Amerikalı gazeteci Seymour Hersh, geçen yıl Ağustos'ta Şam'da düzenlenen sarin gazı saldırısının, Başbakan Erdoğan'ın bilgisi dahilinde Türkiye tarafından El Nusra'ya yaptırıldığını öne sürdü. ABD, müttefiğine ilişkin iddiaları yalanlasa da son dönemlerde tapelerle iyice ayyuka çıkan Türkiye'nin savaşa endeksli Suriye politikası Hersh'in haberinin hiç de yabana atılır olmadığını gösteriyor.

Suriye'nin başkenti Şam'ın Doğu Guta bölgesindeki 21 Ağustos 2013 tarihli kimyasal saldırı, iç savaşta dönüm noktasıydı. Yüzlerce sivilin ölümü üzerine ABD Başkanı Obama, "Kimyasal silah kırmızı çizgimiz" demişti. Önce Suriye'ye sınırlı askeri operasyon gündeme geldi; sonra da Rusya'nın diplomatik girişimiyle rafa kalktı. Saldırıdan 3,5 ay sonra Amerikalı gazeteci Seymour Hersh, saldırıdan Esad rejiminin değil muhaliflerin sorumlu olduğunu işaret eden bir haberle gündeme gelmişti. Hersh, bu yazıdan 4 ay sonra, çok konuşulacak bir iddia daha ortaya attı. Bu yazı da yine London Review Of Books'ta yayınlandı.  

Sarin de eğitim de Türkiye'den

Seymour Hersh'in iddiasına göre, 2013 baharında Amerikan istihbaratı AKP hükümetinin El Nusra'yla işbirliği yaptığını öğrendi. İddiaya göre, süreçte MİT ve jandarma devredeydi. Obama, Mayıs 2013'te Beyaz Saray'da bu istihbarata sahip olduklarını ima etti. Hersh'in Amerikalı bir dış politika uzmanına dayandırdığı haberine göre, Obama ve Erdoğan gizli bir yemekte buluştu. Yemekte Erdoğan, Suriye konusu konuşulurken iki kez MİT Müsteşarı Hakan Fidan'a söz vermek istedi. Obama, "Biliyoruz" diyerek Erdoğan'ın sözünü kesti. Erdoğan ise Obama'ya işaret parmağını göstererek, "Ama kırmızı çizginiz aşıldı" dedi. Obama da Hakan Fidan'ı göstererek, "Suriye'de radikallerle ne yaptığınızı biliyoruz" dedi. Yazının devamında Hersh'in bir Amerikalı istihbarat yetkilisine dayandırdığı bir iddia daha var. 21 Ağustos'tan birkaç hafta önce ABD Genelkurmay Başkanı Dempsey ve Savunma Bakanı Chuck Hagel'e bir brifing verilmiş. Bu brifingde, "Türkiye'nin ABD'yi askeri operasyona sürüklemek için bir şeyler yapılması gerektiğini düşündüğü yönünde" uyarılmışlar. Eski bir istihbarat yetkilisi de, "Obama'yı buna zorlamak için BM gözlemcilerinin bulunduğu bir tarihte gaz saldırısı düzenleneceğini biliyorduk" sözleriyle iddiaları pekiştirdi. İstihbarat yetkililerinin üst düzey askeri yetkililere verdiği bilgiye göre de, saldırıda kullanılan sarin, Türkiye tarafından temin edildi; üretme ve kullanma eğitimleri de Türkler tarafından verildi.

