Yer: Ankara 1 Nolu DGM Salonu. "Yaktık" dedikleri, Sivas Şehitleri. "Elimizden gelse sizleri de..." dedikleri de şehit yakınları ve aileler...
Mahkeme kayıtlarında sabit olan ve insanın kanını donduran katillerin sözleri bunlar…
***
Tarih kitapları Ortaçağ'da dinsel suçlamalarla insanların yakıldığını yazar... 21. yüzyılın eşiğinde 2 Temmuz 1993 tarihinde Ortaçağı hortlatmak isteyenler Sivas'ta Madımak Oteli'nde bir katliam gerçekleştirdiler. Pir Sultan Abdal Şenliği'ne katılan çoğu şair, yazar ve sanatçılardan oluşan 35 aydın diri diri yakıldı... Metin Altıok, Behçet Aysan, Uğur Kaynar, Asım Bezirci, Asaf Koçak, Hasret Gültekin, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu ve diğer canlar... Daha yazılacak şiirler, söylenecek türküler vardı...
Sivas'ta yakılanlar arasında Türkiye ye Alevi kültürünü araştırmak için gelen, Hollandalı üniversite öğrencisi Carina Johanna da vardır. Ülkesine gönderilen eşyaları arasında günlüğü de yer alır. Günlüğün son sayfası "2 Temmuz 1993" tarihini taşır; "Bir süreden beri oteldeyiz. Dışarıda büyük bir güruh bağırıyor. Kendimi gergin hissediyorum, çünkü ne olacağını hiç bilmiyorum. Slogan atıyor ve tahribat yapıyorlar. oldukça polis var. Ama ben ne yapabilirim ki? Bağırılıyor, çağırılıyor ama ben anlamıyorum!"
Carina’nın anlamıyorum dediği dışarıda atılan sloganlardı. Gözü dönmüş güruh; "Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak!", "Yaşasın Şeriat!" diye bağırıyordu.
Devlet katliamı engellemiyor adeta yönetiyordu. Önce kitle kışkırtılıyor, olayların çığırından çıkmasını bekliyor. Gerici, faşist güruh, saldırıyor. Devlet 'müdahale etmeyin’ diye emir veriyor. Hükümet katledilenleri "gereken yapılacak" diye oyalıyor. Gereken yapılmıyor. Katliam gerçekleştiriliyor. Ve devlet seyrediyor. Planın uygulanmasını seyrediyor. Polis, ordu, belediye, paşalar, maşalar… Katliamda elele, işbirliği içinde…
Olaydan kısa bir süre sonra zamanın başbakanı Tansu Çiller halka müjdeyi verir 'Çok şükür, oteli saran vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır."
Cumhurbaşkanı Demirel önce "Halkla polisi karşı karşıya getirmeyin" talimatını veriyor, katliamın ardından yaptığı açıklamalarda da: "Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır... Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır." Diyerek katilleri aklamaya devam ediyordu:
Yargılama aşamasında suçluların bir bölümünün "zaman aşımı" gerekçe gösterilerek aklanmaya çalışıldı. Söz bir kez daha yakıldı, saz bir kez daha kırıldı.
***
Unutmamak ve unutturmamak gerekir.
'Unutmadık’ demek hala hatırlama halidir, bazılarına göre sorumluluk, bazılarına göre yaranın kanamaya devam etmesi halidir. Oysa unutmak, hafıza yükümlüğünü yok etmek, farklı bir zamanda, farklı bir mekanda, her şeyin yeniden yaşanabileceği gerçeğini de unutmak olur.
Eskiler olan biteni unutuyorlar, yeni nesillerin ise haberi olmuyor. Bu nedenle geçmişi hatırlatmak için zaman zaman, o külleri eşeleyip ateşi harlatmak gerekiyor.
Türkiye birçok katliam gibi madımak katliamıyla da yüzleşemedi. Acılara karşı, gücümüzü ve sesimizi ortaklaştırmak gerekiyor.
Evet… Sivas katliamının hesabını sormak, Roboskî’nin hesabını sormaktır. Roboskî’nin hesabını sormak, Maraş’ın, Dersim’in, Gezi'nin hesabını sormaktır.
'Yakıldık ey halkım unutma bizi’
"Evet yaktık! Şimdi olsa yine yakarız! Elimizden gelse sizleri de yakarız!.."