Erdal ER

‘Kötülüğün zaferi için gereken tek şey iyi kişilerin hiçbir şey yapmamasıdır.’’ Edmund Burke

‘Kötülüğün Yükselişi’ filmi Adolf Hitler’in Almanya’da iktidara yürüyüşünü anlatır.

Almanya 1. Dünya Savaşı’nda yenilgiyle çıkmış ve Versay Anlaşması'yla ağır yükümlülükler altına girmişti.

Ülke tarihi bir kavşaktan geçiyordu; ekonomi çökmüştü, insanlar gelecek umudunu kaybetmişti.

Hitler, ateşli konuşmalarla ‘Onuru kırılmış ulus’un duygularına hitap ediyordu. Alman generalleri ve siyasetçilerini ‘vatana ihanetle’ suçluyordu.

Almanya’nın içine düştüğü darboğazdan birinci derecede ülkede yaşayan Yahudileri sorumlu tutuyordu. Yahudilerden kurtulmayı çözüm yolu olarak gösteriyordu. Başlangıçta dehşet verici görünen bu düşünce ciddiye alınmasa da zamanla giderek yaygınlaşıyor ve geniş kitleler içinde kabul görüyordu.

Hitler, 16 Ekim 1919 günü Münih’te bulunan bir birahanede yaptığı konuşmada Yahudileri işaret ederek ‘Düşman içimizde’ diyecekti. Coşkulu kalabalıklar kendi felaketlerini alkışladıklarının elbette o günlerde farkında değillerdi.

Hitler giderek güç biriktiriyordu.

Hedefinde komünistler, sosyalistler ve Yahudiler vardı...

Almanya’nın önemli bir kesimi bu çılgınca fikirleri savunan kişiyi ciddiye almaya değer bulmuyordu. Ancak gerçek başka istikamette yol alıyordu.

Tarih 8 Kasım 1923.

Adolf Hitler, Bavyera'da yönetime el koymak için başarısız darbe girişiminde bulundu. Kalkışma tarihe 'Birahane Darbesi' olarak geçecekti.

Hitler tutuklandı ve yargılandı. Yargılanmasını da bir şova dönüştürmeyi başardı.

Söyledikleri gururunun kırıldığına inanan Alman toplumunun hoşuna gidiyordu. Dava sonucunda 5 yıl hapis cezası aldı, ancak bu cezanın sadece 8 ayını hapishanede geçirdikten sonra serbest bırakıldı.

‘Kötülüğün Yükselişi’ filmindeki bir sahneden 24 Şubat 1924 tarihli Müncenher Neuefte Nachrichten gazetesinin ‘Milliyetçi Sosyalist Parti Bizi Uçurumun Eşiğine Götürüyor’ manşetiyle çıktığını öğreniyoruz.

Gazete attığı manşetle sadece uyarıda bulunmamış, uçurumdan düşmemek için yapılması gerekenleri belirtmişti. Dachau’da öldürülen Hitler karşıtı gazeteci Fritz Gerlich mahkemeyi izledikten sonrası gazete binasına giderek çalışanlara şunları söyleyecekti:

"Dinleyin, bu akşam mantığın sesi biziz. Tarih bizi bir kaosun eşiğine getirdi. Şimdi bir seçeneğimiz var; ya uçurumdan düşeriz ya da inanç ve cesaretle karşı tarafa sıçrarız. Uçurum Hitler’in Milliyetçi Sosyalist Partisi’dir. Hoşgörüsüzlük ve nefretin partisi. Sahte hayaller ve umutlar vaat ediyor. Yalanlarla dolu saçma sapan fikirler. O bir kışkırtıcı. Korkularımızın bizi kendisine çektiğine, aklımızın bizi boğacağına inanıyor.

Yapabileceğimiz en kötü şey kesinlikle hiç bir şey yapmamaktır. Olağanüstü zamanlar, olağanüstü direniş gerektirir...’’

