
Almanya Başbakanı Angela Merkel, 2015 yılında 'göçmen akımı'nın başladığı dönemlerde kurtarıcı edasıyla sahneye çıktı, "Birlikte başaracağız" dedi. Suriye'den gelen göçmenlerle çektiği selfilerle konukseverliğe soyundu. İlerleyen günlerde entegrasyon ve göç politikasında başarısız olunca da aşırı sağ kesim bu başarısızlıktan faydalanarak anti Merkel politikasıyla seçmenin büyük bir kesimini kendi etrafına topladı. Merkel hükümeti geçen ay entegrasyon yasasını çıkartmıştı. Bu yasa ciddi bir kontrol mekanizmasında ziyade, en ufak bir hatada göçmenlere verilen yardımı kesmekte ya da sınırdışı ile cezalandırmaktadır. Kısaca Merkel başarısız siyasetinin acısını savaş mağdurlarından çıkardı.
Göçmen krizi yok
O konuksever, hümanist, kurtarıcı 'Anamız'dan şimdi eser yok. Göçmenlerin sınırdışı edilmesi için şimdi her yol deneniyor. 'Göçmen krizi' şeklinde ifade edilen politik deyimin gerçekçi bir yönü yok. Çünkü Almanya'da bu yönlü bir kriz yok. Buna ek olarak ekonomik duruma bakıldığında da bir kriz söz konusu değil. Tersine istihdam arttığı için vergi ve sosyal sigortalarda elde edilen gelir de arttı. Buna rağman siyasette ve medyada sürekli 'Göçmen krizi' sözü kullanılıyor.
Bu deyimi ilk önce Merkel'e karşı sağcı kesim kullandı ve bu sahte propagandayla halkta panik yaratıp, kendi oylarını arttırdı. Tüm bunların sonucu olarak Merkel'in partisi CDU yüzde 33'lere kadar düşüyor.
2017 yılında yapılacak Federal Meclis seçimi için oylarını tekrar arttırabilmek için Federal Hükümet bugünlerde 'iç güvenlik' adı altında yeni bir konsepti gündeme getiriyor.
Burka yasağı, çifte vatandaşlık, askerlerin devlet içi müdahale edebilme yetkisi, polislerin sayısını yükseltme, suç işleyen yabancıların hemen sınırdışı edilmesi gibi konular günlerce medyayı meşgul ediyor.
Zaten aşırı sağ AfD partisi, bu popülist politikalarla meydanlara çıktı. 4 Eylül'de Mecklenburg-Vorpommern eyaletindeki seçimde AfD yüzde 20,8 oy oranıyla 2'inci parti olarak CDU’yu yüzde 1,8 ile arkasında bırakarak eyalet meclisine girdi.
Şu anda ise CDU'nun sloganları ile AfD'nin sloganları örtüşüyor. Merkel son konuşmasında Almanya'nın 'Euro krizi' ve 'Göçmen krizi' olarak iki saldırıya uğradığını söylemişti.
Olayın bir başka boyutu da gelen göçmenlerle ilgili olarak Türkiye ile yapılan anlaşmalardır.
Bilindiği üzere Mart 2016’da Türkiye ve AB ile bir anlaşma yapılmıştı. Bu anlaşma, Federal Parlamento'da Ermeni Soykırımı tasarısının kabulü akabinde ortaya çıkan İncirlik üssü krizinden dolayı askıya alınmış durumda.
Yine Türk vatandaşlarının AB'ye vizesiz girişi konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklara ilişkin de Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu "Ya anlaşmaları eş zamanlı olarak uygularız ya da bir kenara bırakırız" şeklinde tehditte bulundu.
G 20 Zirvesi’nde ise Merkel ile Erdoğan bütün bu konuları yeniden görüştü. İncirlik Üssü'ne Alman siyasetçilerin ziyaret yasağının kısa zamanda kaldırılması da bekleniyor.
Merkel ve Erdoğan arasındaki görüşmede diğer konular ise Türk-Alman ilişkileri, AB-Türkiye Mülteci Anlaşması’nın uygulanması. Türkiye, AB’ye rest çekmekten vazgeçmişe benziyor ki, AB-Türkiye Anlaşması'nın devam edeceğini açıkladı.
Bu bu açıklamalar bir yana Almanya'da ırkçılık gün gittikçe daha da artıyor. Polisiye önlemler neredeyse alkışlanacak gibi. Savaş kapıdaymış gibi, tedbirlerin alınmasının, hakta korku, panik ve paronaya yarattığı açık.
Tabii iç güvenlik tartışması bununla da kalmadı. Son tartışmalarda, halkın arasında üniformalı askerlerin dolaşmasının toplumda güven hissini arttırabileceği belirtiliyor.
Almanya Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir ise halkın güvende olduğu hissini yaratmak için doktorların önlükleriyle halkın arasında dolaşmasını istedi. Bu espirili yaklaşım, biraz da olsun umudun var olduğunu göstermesi açısından önemli.
YORUM: AV.AYSEL ÖZTÜRK