Siyasetçi, gazeteci ve avukatların yargılandığı  İstanbul'daki 'KCK davaları' hızlandırıldı. Avukat Ercan Kanar, davaların merkezi bir strateji doğrultusunda hızlandırıldığını söyledi. Bir an önce kararların verilip dosyaların sonuçlandırılmaya çalışıldığını belirten Avukat Kanar, kovuşturmaların başından bu yana mahkemelerin pratiğine bakıldığında iddianamelerin paralelinde kararlar verilmeye çalışıldığına işaret etti. En başından bu yana ceza yargılaması hukukuna uygun bir şekilde devam etmediğinin altını çizen Av. Kanar, mahkemelerin emniyet soruşturması safhasının noteri gibi davrandığını belirtti. Av. Kanar, "Bu davalarda maalesef yargı diyalektiği yerine bir monolog yöntemi izlenmektedir. Adeta 4 savcılı bir heyet görünümü ortaya çıkmaktadır. Yani iddia makamı ile yargı makamı genel olarak örtüşmektedir. Oysa yargının ayaklarının asla örtüşmemesi gerekiyor" dedi.

Davalarda delil ikamelerinin yapılmamasının arkasında da davaların bir an önce bitirilip, dosyaların karara bağlanmasının hedeflendiğini kaydeden Av. Kanar, şu değerlendirmede bulundu: "Örneğin 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen avukatlar davasında delil ikamesi asla yapılmadı. Hatta savunmalar dahi tam tamamlanmadan dosya mütalaaya verildi. Ama ceza yasası yargılamasına göre iddianamede delillerin okunması yetmez. İddianamede tek tek belirtilen delillerin yeniden kaynaklarının belgelerinin tutanaklarının okunarak tartışılması gerekir. Bu veriler üzerinde ciddi bir tartışma olacak yani. Yargının diğer taraflarının da delille doğrudan temas etmesi gerekir. Gerçek yargılama budur. 15. Ağır Ceza Mahkemesi'nde gerek ana dosyada gerekse de basın dosyasında ilk başta delil ikamesi talebimizi reddetti. Yani sadece kendi önemli gördüğü hususları soracağını belirtti. Daha sonra ısrarlı taleplerimiz neticesinde kısmen bazı tespit tutanaklarını okumaya başladı. Fakat orada da davanın bir an önce bitirilip karara çıkmasının hedeflendiği gayet açık."

'Gündemden çıkarmayı planlıyorlar'

İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin duruşmaları hızlandırılmasının da davaları bir an önce bitirme hedefi ile alınan bir karar olduğunu dile getiren Av. Kanar, "Anlaşılan bu merkezi bir strateji. Bu davalar tamamen siyasi iktidarın düğmeye basmasıyla açılan davalar olduğu için anlaşılan yine siyasi iktidarın strateji saptamasıyla bir an önce bu davaların bitirilmesi isteniliyor" dedi. Davaların bir an önce bitirilmesinin de kamuoyu denetimini düşürmek ve oluşacak eleştirileri engellemek olduğuna dikkat çeken Av. Kanar, şunları söyledi: "15. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ikinci bir heyet oluştu. İkinci heyet KCK davalarına bakan heyetin elindeki tüm dava dosyalarına bakacak ve bu davayı yürüten heyet de sadece KCK davalarına bakarak bitirecek. Bu da gösteriyor ki, aynı Ergenekon ve Balyoz davalarında olduğu gibi bir an önce bu davaları bitirmek istiyorlar. Çünkü davalar uzadıkça haksızlıklar kamuoyu nezdinde daha çok tartışılıyor. Uluslararası kamuoyunda insan hakları kurumları nezdinde bu davaların haksızlığı daha da çok tartışılır hale geliyor. Bunu önlemek için bir an önce bu davaları bitirerek, gündemden çıkarmayı planlıyorlar."