Almanya’nın çoğunluğu gazeteci Fritz Gerlich’in sesine kulaklarını kapattı. Hitler durmadı, Alman toplumun korkularını yönetmeye devam etti.

1924, 1933 arası yapılan her seçimden güçlenerek çıktı. ‘Liderine oy veren geleceğine oy verir’ sloganı tutmuştu.

Gazeteci Fritz Gerlich’in; “Hepimiz kaçmamız gereken bir canavara doğru koşuyoruz. O bizi çözdü. Kokularımızı ve nefretimizi çözmüş. Şimdi onları yönetiyor.’’

Bu tespiti ne yazık ki doğru çıkmıştı. Alman toplumu kendi felaketinin peşinde koşuyordu.

Hitler son engellerden kurtulmak için rakiplerine karşı amansız mücadeleye girdi. Almanya anayasası, yargı, parlamento, sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler hedefinin önünde engeldi.

Bir bir temizlemesi gerekiyordu. Bütün kötülüklerin sorumlusu olarak Yahudiler, komünistler, sosyalistler ve demokratları gösteriyordu.

Almanya parlamento binası 27 Şubat 1933 tarihinde ateşe verildi. Yangını Naziler planlamıştı. Ancak Hitler yangından komünistleri sorumlu tutu. Bu Almanya için dönülmesi zor son virajdı.

Parlamento yangınını bahane eden Hitler, 28 Şubat tarihinde Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg’a anayasanın kişi hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran bir kararname imzalattı. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi ve Alman Ulusal Hak Partisi dışındaki tüm partilerin yayınları ve seçim çalışmaları durduruldu. Alman Komünist Partisi’nin 181 milletvekili ve parti yöneticileri tutuklandı. Bunu SPD’li milletvekillerinin, sendikacıların, demokratların tutuklanması izledi...

Cumhurbaşkanı Hindenburg, 2 Ağustos 1934 tarihinde görevi başındayken vefat etti. Böylece Hitler’in önündeki son engel de kalkmış oldu. Almanya’da yeni bir dönem başlamıştı. Artık Almanya’da insanlar yıllarca birbirlerine ‘iyi günler’, ‘iyi akşamlar’ demeyecek; ‘yaşa Führer’ diyeceklerdi...

Netice: Hitler Çekoslovakya ve Polonya’ya saldırdı. Böylece İkinci Dünya Savaşı başlamış oldu. Dünyayı kasıp kavuran felaket 50 milyon insanın hayatına, daha fazlasının yaralanmasına mal oldu.

On milyonlarca insan yerinden yurdundan göç etmek zorunda kaldı. Ülkeler, kentler, kasabalar yerle bir oldu ve haritadan silindi.

"Kötülüğün Yükselişi" 30 Nisan 1945 yılında ‘’Kötülüğün Çöküşü’’ ile son buldu.

Hitler ölmüştü!

Ancak geride felaket ve yıkım bırakmıştı. Sebep olduğu travma ise etkisini daha uzun zaman sürdürecek, unutulmayacaktır.

Hitler sadece Almanya’nın 12 yılını kana bulamamıştı, ülkenin geleceğini de çalmış ve lekelemişti. Elbette Hitler’in sebep olduğu felaket Almanya için geçmişte kaldı ancak Türkiye’nin bundan çıkarması gereken önemli dersler var.

Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi felakete götüren yola çoktan girdi.

Uçurumdan düşüp düşmemek artık bizim elimizde.Bu felaketi önlemenin yolu halen var. Almanya, İspanya ve İtalya’da yapılan hata Türkiye’de yapılmamalıdır. Burada sorumluluk başta Türkiye toplumuna aittir.

Ancak uluslararası toplumun da üstlenmesi gereken bir sorumluluk olduğunu unutmamak lazım.

Sonuç olarak; ne yapılacaksa şimdi yapılmalıdır. Yarın çok geç olabilir.

Gazeteci Fritz Gerlich yaşasaydı, Hitler için yaptığı uyarıların aynısını Erdoğan için yapardı...