2013 Newroz’unda Öcalan tarafından yapılan tarihi çağrı bu dört kelimede özetlenmişti. Silahların kısa sürede susmasıyla halkların çözüm ve barış umudu arttı. Halk siyasete bütün ağırlığıyla katıldı. Öyle ki, bütün ezilenler siyaset alanında HDP’de birleşti. HDP bütün ezilenlerin eşitliği, özgürlüğü temelinde bir “Yeni Yaşam” programı önerdi.
Aslında, daha 90’lardan beri Öcalan’ın tercihi demokratik siyaset ve siyasi çözümdü. Öcalan HEP’i de HDP gibi tasarlıyordu. Ama o günün şartlarında Türkiye solu ve demokrasi güçleri bunu değerlendiremedi. Tehlikeyi gören savaş rantçıları her yolla bu açılımı bastırdı. 93 konsepti diye bilinen ve Demirel-Çiller-Güreş-Ağar çetesinin elebaşısı olduğu saldırılarla karanlık bir katliamlar dönemi dayatıldı.
Aynısını HDP’ye karşı da yapmak istediler. Hala da vazgeçmiş değiller.
Her türlü engele rağmen HDP 7 Haziran’da barajları yıkarak TBMM’ne girdi. Silahların susması ve siyasetin konuşması umudu arttı. Ama halkın umudu arttıkça egemenlerin umudu azaldı, huzuru kaçtı. Korkudan kudurup karşı saldırıya geçtiler.
Şu iyice bilinmeli:
Kürt Özgürlük Hareketi başta olmak üzere ezilenlerin HDP’de birleşmesi ve bütün kanlı saldırılara rağmen, silah değil siyaset demesi açık-net bir tercihtir. Bu tercih bütün ezilenlerin, bütün halkların da lehinedir. Sadece Türkiye vatandaşları için değil, ateş içindeki bölge halkları için de bir çözüm önerisidir.
Ama eşit-özgür bir yaşama karşı olanlar, halkları birbirine kırdırarak iktidarlarını sürdürmeyi marifet zannedenler HDP’ye her yolla saldırıyor. HDP’nin barajı rahat bir şekilde aşarak %13’ü aşan bir oyla meclise girmesi bir fırsattı. Herkes biliyor ki, 7 Haziran’da HDP’ye oy vermemiş olsa da, geniş kitlelerin tek umudu HDP’dir. Gözleri kulakları HDP’dedir. Bu durum HDP düşmanlarını iyice korkutmaktadır. Sistemlerinin sarsıldığını, çöküşün kaçınılmazlığını gören egemen siyaset çetesi HDP’ye karşı harekete geçmiştir.
HDP siyaset dedikçe onlar silah, kan ve katliam diyorlar.
7 Haziran öncesi ve sonrası HDP binalarına, yöneticilerine ve üyelerine hatta oy veren halka yönelik saldırıları hatırlayın. Halen memleketin her köşesinde HDP’nin seçim çalışmalarını engellemek için, barış isteyen halka karşı açılmış karanlık bir savaş sürdürülüyor. Ankara katliamı bunların en alçakça ve vahşice işlenmiş bir örneğidir. Çok daha kanlı katliam hazırlıkları olduğu ama HDP yönetiminin tedbirleriyle boşa çıkarıldığı anlaşılıyor.
HDP yöneticilerine yönelik suikast teşebbüsleri varmış. Emniyet teşkilatı bu istihbaratı ortaya atıp HDP yöneticilerine tedbir alın demiş. Emniyetin görevi dedikodu yapmak mı yoksa tedbir almak mı? Her vatandaş kendisi silahlanıp kendisi mi tedbir alacak?
Zaten Ankara Katliamı’nın da istihbaratı gelmiş ama Emniyet seyretmiş. Hrant Dink suikastının da hazırlık aşamasından beri bilindiği ortaya çıktı. Yani istihbarat örgütleri bu suikast ve katliam hazırlıklarını biliyor ama seyrediyor. Belki de başarılı olması için “emniyet tedbirleri” alıyor, elinden gelen yardımı esirgemiyor.
Aslında diyorlar ki, kendi tedbirini kendin al vatandaş!
Biz öz yönetim-öz savunma deyince niçin suçlanıyoruz o zaman?
Açıkça görülüyor ki halk siyaset-barış dedikçe, devlet halkı bastırıp silah ve savaş diyor. Kan ve katliam diyor.
13 yıllık AKP tek parti diktası, memleketi huzur ve güven içinde bir seçim yapamaz hale getirmiştir. Bunun üstüne hala utanmadan gene tek parti hükümeti kurmak istiyorlar. Herhalde o zaman da Hitler gibi toplama kampları ve fırınlar kuracaklar.
Ağır saldırılara ve engellemelere rağmen silah değil siyaset konuşsun diyenler 1 Kasım’da bu gidişe dur diyebilir ve diyecektir.
AKP diktasına son vermenin ilk adımı bu olacaktır.
“Artık anlaşılıyor ki ülkeme demokrasinin geldiğini göremeden ayrılacağım bu dünyadan.
Torunlarımıza bırakmayı hayal ettiğimiz ülke bu değildi.”
Saygıyla andığımız Çetin Altan hocamıza bunu dedirten 13 yıllık AKP tek parti diktasıydı.
Hayal ettiğimiz ülkeye ulaşmak için 1 Kasım’da AKP’ye sağlam bir tekme atmak için sandıklara!
İnadına siyaset, inadına özgürlük, inadına çözüm, inadına barış!
İNADINA HDP!