ABD'den yalanlama

Hersh'in iddiası ABD'nin de gündemi oldu. Beyaz Saray'dan konuya ilişkin yapılan açıklama şöyle: "Bu haber sadece isimsiz kaynaklara dayanan bilgiler ışığında 21 Ağustos'ta Suriye'de meydana gelen kimyasal silah saldırısı hakkında tamamen yanlış sonuçlara ulaşmaktadır. Aşağıdaki yalanlama, on-record olarak Sn. Hersh'in kendisine, ODNI (Milli İstihbarat Ajansı) İletişim Direktörü ve sözcüsü Shawn Turne tarafından ve Beyaz Saray Milli Güvenlik Konseyi Sözcüsü Caitlin Hayden tarafından, yayınlanmadan önce sunulmuştur. Libya'dan silahların taşınması hakkındaki sorunuzla ve başkalarının (Türkiye) 21 Ağustos'taki kimyasal silah saldırısından sorumlu olabileceği hakkındaki fikirlerinizle ilgili olarak Shawn Turner'in cevabı şudur: Biz bu anlatımınızın (kimyasal silah saldırısı ile ilgili) her yanlış yönüne yorum yapmayacağız; ama bir şey kesin ki 21 Ağustos kimyasal silah saldırısından sadece ve sadece Esad rejimi sorumlu olabilirdi. Biz bu sonuca, Amerikan ve müttefikleri tarafından toplanan istihbarat sayesinde ulaştık. Bu görüş, uluslararası toplumun büyük çoğunluğunca paylaşılmaktadır ve bu (görüş birliği) daha önce görülmemiş bir ortaklık ile Esad'ın kimyasal silah depolarının ortadan kaldırılmasına götürmüştür. İstihbaratın baskı altına alınması veya değiştirilmesi hakkındaki imalarınız en basitinden yanlıştır. Aynı şekilde, ABD'nin Libya'dan (Suriye'ye) silah yardımı yaptığı da yanlıştır."

Bu iddia yabana atılmamalı

ABD iddiaları yalanladı yalanlamasına ama internete düşen tapelerle Suriye'ye savaş ilan etmek için atalarının mezarlarını (Süleyman Şah Türbesi) bombalamayı hatta kendi ülkesine füze attırmayı dahi düşündüğü ortaya çıkan AKP hükümeti ile Türk ordusu ve istihbaratından hiç de beklenmedik bir hareket olmaz.

Reyhanlı saldırısının gösterdikleri

Türk devletinin geçen yıl 52 can alan Reyhanlı saldırısını yapan El Kaide bağlantılı örgütleri temize çıkarma çabası da AKP ile Erdoğan'ın "Kürtler özgür olmasın" ve "Esad devrilsin de nasıl devrilirse devrilsin“ gibi özetlenebilecek savaş endeksli politikasının başarılı olması için masum sivillerin katledilmesi dahil "Her yol mübahtır" zihniyetini deşifre ediyor.

Ateşe benzin dökmek

Zira Başbakan Erdoğan ile Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, başından beri Suriye'deki savaşı adeta ateşe benzin dökerek daha da alevlendirme hatta yangını kendi ülkelerine taşırma pahasına radikal unsurları Kürtlere ve Esad rejimine karşı (Cemaat-AKP kavgası sonrası TIR dolusu silahların Suriye'ye gönderildiği hükümet ve istihbarat yetkililerinin internete düşen ses kayıtlarıyla ortaya çıkmıştı) destekleyerek sözde bir taşta iki kuş vuracaktı. Hem özerklik ilan eden ve vatanlarında güçlenen Rojavalı Kürtlerin direnişi hedeflenecek hem de eski "kardeş" yeni "düşman" Esad iktidardan devrilecekti. Ancak Erdoğan'ın başındaki AKP hükümetinin Suriye politikası, onbinlerce sivilin ölmesinden ve milyonlarcasının mülteci olmasından başka hiçbir şey getirmedi.

ABD vurmayınca yalnız kaldı
ABD, Türkiye gibi askeri operasyondan yana değil. Afganistan ve Irak'taki kötü tecrübe nedeniyle Obama, askerlerini Suriye'ye göndermemek için tüm politik kozlarını oynuyor. Ancak 3 yıl geçmesine rağmen hem muhaliflerin hem de Esad'ın savaşı kazanmaması da ABD'nin işine geliyor. ABD, uzun süren iç savaştan yorgun ve güçsüz düşen tarafları himayesinde masaya oturtarak Suriye'de kendi çözümünü uygulama peşinde. Bu nedenle de Cenevre müzakerelerine ülkenin gerçek muhalefeti ve savunucusu Kürtler ile diğer halkların temsilcileri davet edilmiyor. Suriye'de olan bitenler ne Türkiye ne de ABD'nin umurunda. İki NATO üyesi de Ortadoğu'daki güçler dengesinin nasıl sonuçlanacağıyla ilgililer. Çünkü Suriye'deki netice iki gücün geleceğini de belirleyecek.

HABER MERKEZİ