Ortadoğu (İslam ülkeleri) yer yüzünün tuhaflıklar köşesidir. Burada, diktatörlüğün adı demokrasi, tımarhanede olması gerekenler, tapınılası baştır.

Burada, diktatörlüğün adı demokrasi, parlamento milli iradedir, ama o irade "bekleme odasında" dinlenmede, Suudi Arabistan Kralı, bin kişilik bir kalabalıkla tatildedir.

Bir başkası "milli irade" diye diye orduyu, adliye ve polisi milli irade yapar. Onlara dayanıp, tek kişilik karar organı olarak, orada duran parlamentoya haber vermeden Suriye’ye dalıyor, Irak içlerine ayağını, kolunu, burnunu birlikte sokuyor, Mısır’da suçüstü yakalanıyor, sonra yurttaşım dediği halka savaş ilan edip dağlarını bombalıyordu.

TC Cumhurbaşkanı Recep bey, sevenleriyle çıktığı gezinin dönüşünde, konferans salonuna dönüştürülmüş uçağında, Kürdistan’ın bomba altına alınmasını, aşk masalcısı aktör gibi sesine ılıman ürperticilik vererek, okşayıcı titreşim katarak, bakışlarına deruni his serperek, "yolculukta yorgunluk elmamızı da yedik" diyen rahatlık ve huzur içinde, "operasyonumuzu yaptık" diyor, hemen ardından, rakibi karşısında göğsünü yumruklayan goril edalı olarak iftiharla, "dünya, operasyonumuzu takdir ediyor" diye ekliyordu.

Oysa, bombardımanda uyuyan bebekler, günahsız kadınlar, erkekler katledildiği için, takdir eden yok, Avrupa kıtası, Amerika, Arap Birliği bile kınıyordu, onu…

Burası Ortadoğu ya, "şeref" kavramı da, onu ağzına alıp kullanana göre biçim biçimdi. Yer yüzünde şerefsizlik sayılan Faşizmin her türü, en başta ırkçılık ve katillik burada, "şeref payesi" de olabiliyordu.

Buna karşılık, Faşistlerin ağız şapırtılarında ulusal kurtuluş hareketine gönül vermek ve viski içmek şerefsizlikti. Katiller, heykelleri dikilerek, öldüklerinde anıt mezarlara gömülerek şereflendiriliyor, Faşist şerefliler ise halkın takdirini toplama gösterilerinde katledilmişlere sövülüyorlardı.

TC’de, şeref baloncuğunu uçuranlardan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Boğazda, yalılarda viski yudumlayıp, oyunu HDP’ye veren şerefsizler, şimdi de HDP ile koalisyon kurun diyorlar" sözü ile Ortadoğu'da saçmalama döngüsü tarihine geçiyordu.

Kurduğu cümle ile yalıda oturmayan, viski içmeyen, HDP’ye oy vermeyen biri olarak gösterip, şereflilerden bir şerefli sayan Bahçeli, Kıbrıslı Albay Alplaslan Türkeş’in "şerefli misrasını" yaşatan kişidir.

Türkeş mi? O, İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Türk ordusunda üstteğmen rütbesindeyken, Hitler’in Nazi Partisi hayranlığı ve Türk ırkçılığından tutuklanıp yargılanmış, sonra dönemin ruhuna uygun olarak beraat etmiş, orduya dönmüş, Albaylığında 1960 darbesinde yer almış, oradan tasfiye edilince kaydını yaptırdığı Cumhuriyetçi Millet Partisini ele geçirip, MHP’ye dönüştürmüş, başına geçmişti.

Türk halkı bu devirde, "sosyal adalet" veya "toplumculuk" adıyla, ilk defa sol kavramıyla tanışmıştı.

Devir, soğuk savaş yıllarıydı. Amerika dünya ölçeğinde solla savaşıyordu.

Bu savaş TC’de ayrıca kazanç kapısıydı. Süleyman Demirel’in Adalet Partisi saflarında sol karşıtı slogan bağıran bazı yoksul öğrenciler, akşam rakı sofrasına oturacak kadar bol kazanç elde ediyorlardı.

Albay Türkeş, her dönem getirisi olan Türk ırkçısı kimliğiyle meydanlarda belirdi. Komünizmle mücadelenin getirisi de yüksekti. Bu çarkta yer alanlar için, iş bulma ve para kazana imkanı doğuyordu.

Fethullah Gülen, işsizlik günlerinde Komünizmle Mücadele Derneği'nin Erzurum şubesini kuruyor, Erdoğan'ın bugünkü "Akil"lerinden Avni Özgürel de, Ankara şubesinin kuruluşu için, "gerekli parayı Amerikalılardan aldık" diyordu.

Ve Türkeş, oradan buradan topladığı gençleri askeri eğitimden (komando) geçirip, 1968 yılında, çoğunluğu sol bakışa sahip üniversiteli gençler arasına dalıyordu. O artık, Komandoların "Başbuğu" (başkomutan) idi.

Ülke geneline yayılan çatışmalar, bir süre sonra, meyvasını veriyor ve Anayasayı budayıp, topluma işkence ve idam sehpalarıyla göz dağı verecek askeri darbe gerçekleşiyordu.

Fakat, 1970’lerin ilk yarısında olaylar yeniden başlıyor, Türkeş’in komandoları, bu kez "Ülkücü" adıyla silahlarla girişiyor, karşı koymalarla, pek de şerefli olamayan iç savaş başlıyordu. Şerefsizlik çünkü, sokaklarda kimlik kontrolü ile öldürülecek Kürt, Alevi, solcu aranıyor, Ferhat Tüysüz adında biri "karşıdan gelen birini solcu sanıp ateş ettim, ama değilmiş" diyor, MHP ülkücüleri katliamdan katliama koşuyorlardı.

Bu, ırkçılıkla beyinleri yıkanıp meydana salınmışların, Türk'e karşı, birinci sınıf Türk milliyetçisi görünme yarışıydı. Yarış Maraş'ta, Malatya, Çorum, Sivas’ta Kürt Alevilerin katliamıyla alçaklığın evrensel tarihinin şerefsizler bölümüne geçti. Sonra askeri darbeyi getirdi. Bahçeli'nin bazı arkadaşları cinayetten idam edildi, kimileri ömür boyu hapis cezası aldı. Bugün yanı başında olanlar arasında DİSK’in lideri Kemal Türkler’in katil zanlısı, yedi üniversiteli gencin katil sanığı dahil, pek çok eski sabıkalı var.

Ortadoğu’nun sefaletinde, kanda banyo şeref mi, bilinmez, ama vicdanlı ilahiyatçılardan İhsan Eliaçık şöyle diyordu:

"Viski yudumlamak, kan yudumlamaktan elvadır. Kan içeceğine, şarap iç, ey Bahçeli!.."