- Halk ve toplum meclislerden, meclisler de toplum ve halktan güç alır. Halkın ve toplumun gücü ve iradesi meclislerdir, meclislerin yetki ve karar gücü toplumdur.
DEMİR ÇELİK
Örgütsel iradenin ortaya çıkış tarihi, aynı zamanda toplumların ve dolayısıyla insanlığın egemenlikçi devletli sisteme karşı direnişlerinin tarihidir. Tarih boyunca örgütlü olmayan toplumlar, gelişme iradesini ortaya koyamamıştır. Devlet ve iktidar dışı kalmış halklar ve topluluklar örgüt ve örgütlenme sayesinde varlıklarını sürdürebilmiş, bugünlere halk ve ulus olmaktan ileri gelen değerlerini taşırabilmiştir. Doğaya ve doğada yaşayan farklı varlıklara karşı tek meşru silahları örgütleri olmuştur. Örgüt ve örgütlenmeyle, kolektif yaşamla, birlikte çalışıp birlikte düşünmekle, birlikte savunma, barınma, beslenme ve soyunu sürdürme olanaklarına kavuşmuştur. Bu sayede klandan kabileye, kabileden aşirete, aşiretten halk, milliyet ve ulus olmayı başarabilmişlerdir. Bu anlamda devlet ve iktidar dışı toplumların varlıklarını örgüte ve örgütlenmeye borçlu oldukları gerçeği kadar, örgütlü gücünü ve ortak yaşama iradesini kaybedenlerin ise varlıklarını sürdüremedikleri de bilinen başka gerçekliktir. Örgütlü güç ve iradeyle şekillenen ve yaşama olanaklar sahibi birçok toplum, bu gücü ve iradeyi kaybettiğinde tarih sahnesinden silinip yok olduğuna tarih tanıklık etmektedir. Örgüt ve örgütlenme iradesini gösteren toplumlar ise bugüne kadar varlıklarını sürdüren toplum olmayı başaranlardır.
Hiç kuşkusuz ki toplumlar geliştikçe örgütsel yapıları da gelişerek, değişiklik kazanmıştır. Farklı koşullara ve değişik üretim biçimlerine uygun olarak, farklı form ve örgütlenme biçimleri ortaya çıkmıştır. Zamanla klan, aşiret, kabile, milliyet ve ulus denilen örgütlenme biçimleri ile, varlıklarını sürdüren toplumlar bugüne kadar daha farklı örgüt biçimleri ile varlıklarını sürdürmüşlerdir. Toplumların bu hakikatine karşı hiyerarşikçi devletli yapıya ilişkin söylenmesi gereken çok şey vardır: Toplum dışı olan ve dışarıdan topluma dayatılan devlet, en üst örgütleme biçimi olarak görülse de esas olan toplumları iradesizleştiren, örgütsüzleştiren ve kendisi olmaktan çıkartan bir yapıdır devlet. Dışarıdan bir avuç egemenin, zor ve ideolojik aygıtlarla kendisini toplumlara ve halklara dayatan en katı merkeziyetçi ve despotik örgüt biçimidir devlet. Katıdır, despotik ve egemenlikçi güç biriktiren siyasi organizasyondur devlet. Tekçidir. Demokratik olmayan siyasal bir yapıdır. Tüm toplumsal dinamikleri iradesizleştiren toplum dışı kurumsallığın adıdır. Bağrında savaşı da, sömürüyü de, baskı ve şiddeti de, kırım ve diktatörlüğü de taşıyan bu kurumsallık insanlığın kurtuluşunun adresi olamaz. Bu dev baskı ve toplum dışı yapıyı çalıştıran kurumların biçimi ne olursa olsun sonuçta ona hizmet ettiği için kesinlikle antidemokratiktir. Adı parlamento da olsa, meclis de olsa ya da adına cumhuriyet de, diktatörlük de, faşizm de denilse sonuçta aynı kapıya çıkar. Halkları, toplumları, emeği, emek dünyasını temsil etmeyen bu baskı aracına alternatif olarak gerçekten de toplumu örgütleyecek, toplumun iradesini temsil edecek, tüm toplumu hakta, adalette, barışta ve ortak yaşamda buluşturacak olan yeni bir yol ve yönteme ihtiyaç olduğu açıktır. Tarih boyunca despotik devletli sistemi yıkanların yerine ikame ettikleri devlet, egemenliği altında tuttuğu toplumlara despotik ve baskı aygıtı olmaktan öte hiçbir şey vermediği açığa çıkmış bulunmaktadır.
