400 vekilden sonra istenilen sayı 550’ye çıktı ya, hadi hayırlısı bakalım!! Herşeyin başkanı Erdoğan bu defa da 1 Kasım seçimlerinde 550 "yerli" ve "milli" vekil istedi. Daha önceden de zaten çoğu kere "400 vekil verin bu iş huzur içinde çözülür" dediğinde, başımıza gelecekler belli gibiydi. 7 Haziran'dan bu yana halklarımız, korkunç bir huzursuzluğa ve ihlallere mahkum edilirken; gencecik insanlar toprağa düşmekte. AKP’ye neredeyse oy çıkmayan yerlerde ise Diyadin ve Cizre örneğinde olduğu gibi, çocuk-yaşlı-kadın demeden siviller öldürülmekte; evler yerle bir edilmekte. Şimdi de Türkiye halklarına çağrı yaparak aslında (Sünni veya Êzîdî) Kürt, Ermeni, Roman, Alevi olanı oylamayın diyor.

İyi de, kavramların nasıl da içeriğini değiştirmiş; farkında değil.

Yerli olan; o coğrafyada zaten binyıllardır aralıksız yaşam sürdürenlere denilir ki, o halkların başında Kürtler (Sünni, Êzîdî, Alevi) var; Ermeniler var. Anadolu ne kadar Türkmenlere, Türk halkına, Rumlara aitse; Mezopotamya da o kadar Kürtlere, Ermenilere aittir. Dolayısıyla yerli olanları oylayın derken, sadece Sünni Türklüğe refere ediliyor ki; aslında gizli bir ırkçılık deşifre edilmiş oluyor bir kez daha. Aslında artık ırkçılığı da gizli yapmıyorlar zaten. Bu söylemlerle, sözüm ona bu sözylemi eleştirir gibi yapıp daha büyük bir korkunluğa imza atan Bugün gibi gazeteler, tarihin çöplüğüne atılmış ırkçılığı körüklemekteler. 

Bugün gazetesi, AKP’nin Kürt ve Ermeni adaylarını manşete çıkartıp, "bunlar mı milli?" diye sorarken aslında İttihat ve Terakki'den bu yana zihniyetlere kazınmış faşizmi ısıtıyorlar. Geçtiğimiz günlerde, HDP’nin genel merkez binası başta olmak üzere birçok binası tekbirler eşliğinde ateşe verilip, yağmalanırken, işte bu yerli ve milli görmediklerine olan düşmanlıktı aslında ortalık yere saçılan. Kendi hukuklarını bile işletmediler. Sapanla bilye atmanın karşılığında polise sınırsız insan öldürme yetkisi verilen yasalar, Kürtçe konuştuğu için linç edilenler, öldürülenler, büst öptürülenlere sıra gelince işletilmiyor! Yani hem yasal ve hem de fiili bir süreçle ırkçılık, buna dayalı şiddet ve öldürme eylemleri adım adım hayata koyuluyor. Örneğin AKP’nin, hiç dilinden düşürmediği 6-7 Ekim 2014 olaylarında birçoğu Diyarbakır’da olmak üzere, 50 sivil katledildi. Bunlardan 5’i Antep’de linç edilerek katledildi. 5’i de Kürttü; içlerinden ikisi de çocuk yaştaydı üstelik.  

Dolayısıyla milli ve yerli söylem, kaynağını ulus-devletten alan ve tek devletin, tek dilin ve dinin, tek milletin dışında kalanların elimine edilmesi gerektiğini öğütleyen ideolojik bir söylemdir. 

Halkların eşitçe birarada yaşamasını onaylamayan, hep birilerini ötekileştiren; "ötekileştirmelerle" iktidarını salt otoriterliğe evrilten ideolojidir.

Ona göre kadın da, Kürt de, sosyalist de, Alevi, Ermeni, Rum, Roman herkes "ötekidir".

Oysa ki tarih, bu tek tipleştirilmek istenen toplumların nasıl devrimci süreçlerle kendisine dayatılanı alaşağı etmesiyle, onurlu barışın sağlanmasının örnekleriyle doludur.

Biz mesajı aldık. Biz kadınlar olarak, bu mesajı aldık. Evet, gerçekten bu toprakların kadim halklarının temsilcilerini oylayacağız. Bu toprakların hafızası olan, hep kaybedeni olmuş ancak bundan sonra KAZANANI olacak olanların seslerini oylayacağız. Çocukları öldüren değil yaşatan; kendisi hergün varsıllaşırken halklarımızı yoksullaştıranlara karşı adaleti oylayacağız. Hırsızlığın ve cinayetlerin peşini bırakmamak için oylayacağız. 25 milyonluk bir halk, Kürtler, 21. Yüzyılda halen statüsüz ise, bu statüsüzlüğe karşı onurlu barışı ve gerçek müzakereyi oylayacağız.

Çocukların kurban edilmeyip yaşatıldığı; yüzlerinden gülümsemelerinin eksik olmadığı bir bayrama ulaşacağımız günlerin yakın olması dileklerimle…