barış “haram”.
DAİŞ insan kesiyor, El Kaide bombalıyor, Taliban herkesi evine kapatıyor, Boko Haram topluca öldürüyor. Ve kimi İslam alimleri, müslüman idareciler ekranlarda görünüp ‘Terörün kaynağı İslam değil. Bu insanların yaptıkları İslama mal edilemez’ diyorlar.
Böyle diyerek sorunu çözmüyorlar, sorunun üstünü örtüyorlar. Sorunun üstü örtülünce çözümü de bulunamıyor.
Şiddet eylemlerine, davranışlarına ve politikalarına İslam’ı kaynak gösterenlere ne diyeceğiz?
Peki ‘sorunun kaynağı İslam değil’, kabul edelim. O zaman sorunun kaynağı ne?
O zaman niçin kafa kesme denildiğinde insanların aklına İslam geliyor?
İslam dışında kafa kesmeyi caiz gösteren bir din var mı?
Yok!
En önemlisi şeriat denildiğinde niçin monoton, eril ve kafa-kol kesen bir idare geliyor?
Bakınız İdil’de, Silvan’da sömürgeci idarenin polis-askerleri ‘Allahu Ekber’ nidalarıyla Kürtleri katlediyorlar. İki canlı bomba İslam adına Ankara’da 102 insanı katletti. Ve o katliamda katledilenler için Konya’daki milli maçta yapılan saygı duruşu ‘Allahu ekber’ sloganları ve ıslık sesleriyle yuhalandı. Kobanê, Hasekê ve Rakka’da ‘Allahu Ekber’ nidalarıyla Kürtleri, Süryani ve Arapları katlettiler.
Ve artık ‘Allahu Ekber’ sesi duyulunca insanlar tedirgin oluyor.
Şu soru önemli: Kuran’ı okumuyorlar mı, okuyup da anlamıyorlar mı, veya yanlış mı yorumluyorlar?
Niçin doğru anlayan bir halk veya topluluk çıkmıyor?
Niçin ‘barış dini’ dediğimiz İslam, inananlarında gerçekleşmiyor?
En önemlisi nasıl oluyor da yaşamlarını İslam diniyle şekillendirmiş insanlar bu kadar kötülüğün kaynağı oluyorlar?
Mevzu yalnızca terör ve şiddet değil. Neredeyse toptan kirletilmiş bir İslam toplumundan bahsediyoruz; yalanın, yolsuzluğun, kabalığın ve sığlığın hüküm sürdüğü bir coğrafya söz konusu… Ve bunu yapanlar meşruiyetlerini İslam’da arıyorlar.
Sorunun kaynağına inmeden problem çözülmez.
‘Bunların nedeni İslam değil’ diyerek işin içinden çıkamayız.
Bu sefalete seyirci kalamayız.
İslam’daki sığ ve çirkef yazım ve kültürü kurutmadan daha çok öleceğiz-öldüreceğiz. Ve şiddet sarmalının bataklığında debeleneceğiz.
Sergilenen şiddet, hırsızlık ve zulme kaynak gösterip sonra çıkıp ‘İslam’ın terör, yolsuzluk, şiddet ve sığlığın kaynağı değil’ demek yüzeysel bir yaklaşım.
Siyasetçiler bunu yapmaz. Yapmaz çünkü bu sığlık ve kuraklıktan iktidar devşiriyorlar.
İslam toplumu olarak sorunu doğru tespit edip çözmek durumundayız. Ya sorunu çözeceğiz ya da bu çirkefle yaşayacağız!