Ortadoğu gibi girift ve karmaşık ilişkiler yumağında olan Kürtler gibi devletsiz bir halkın ulusal demokratik haklarına erişimi ve ulusal haklarını toplumsallaştırmasını sağlayacak yeni araçlara ve yöntemlere her zamandan daha çok ihtiyaç vardır. Silahlı şiddet stratejisinden demokratik siyaset stratejisine evrilmenin söz konusu olduğu günümüz dünyasının örgütleme modeli, kongre tarzı örgütlenmedir. Kongre tarzı örgütlenme akademiler, kooperatifler ve meclisler üzerinden toplumun siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik ve dilsel taleplerine doğrudan erişimi sağlar. Dolayısıyla toplum, özgüç anlamına gelen bu örgütlenme sayesinde kendi kendisini yönetebilmenin olanaklarına kavuşmuş olur. Bu amacı gerçekleştirmek üzere bir örgütleme modeli olarak gündemimizde olan meclislere, hiçbir zaman misyonlarına uygun yaklaşılamamış, örgütlenmeleri gerçekleştirilememiştir.
Çoğu yerde adı meclis olan ama devlet ve iktidar dışı hakikatimize uygun örgütlenmeye gidilememiş, misyonuna uygun içerik kazandırılmamıştır. Devlet olmazdan önce demokratik, ekonomik ve ekolojik olan toplum, tüm işlerini herkesin doğrudan katılma hakkına sahip olduğu meclisler içinde tartışarak karara bağlar, hayata geçirirdi. Devletli uygarlık çağında da meclisler olmuş fakat işlev ve rolü tarihsel misyonlarına uygun olmamıştır. Özellikle ulus devlet sürecinin örgütleme biçimi meclis olmuştur. Aynı uygulamaya Türkiye’de de geçilmiş, ancak tarihsel misyonunun aksine inkarın, asimilasyonun ve katliamların kararlaştırıldığı bir mekan olmuştur. Adı meclistir, ancak kararlaşma ve yetki kullanımında halk yok, halklar yok, toplum yok, topluluklar yoktur. Buradan da çıkarmamız gereken sonuç; bunun egemenlerin toplumu aldatmak amacıyla kullandıkları ad olmaktan öteye geçememiş olduğudur. Yani toplumu kandıran, aldatan, sömürü ve zulmü maskeleyen bir araç haline getirilmiştir meclis. Ulus devletlerin bu uygulamasının aksine meclis; bir sınıfın, bir zümrenin çıkarları için inşa edilen bir örgütlenme formu değildir. Tüm toplumsal kesimleri bünyesinde toplayan ve örgütleyen bir kurum olup söz, karar ve yetki tüm toplumun olduğu kurumun adıdır meclis. Sadece bir sınıf veya bir kesimin değil, tüm toplumu ve katmanları meclis çatısı altında bir araya getirmek, ortak iradeleşmek meclisin görevi olmaktadır. Her sınıf, her meslek, her sivil kurum, her katman, her cins, her inanç bu çatı altında yer alır, kendilerini ifade edip yerel ve ulusal çapta karar alıp hayata geçirirse toplum bir bütün olarak örgütlenmiş olacaktır.
Mademki meclisler, bir örgütleme, birleşme, ortaklaşma ve herkesin temsil etme kurumu olma işlevini görecek, o halde bu kurumun her yerde ve her yerleşim alanında inşa edilmesi gerekmektedir. Ne kadar komün, ne kadar meclis o kadar örgüt, o kadar irade ve birlikse o zaman her ilde, her ilçede, her kasabada, her köyde ve her mahallede meclis ve komünleri kurmak temel yaklaşım olmalıdır. Nasıl ki meclisleşme toplumsallaşma ve toplum örgütlemesi ise halk ve toplum örgütlenmesi de o oranda meclisleşme demektir. Halk ve toplum meclislerden, meclisler de toplum ve halktan güç alır. Halkın ve toplumun gücü ve iradesi meclislerdir, meclislerin yetki ve karar gücü toplumdur. Halk ve toplum kendisini mecliste kararlaştırır, meclisler de aldığı kararları halkın ve toplumun iradesi sayesinde hayata geçirir. Demek ki her ikisi de hem birbirleri için vardırlar hem de birbirlerini tamamlayan parça bütün ilişkisinin diyalektiği gereğince hareket ederler. Meclis olmazsa halkın iradesi, halkın gücü ve halkın yetkisi de yok anlamına gelir. Dolayısıyla örgütsüz olan toplum; başkaları tarafından kullanılan, denetim altına alınan ve başkasının kulu ve kölesi olan toplum olacaktır. Kısacası halkı güç yapan, toplumu örgütleyen ve irade haline getiren örgüttür, örgüt ise meclisleşmeden güç alır. Çünkü meclislerde bir avuç egemenlikçi sınıfın dışındaki herkes, her katman, her inançtan toplumun kesimleri konuşur, tartışır, karar alır ve bunların hayata geçirilmesi süreçlerinin örgütleyicisi ve yürütücüsü olma hakkına sahiptir.
Bu temelde de meclis; hiyerarşikçi devletçi sistemde demokrasinin pratikleşmesinin, ete kemiğe bürünmesinin ilk adımıdır. Bu nedenle dönemsel ve taktiksel bir adım olarak yaklaşılamaz.