• Gomidas, müzik alanındaki o unutulmaz katkıları, gün ışığına çıkardığı eserleri ve halk danslarıyla, halkların ortak köprüsünün kurulabileceğini herkese göstermiştir.

NUBAR OZANYAN

Son nefesine dek halkının yaşadığı soykırımın acısını yüreğinin derinliğinde bir travma olarak yaşadı. Yanıbaşında başları taşla parçalanan Ermeni aydın ve öncülerin yaşadıkları vahşete tanıklık etti. Aklının kabul edemediği, gözlerinin unutamadığı bu vahşetin yarattığı travma sonucu akıl sağlığını yitirdi. Soğomon Kevork Soğomonyan olarak 1869'da Kütahya’da dünyaya gelen Gomidas, ne yazık ki çok az insanın bildiği, tanıdığı bir müzik dehasıdır. 

12 yaşında anne ve babasını kaybedince yakınları onu  Ermenilerin ruhani merkezi olan Eczhmiadzine yollar. İlk ses ve melodiyle tanışması bu dünyada olsa da adını ruhani bir insan olmaktan çok etnomüzikolog, besteci, koro şefi olarak duyurur. Geçmiş halk müziklerini notaya alarak biriktiren önemli bir sanat yansıtıcısı olarak geçmişten günümüze uzanan bir zaman köprüsüdür o. Geleneksel Ermeni halk müziğini, çok sesli Batı müziğiyle buluşturan Gomidas çağdaş, Ermeni müziğinin  kurucusu sayılır ve bu alanda mahir bir usta olarak kabul edilir.

Kültürel bellek

Halkların ortak hafızasını, duygu ve özlemlerini birleştirenler, siyasetçilerden önce sanatçılar ve aydınlardır. Mezopotamya topraklarının her köyünde seslendirilen Ermenice, Kürtçe, Türkçe halk ezgilerini toplayıp derleyerek nota haline getiren saygın bir müzik dehası olan Gomidas’ın derlemeleri içinde köylülerin günlük yaşamıyla yakından ilgili olan dans ezgileri de önemli bir yer tutar. Bu ezgiler üzerinden müzik kültürünü anlamaya, yorumlamaya ve sentezlemeye çalışır.   

4 binin üzerinde topladığı ezgiyi sadece Ermeni halkına değil, Kürt halkına da armağan etmiştir. Kürtçe halk şarkılarını ve kültürel dans ezgilerini bilimsel bir yöntemle derleyip notaya döken de odur, titiz bir araştırma ve inceleme sonucu sayısız Kürtçe eseri derleyip toparlayarak kaybolmaktan kurtaran da o. Bundandır ki Kürt müziğine dair araştırma ve çalışmalar yürüten her Kürt sanatçısının başvurduğu ilk kaynak, ilk öğretmen de o olmuştur.

Aynı şekilde, Anadolu topraklarının sözlü kültürel belleğine ait azımsanmayacak sayıda düzensiz, dağınık sesleri kayıt altına alarak toplumsal hafızaya kazandıran da Gomidas olmuştur. O, aynı zamanda müziğin ortak dilini, duygusunu ve ahengini temsil etmenin yol açıcı öncüsü olmuştur.

Ortak köprü

Halklar arasında yaşanan etkileşim ve kaynaşma gibi müzik ve danslar da birbirinden etkilenmiş bir birine karışmıştır. Bu, Ermeni ve Kürt müziğinin özgünlüklerinin olmadığı anlamına gelmez. Bu düşünceyle araştırmalarını yoğunlaştıran Gomidas, bir halkın dilinin, sesinin, hatta edebiyatının yan yana yaşadıkları halklardan etkilenerek dönüşüp gelişebileceğini de göstermiştir. 

Muktedirler, yüzyıllar boyunca halkları yalnızlaştırmak, aralarına nifak tohumları ekmek, onların kendi aralarında kurdukları köprüleri yakıp yıkmak için ellerinden geleni yapmışlardır, yapmaya da devam ediyorlar.

