Gelin bugün AKP Hükümetinin Kürdistan'da sivil güçlere karşı yürüttüğü "siyasi soykırıma", yalnız bugünün gerçekliği açısından değil, geleceğin öngörüsü açısından yaklaşalım.
Gelecekle ilgili olarak bu tutuklamaların anlamı nedir?
Şudur: Türk merkezi hükümeti, geleceğin "Demokratik Özerk Kürdistan yurttaşlarını" tutuklamaktadır. Bu, Irak merkezi hükümetinin Güney Kürdistan bölgesel yönetiminin "federal sınırları" içinde yaşayan KDP'lileri tutuklamasına benzer.  
İyi de, şimdi henüz ortada "Kuzey Kürdistan Demokratik Özerk Bölgesel Yönetimi ve o bölgenin anayasal olarak onaylanmış sınırları yok ve Türklerin Anayasası ve yasaları hala yürürlükte'' diyebilirsiniz. Eğer öyleyse gerillayla nasıl "ateşkes" yapabiliyor? Kurşun atanla "ateşkes" yap, "taş atanı" tutukla... Dağ karşısında nasıl "yasalarınızı" "askıya" alıyorsanız, "ova" karşısında da alacaksınız. Halk size "gücünüz silahsıza mı yetiyor" dediği zaman, olacakları düşünmek bile korkutucudur.
Er ya da geç Türkiye Cumhuriyeti de, "demokratik özerk bölgelerin toplamından ve demokratik ulusun çeşitlilik içinde birliğinden oluşan Demokratik Cumhuriyet" olarak yeniden inşa edilecek. Şu anda İmralı'da kurulan masada "gerilla nasıl tasfiye edilir" sorunu değil, bu "çözüm hedefi" tartışılmak üzere bekliyor.
"Müzakere" Kürt tarafının "önerisi" üzerinde yapılacaktır. Kürtlerin "ayrı devlet kurma hakkından vazgeçme" karşılığında, "demokratik özerklik" talebinin "pratik, hukuki, idari, mali, askeri, diplomatik" yapısı hakkında bir tartışma yürütülecektir. "Özerkliğe evet mi, hayır mı" sorusu değil.
O halde şimdiden şöyle diyebiliriz:
Bu böyle olduğu içindir ki, Türk devleti "müzakereye" bir türlü yanaşmıyor. Müzakere için "şartlar" hakkında, gerillanın çekilmesi, PKK'nin kendini lağvetmesi, HDP'nin "sokağa çıkmaması" ve daha ıvır zıvır meseleler hakkında "top çevirmeye" devam ediyor. Şu denmiş oluyor: "Müzakere öncesinde, bizi müzakereye mecbur eden gücünü ortadan kaldır, biz de seninle müzakere edelim..." Dünkü demecinde Karayılan bu "çerçi kurnazlığıyla" sadece alay etti.
Müzakerenin başlaması için, hükümetin "evet, biz artık Kürt tarafının demokratik özerklik talebini görüşmeye hazırız" demesi gerekir. Bu denir denmez, şöyle ya da böyle devlet "demokratik özerklik" talebini hayata geçirme kararı vermiş olacak. İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Şu anda "müzakere" başlarsa, bilin ki, artık demokratik özerkliğin inşa süreci başlamış olacağı için merkezi devletin "yargı ve polis" gücünün Kuzey'de yaptığı her tutuklama, gelecekte "geçersiz" hale gelecek, bunda ısrar ise kesinlikte "Kürdistanın özerklik iradesine karşı suç" olacak.
AKP Hükümetinin "çözüm" diye bir niyetinin olmadığı, onun 12 yıldır "çözüm" yolunda tek adım atmaması ile kanıtlanmıştır... "PKK kendini lağvetsin, biz de sivilleri zaten tutukluyoruz" diyenin niyetini tartışmak bile anlamsızdır. Hükümeti "çözüme" mecbur etme dışında yöntem kalmamıştır.
Evet, hükümete "Öcalan'ın şartlarının düzeltilmesini" dayatmak büyük bir iştir. Sekretaryanın kuruluşunu, HDP delegasyonunun genişletilmesini, "üçüncü gözü" kabul ettirmek gerçekten çok önemlidir. Ama İmralı'da bütün bu dönüşümler olduktan sonra da hükümetin "ipe un sermeyeceğine" dair ortada hiç bir güvence olmadığı da açıktır.
Güvence nasıl elde edilir:
Bütün savaş hazırlıklarına son verilerek, operasyon tatbikatlarına, keşif uçuşlarına, etrafı bombardıman etmeye, barajların yapımına, kalekollara ve askeri yol inşaatlarına son verilerek...
Ve Kürdistan'da başlatılan tutuklamaları durdurarak ve tüm tutuklananları serbest bırakarak...
Evet, eğer "müzakere" olacak ve kimi pratik yanları dışında bu "müzakerenin sonunda demokratik özerk Kürdistan"ın inşası mutlak bir hedef olacaksa, o Kürdistan'da ne bombardıman, ne askeri baraj, kalekol ve yol, ne de merkezi polis ve askerin insan avı olmayacaksa ama şimdi oluyorsa, demek ki AKP Hükümeti "çözüme" yanaşmayacak. Her şey bir "oyalama" olacak...
Ne yapmalı?
Kobanê'de zafer kazanmalı ve Kobanê için ne yapıldıysa ona devam etmeli...