- Lazkiye’ye gönderilen unsur, yalnızca sembolik değil, gerektiğinde askeri harekâtı destekleyebilecek stratejik bir platformdur. Bölgesel güç mücadelesinin önemli bir parçasıdır.
MİHRAC URAL
Türk Savunma Bakanlığının 13 Temmuz'la açıklamasında duyurduğu gibi Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait savaş gemileri uzun yıllardan sonra ilk kez Suriye’nin Lazkiye Limanı’na geldi. Böylece 2011'de başlayan Suriye savaşından bu yana Türk savaş gemileri ilk kez resmi bir ziyaret kapsamında Lazkiye Limanı’na demirlemiş oldu. Adı belirtilen gemi, TCG İstanbul (F-515) isimli çok amaçlı fırkateyndir. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu’nun da bu gemide bulunduğu açıklandı.
Resmi açıklamalara göre; ziyaretin amacı, Türkiye ile Suriye arasında gelişen askeri ilişkileri güçlendirmek, deniz kuvvetleri arasındaki iş birliğini artırmak ve Doğu Akdeniz’de güvenlik ile koordinasyonu geliştirmektir. Elbette bu ziyaret yalnızca diplomatik bir temas olarak değerlendirilemez. Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler, bunun daha geniş kapsamlı stratejik hedeflerin parçası olduğunu gösteriyor. Bir yandan Türkiye’nin bölgesel askeri varlığını güçlendirme iradesi öne çıkarken, diğer yandan Kıbrıs çevresinde gelişen yeni askeri dengelere mesaj verilmek isteniyor.
Suriye’de kalıcı askeri varlık
Türkiye, son 10 yılda Suriye’de gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı saldırılarıyla kalıcı bir askeri varlık oluşturdu. Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 10’u fiilen Türkiye ve desteklediği güçlerin denetimindedir. Suriye devletinin ayakta olduğu dönemde Sahil bölgesi, Türkiye’nin askeri ve siyasi girişimlerine kapalı kalmayı başarmıştı, ancak devlet yapısının zayıflamasıyla birlikte Lazkiye ve Tartus başta olmak üzere Akdeniz kıyıları yeni bir mücadele alanına dönüştü. 7 Mart 2025'te yaşanan ve Alevi toplumunun hafızasında derin iz bırakan katliamların ardından bölgede baskı ve şiddet sona ermedi. Bugün Lazkiye Limanı’na gelen savaş gemileri de bu yeni siyasetin önemli halkalarından biridir.
Savaş gemilerinin anlamı
Lazkiye Limanı’na Temmuz 2026’da gelen Türk savaş gemileri, bölgeye ve Lazkiye halkına verilen bir gözdağıdır. TCG İstanbul (F-515), hava savunması, su üstü harbi, denizaltı savunması, elektronik harp, keşif, gözetleme ve komuta-kontrol görevlerini yerine getirebilen modern bir savaş gemisidir. Dolayısıyla Lazkiye’ye gönderilen unsur, yalnızca sembolik değil, gerektiğinde askeri harekâtı destekleyebilecek stratejik bir platformdur. Son dönemde Suriye, Lübnan ve Doğu Akdeniz ekseninde yaşanan gelişmeler dikkate alındığında bu ziyaret, yalnızca iki ülke arasındaki askeri ilişkilerle açıklanamaz. Bölgesel güç mücadelesinin önemli bir parçasıdır. Türk savaş gemileri, Colani’nin gerektiğinde Lübnan’a, Hizbullah’a saldırmak için güvence verme amacıyla gelip Lazkiye’ye girmiştir. Bu işin bir yanıdır, diğer yandan ise İsrail'e verilmiş gözdağıdır. Kıbrıs’ta gelişen İsrail’in çabalarına karşı bir gösteridir. Türk savaş gemilerinin izahı budur, yönelimi de budur.
Doğu Akdeniz’de güç mücadelesi
Gazze ve Lübnan’daki gelişmeler, Suriye’deki yeni tablo ve enerji rekabeti, Doğu Akdeniz’i dünyanın en yoğun askeri rekabet alanlarından biri hâline getirdi. İsrail ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında gelişen askeri iş birliği, ortak tatbikatlar ve savunma alanındaki yeni düzenlemeler, Türkiye tarafından yakından izleniyor. Lazkiye’ye gönderilen savaş gemileri de bu değişen askeri dengelere verilen bir cevap niteliği taşıyor.
Geçit vermeyecek
Lazkiye Limanı’na gelen Türk savaş gemileri, Türkiye'nin son yıllarda Suriye başta olmak üzere geniş bir coğrafyada askeri varlığını artırması politikasını deniz boyutu dahilindedir. Sahil bölgesi, Akdeniz’e açılan limanları ve stratejik konumu nedeniyle bölgesel güç mücadelesinin merkezlerinden biridir. Bu nedenle burada yaşanan her askeri ve siyasi gelişme, yalnızca Suriye’nin değil, bütün Doğu Akdeniz’in geleceğini etkilemektedir.
Sahil halkı savaş boyunca ağır bedeller ödemiştir. Bundan sonraki süreçte de bölgenin geleceğini belirleyecek temel unsur, Sahil halkının göstereceği siyasal irade olacaktır. Sahil Alevi halkı, savaş politikalarına karşı barıştan yana tutumunu sürdürecek, Türkiye’nin askeri girişimlerine ve savaş siyasetlerine geçit vermeyecektir.