Peygamberler diyarı Urfa’ya, bir Paşa gitmedi.

Paşalar dönemi geçip gitti.
Son yakaladığım resim karesi, Urfa Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Osman Baydemir’in Urfa’yı ziyaretiydi.
Baydemir, Başkent Diyarbekir’e yakışan ender simalardan biriydi.
Halka en yakın "makam" olan yerel yöneticilikte, yaşam sayfasını temiz tutan ender şahsiyetlerden biri olmayı başardı.
Bundan dolayı da, Urfa’ya transfer edilen sayısı kıt postmodern "peygamber" unvanını kazandı dense, yeridir.
Böylece Urfa’ya gitmesi de bir "tesadüf" değil.
Urfa, "yalvaran, yakaran, yüreği paramparça" olanların "başkenti"ydi.
Oraya "tarihi viraj" ancak Başkent Diyarbekir mimarisi olurdu.
Öyle de oldu.
Fakibaba gibi ün kazanmış Urfalı Belediye Başkanı’nın hala makamda olduğu yer.
Baydemir, Fakibaba’yı makamında ziyaret etti.
Fakibaba 2004’de AKP’den, 2009’da ise Bağımsız aday olarak Belediye Başkanlığına seçilmişti.
2009’de AKP’den daha fazla oy almıştı.
Baydemir, "Halk Konseyleri tarafından yönlendirilecek Belediye Başkanlıkları" projesiyle Urfa’ya gitti.
Türk Kolonyal sisteminin, işgalinden payını alan kentlerin başında Urfa gelmezseydi, adının başına: "Şanlı" konmazdı
Aşiretler’e bağlı tutulan Urfa’da, Baydemir ve arkadaşlarının da Aşiretlerle görüşme pozisyonunda oldukları hipotezi hatalı olmaz.
Sosyal Medya çağında, genç nesillerin, Baydemir ve arkadaşlarına daha da yakınlaştıklarını düşünüyorum.
Evde, çarşı pazarda, ikinci sınıf insan yerine konan kadınlar için Baydemir ve yoldaşları, gelecek vadedicidir.
Ve belki de Urfa’daki toplumun sosyopsikolojik kurtuluşunun tarihi startı bu seçim sonuçlarında ortaya çıkacaktır.
Bu sosyal bir devrim gibi görünse de, imkansız değildir.
Tarihte yüreği türkülerle "cız" eden Urfa’ya bakalım:
Ne türkü be?
"Urfalıyam ezelden!"
"Gönül geçmez güzelden" ile Urfa’yı İstanbul’a bağlayan köprü kurulmuştu.
Bu türkünün sosyal hikayesinin zeminine, İstanbul’da, Urfalı olmazsa da "Urfalı" Hülya Avşar ile bir başka Urfalı "İbrahim Tatlıses" buluşmuşlardı. Ankara’nın Urfa senaryosunun sosyal altyapısında, "Urfalı güzel" İstanbul’da güzeldi.
Yakışıklı Urfalı erkek, "yiğit"liğini, "erkekliği"ni, İstanbul kadın pazarındaki bedbaht hayat kadınlarını o kirli yaşamdan "kurtaran" kara yürekli adama layık görülürdü.
Böylece Kürt kökenli Hülya Avşar ile Tatlıses’in İstanbul’da 1985’te çevrilen "Mavi Mavi"de buluşmaları tesadüf değildir.
Kürdistan’da "çirkin" addedilen Kürtler’in "güzelleştiği" kent İstanbul oluyordu.
İşin mezesi, Urfalıyaam ezelden"di.
"Anam ağlarsa Ömer", Urfa’da anası ağlatılan, "yüreği taştan" Urfalı Kürtler’i İstanbul’a savuran yeterli neden olurdu.
İstanbul’a sığınan Kürtler’in ardından ağlayıp sızlayan ve Urfa’daki yaşamın çekilmezliğini dile getiren bir ses sanatçıları fabrikası, Türkiye’deki Kültür Bakanlığı’nın programına endeksliydi.
Sonuçta, İbrahim Tatlıses "devlet sanatçısı" unvanıyla Demirel’e eşlik etmişti. Bu da tarihi bir tesadüf değildi.
Kazancı Bedi, Nuri Sesigüzel, Mahmut Tuncer, Müslüm Gürses son dönemin Urfalı sanatçıları oldular.
Mertebeleri, "Kürdistanlı sanatçılar" olmadı. Türkiye’nin "geri kalmış", Türkçe’yi "eksik", "yürek dağlayan, ciğer parçalayan" mertebede kullanırlardı; Türkiye’nin kültür zenginliği olarak addedilirlerdi.
Urfa, Ankara’dakilerin Kürtler’e "sabır mezesi" olarak sundukları kent oldu.
Kürtler’in "yeter artık" dedikleri bu tarihi süreçte, Ankara’nın şansı yitiyor, bitmesi dileğiyle.
Baydemir’i, Halk Konseyleri‘nin Urfa’daki temsilcisi olarak görmek dileğiyle…