Samimiyetinin göstergesi
Kürt sorununun demokratik çözümü için başlatılan süreç için iktidarın samimiyetini bu davalar üzerinden gösterebileceğine işaret eden Kanar, şunları söyledi: "İktidar çözüm sürecinde samimi ise pozitif barış açısından ciddi adımlar atılması gerekir. Bu adımların en başında da siyasi tutsakların serbest bırakılması gelir. Benim kişisel görüşüm bir genel affa ihtiyaç var. Çünkü tutuklu ve hükümlü adli mahkumların da büyük bir çoğunluğu Kürt sorununun çözülmemesinden dolayı yaşanan göç, ekonomik ve yoksulluktan kaynaklı suç tiplerinden ceza alıyorlar. Hangi şehirde olursa olsun cezaevlerine bakıldığında tutuklu ve hükümlülerin neredeyse yüzde 80'ininden fazlasının Kürt olduğu gerçeği ortadadır. Bu durumda bir genel affın barışın ilk koşulu olarak gerekli olduğu veya en azından bir siyasi affın gündeme getirilmesi gerekliliği ortaya çıkar. Fakat mahkemelerin işleyişine bakıldığında gerek Diyarbakır KCK davasındaki yargılamada gerekse de İstanbul'daki KCK davalarında asla sürecin bir etkisinin olmadığını hatta mahkemelerin çok yetersiz, yasa değişikliklerine dahi bir direnç içerisinde olduklarını görüyoruz. Bu mahkemelerin derhal kaldırılması TMK'nin kaldırılması ve doğal yargıya dönülmesi gerekir. Barışın ilk adımı olarak bir mihenk taşı değerinde siyasi tutukluların serbest bırakılması gerekir. Güney Afrika deneyiminde de böyle olmuştur."

AKP Sözcüsü itiraf etti

Kürt tarafı, 'KCK oeprasyonları' adı altında siyasi soykırım operasyonları başladığı ilk günden itibaren Kürt legal kazanımlarının hedeflendiğini belirterek, Kürt siyasetçiler ile her meslekten yurtseverlerin rehin alındığını vurguluyordu. AKP Hükümeti ve Başbakan, ilk dönemlerde bu operasyonları üstlenmedi, ardından da sahiplenerek savunmaya başladı. Türk tarafı, hep yargının marifeti ile suç ve ceza kavramlarıyla izah etmeye çalışırken AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, nihayet amaçlarını itiraf etti. Hüseyin Çelik, Kürt siyasetçilerin rehin olarak tutulduğunu kabul etti.
Patronajı, mali yapısı ve kadrosu şaibeli olan Rudaw adlı Güney Kürdistan merkezli televizyona konuşarak AKP Hükümeti'nin propagandası yapan ve Kürt Özgürlük Hareketi'ne saldıran Hüseyin Çelik, rehine alınan belediye başkanları ile ilgili bir soruyu şöyle yanıtladı: "Tutuklanan belediye başkanları, belediye başkanları oldukları için tutuklanmamışlar… Terör sadece silahlarla yapılmıyor… Biz Kürt kimliği üzerinden siyaseti kabul etmiyoruz. PKK olana kadar ve PKK'nın elinde silah olana kadar onları destekleyenler suç işlerse, mevcut kanunlara göre suçtur ve tutuklanmaları normaldir. Bu nedenle şimdilik PKK ve KCK'lilerin serbest bırakılması mümkün değildir. PKK silahı bırakırsa biz de bu konuyu konuşuruz."
 
Anadil için gerekçesi var!

Anadilde eğitim ile ilgili soruları da yanıtlayan Çelik, "Anadilde eğitim yaparsak, tüm eğitimin Kürtçe olması nedeniyle ileriki dönemlerde sıkıntılar yaşanır. Kuzey Irak'ta eğitim gören gençler Türkiye'ye döndüklerinde iş bulmakta zorlanıyorlar. Çünkü işe alınmalarında Türkçe ve İngilizce bilmeleri şartı isteniyor. Devletin dili Türkçe olduğu için resmi kurumlarla iş bulma anlamında mağdur olacaklardır."
 


ÇAÐDAŞ KAPLAN/DİHA/İSTANBUL