Ragıp Zarakolu ve Büşra Ersanlı'ya kadar ulaşan KCK operasyonları; 24 Kürt Özgürlük Savaşçısının ailelerince bile tanınamayacak kadar parçalanmış ve yanmış olan cesetlerinin sergilediği kimyasal silahların yoğun kullanımı; 2 gerillanın cesetlerinin (AKP'ci İslami Kurallara Uygun Olarak) ayaklarından sürüklenerek getirildiği Atatürk büstü önünde insanlığın vicdanlarını kanatan teşhiri; NÇ. davasına ilişkin "kararına kadar erkek" Yargıtay kararı; Ermeni bir kadına yönelik İslam-Türkçü taksi şoförünün gerçekleştirdiği ırkçı şiddet; Duygu Canbaş'tan Mine Anlı'ya TV sunucularının Van depreminde sergilediği ırkçı şahlanış; sanatçı ve mirastan "demokrat" Volkan Konak'tan FİFA kokartlı hakem Erman Toroğlu'na hızla tırmanan milliyetçilik-ırkçılık yarışı ve yine Van depreminde devletin BDP'yi ve BDP'lileri cezalandırma amaçlı alçakça uygulamaları...
Hadi sporu da unutmayalım. Örneğin, geçtiğimiz günlerde Moskova’da oynanan Trabzonspor-CSKA maçı sırasında bir grup Fenerbahçe taraftarının CSKA takımına desteklerini göstermek üzere takımın renklerini taşıyan kaşkollar takmasına kızan Trabzonspor Asbaşkanı Nevzat Şakar'ın o Fenerbahçeliler için söylediği sözler: "O arkadaşlar bir avuç azınlık. Ben onların Türk kanı taşıdıklarını da düşünmüyorum."
***
Kısa zaman içerisinde yaşanan bu olayları ve benzerlerini alt alta yazarak ve aralarındaki doğrusal ilişkiyi kurarak üzerine düşündüğünüzde, artık "Türkiye Nereye Gidiyor?" sorusunu sormanıza gerek kalmadan, bu kanlı yürüyüşün adını hemen yazabiliyoruz.
"Türksolu" adıyla yayınlanan yasal faşist bir gazete bu gerçeğin adını kendi penceresinden bir fotoğraf ve bir yazı ile doğru olarak tanımlamış. Platformunda "Ne Mutlu Türküm Diyene" levhası asılı olan Şemdinli Jandarma Karakolu önündeki Atatürk büstünün önünde, oraya ayaklarına bağlanmış iplerle cesetleri sürüklenerek getirilmiş iki gerillanın, iki KÜRT ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇISI'nın kapaktan verilen fotoğrafı ve kapak başlığı: "İşte Özlenen Fotoğraf". Büyük plakat: "Vatan bir bütündür, parçalanamaz!" Ve derginin Gökçe Fırat tarafından iki cansız gerillanın fotoğrafı üzerine yazdığı "Mutluluğun Resmi" başlıklı yazı:
"Vatan bir bütündür parçalanamaz.
Teröristlerin de, destekçisi hümanistlerin de anlayamayacağı budur zaten, vatan parçalanamaz ama terörist parçalanabilir. Gerekirse bacağına ip geçirilip sürüklenebilir de. Teröre kalkışan, bir gün ayağından veya bacağından asılıp, hainliğinin bedelini ödemeye de hazır olmalıdır. O nedenle fotoğraf, özlenen Türkiye tablosunu göstermektedir. Keşke her gün 2 değil 200 terörist aynı şekilde yakalanıp aynı şekilde bacağından sürüklenip Atatürk büstünün önünde halka sergilense." (Gökçe Fırat)
İşte bu faşist kafa AKP Devletinden destekli varlığını devam ettirdikçe, bu toplumun başta Kürt Özgürlük hareketi ve özgürlükçü aydınların korktuğu şey başlarına gelebilir: 'Vatan' da bölünür, 'millet' de parçalanır.
***
Düşünme yeteneğini çoktan yitirmiş olan bu devlet, toplumun düşünme yeteneğini de bir bütün olarak tüketmiştir. Yayın yönetmenleri ve patronlarına sunulan brifingler ile yeniden çeki düzen verilen sistem medyasının desteğiyle parlamenter diktatörlük yolundaki demokratik engellerin temizlenmesi; BOP eşbaşkanlığından Türkiye Devlet Başkanlığına geçişin tamamlanması; yeni Anayasa ile Ortadoğu üzerinde de emperyalist projelerin taşeronluğunu yapacak parlamenter ırkçı-faşist bir diktatörlüğün inşası gerçekleştirilmektedir. AKP İttihatçı Devleti, bugün sadece Kürt halkının en doğal kimlik özgürlüğü istemlerini savunanlar değil, Ragıp Zarakolu gibi insan hakları savunucusu gazeteciler, Prof. Büşra Ersanlı gibi insan hakları yanlısı akademisyenler de faşizan uygulamaların açıktan hedefidirler.
Kim ne derse desin, AKP Devleti eliyle uygulamaya sokulan bu ırkçı yürüyüş, kanlı bir içsavaşa, siyasal bir "bölünmeye" doğru hızla tırmanmaktadır. M. Ali Birand'ın bile ikrar etmek zorunda kaldığı gerçeği açıkça sergilemektedir: Evet, fiilen bölünmüş olan Türkiye siyasal olarak da bölünmeye doğru hızla sürüklenmektedir.
Bütün yapılarıyla PKK, KCK, DTK, KNK, BDP ve Kürt halkının özgürlük hareketinin yarattığı benzer bütün kurumlar Anadolu topraklarında siyaseten bölünme istemine karşı "birlikte yaşam" projesini savunup, hakların birliğinden yana durdular. İttihatçı AKP Devleti ise belli ki ırkçı-milliyetçi-tekçi inadından vazgeçmeyecek, geleneksel inkar ve imha politikalarını bütün gücüyle dayatacaktır. AKP Devleti ırkçı- milliyetçi ideallerini gerçekleştirebilme hayali içerisinde Anadolu topraklarını parça parça edileceği bir serüvenin yaratıcısı, besleyicisi ve destekçisidir.
Ama bu inada rağmen, "rüzgar eken fırtına biçer" sözünün hatırlatmak ve Kürt halkının artık sömürgeciliğin dayattığı hiçbir koşulu kabul etmeye yanaşmayacak, asla boyun eğmeyecek bir kimlik ve özgüven duygusu kazandığına dikkat çekmek  ilişkin unutmamak gerekir.
NOT: Bu haftasonu, Van depremine yardım amaçlı olarak, çok zengin bir programla Berlin'de düzenlenecek konser etkinliğine katılmayı ve destek sunmayı unutmayalım.