Gomidas, müzik alanındaki o unutulmaz katkıları, gün ışığına çıkardığı eserleri ve halk danslarıyla, halkların ortak köprüsünün kurulabileceğini herkese göstermiştir.

Kendisinden sonra gelen sanatçıların yol göstericisi ve yol açıcısı da o olmuştur. Eğer bugün büyük bir zevk ve heyecanla dinleyebiliyorsak onların parçalarını bunda Gomidas Vartabed’in emeklerinin, çabalarının payı unutulmamalıdır.

Bütün bunların yanı sıra unutulmaması gereken bir başka nokta da Gomidas’ın dönemin çok çok ilerisinde bir bilinçle ataerkil zihniyete karşı da eleştirel bir yerde durduğu gerçeğidir. Onun, kadınların yüksek eğitim alıp sahneye çıkmalarını savunduğu da az bilinen gerçeklerden biridir.

Ne yazık ki bu direnç ustası, kendi halkına karşı duyduğu sorumluluk ve duyarlılık kadar Kürt halkına ve diğer halklara karşı da gösteren, cinsler arasında ayırım gözetmeyen bu  büyük sanat dehası, fazla tanınmıyor doğup büyüdüğü topraklarda.

Kalbi viran ev

O, sesi ve eserleriyle güneş kadar parlak, aydınlık, umut dolu yarınlar düşlerken, doğup büyüdüğü ve eğitim aldığı topraklarda soykırımcı muktedirler ülkeyi karanlığa gömecek olan büyük bir felaket hazırlığındaydılar. 1915 Büyük Felaket günlerinde, onun da adı vardır hazırlanan ‘sakıncalılar’ listesinde. Çok geçmeden İstanbul’daki evinin kapısı İttihatçı Türk yönetimi tarafından çalınır; arkadaşları ile birlikte tutuklanıp sürgüne gönderilir diğer Ermeni aydın ve sanatçıları ile birlikte. Zorla çıkarıldıkları bu yolculuk sürgün değil, korku filmlerini aratmayan kan ve vahşet dolu ölüm yollarıdır aslında. Nice katliamlara tanıklık eder bu yolculuk boyunca, nice sevdiklerini yitirir yanıbaşında. 

Gerisi korkunç bir travmadır onun için, ömür boyu atlatamaz sonuçlarını. Ne ruh sağlığı kalır ne de akıl sağlığı. Nice günler sonra, araya giren yabancı diplomatların ve hatırlı dostların yardımıyla İstanbul’a geldiğinde ikinci bir yıkımın içinde bulur kendini. Ne evi vardır artık onun ne de o çok sevdiği piyanosu. Bir köşede kırık, paramparça halde bulur onu. Ne ocaklar sönmüş ne evler yıkılmıştır yokluğunda. Görmüş olduğu “Direkleri kırılmış, sütunları oynamış, virana dönmüş” harabeyle birlikte içinde kalmış olan son yaşam sütunları da yıkılır onun.  Ermeni evleri gibi viran olur onun da o zengin duygu dünyası.

Türk resmi tarihi nasıl ki Türklerin dışındaki halkların varlığını, dilini inkar etme, yok sayma, sessizliğe gömerek unutturma üzerine sahte bir tarih anlatımı ve yazımıyla ulus-devlet yaratmaya çalışmışsa Türk müzikoloji tarih yazımı da benzer yolda ilerleyerek çeşitli milliyetlerden halkların araştırmacı, derlemeci ve müzisyenlerin çeşitli çalışmalarını yok sayma, sessizliğe gömerek unutturmaya çalışmıştır. Türk ulus devlet zihniyeti, sadece topraklara el koyarak millileştirilmesi değil, sanatın, edebiyatın, dillerin, seslerin, melodilerin de millileştirilmesidir. 

Hayatı, Paris’te bir sanatoryumda son bulan müzik dehası Gomidas, soykırımcı hafıza katillerine inatla başta Ermeni, Kürt ve Türk halkı olmak üzere dünya halklarının hafızasında çağlar boyu yankılanmaya devam edecektir.