• Bir Türk askerinin değerini 23 sent üzerinden hesaplayan anlayış ile Türk ordusunu “en iyi ihraç malı” olarak gören anlayış arasında tarihsel bir bağ vardır.

MİHRAC URAL

Türk askerinin yabancı topraklarda kullanılması, yeni bir mesele değildir. Bugünü anlamak için geçmişe bakmak gerekir. Bazen yarım yüzyıl arayla söylenen iki cümle, bir ülkenin ordusuna ve dış politikasına ilişkin aynı mantığın farklı biçimlerini ortaya koyar.

Türkiye, 1950'de Kore Savaşı başladığında Birleşmiş Milletler kuvvetleri içinde Kore’ye asker gönderdi. Türk Tugayı, Kore’de savaştı ve ağır kayıplar verdi. Bu dönemle bağlantılı olarak ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles’a atfedilen “23 sentlik asker” söylemi ortaya çıktı. Türk askerinin değerinin bir maliyet hesabına indirgenmesi Türkiye’de uzun yıllar unutulmadı. Nâzım Hikmet de bu anlayışa karşı “23 Sentlik Askere Dair” şiirini yazdı. Nâzım’ın itirazı yalnızca 23 sente değil, insan hayatını büyük güçlerin hesaplarında ucuz bir savaş malzemesine dönüştüren anlayışaydı.

Aradan yıllar geçti. 2000’li yıllarda George Soros’un “Türkiye’nin en iyi ihraç malı ordusudur” sözü tartışma yarattı. Sözün farklı kaynaklardan farklı biçimlerde aktarıldığı biliniyor, ancak tartışmanın özü değişmedi: Türk ordusunun başka coğrafyalarda kullanılabilir bir askeri güç olarak görülmesi.

Sınır aşırı kullanım

Bu tartışma, bugün artık yalnızca sözlerden ibaret değildir. Türkiye’nin özellikle Erdoğan döneminde izlediği dış politika, ordunun sınır ötesindeki kullanım alanını genişletti. Suriye ve Irak’tan Libya, Katar ve Somali’ye uzanan tablo, güvenlik anlayışının başka coğrafyalara taşındığını gösteriyor. Sınır güvenliği ile dünyanın çeşitli bölgelerinde uzun süreli askeri varlık bulundurmak aynı şey değildir. Savunma, başka ülkelerde savaşmak değildir. Gerçek ulusal savunma; ekonomik, teknolojik ve siyasi gücü geliştirmek, sınırları korumak ve kendi topraklarını savunabilecek güçlü bir orduya sahip olmaktır.

Kürt meselesinin onlarca yıl boyunca askeri ve güvenlikçi yöntemlerle çözülmeye çalışılması, ordunun ülke içindeki siyasal ve toplumsal sorunlarda da kullanılan bir güç hâline getirildiğini gösterdi. Bu politikalar büyük acılara, ölümlere, göçlere ve toplumsal kırılmalara yol açtı. Buna 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbelerini de eklemek gereklidir.

Daha büyük tehlike şudur: Kendi ülkesinde kendi halkıyla savaşan bir ordu, dış güçlerin hesaplarında kullanılmaya daha açık hâle gelir. Ordu, toplumun ortak savunma gücü olmaktan çıkıp iktidarın iç ve dış politikalarının aracına dönüştü.

Kore’den bugüne

Kore’den bugünkü Suriye, Irak, Libya, Somali ve diğer coğrafyalardaki askeri varlığa uzanan çizgi, üzerinde düşünülmesi gereken bir sürekliliğe işaret ediyor.

Bir Türk askerinin değerini 23 sent üzerinden hesaplayan anlayış ile Türk ordusunu “en iyi ihraç malı” olarak gören anlayış arasında tarihsel bir bağ vardır. Birinde asker ucuz bir savaş gücüdür; diğerinde ihraç edilebilir bir askeri güç. Oysa asker bir mal değildir. Asker insandır. Ordu halkındır.

Bugün Ukrayna konusunda ortaya çıkan tartışma da önemlidir. Savaşın sona ermesi veya ateşkes sonrasında Ukrayna’da uluslararası bir güvenlik ya da barış gücü oluşturulması gündeme gelebilir. Türkiye’nin böyle bir oluşumda rol alabileceğine ilişkin değerlendirmeler vardır.  NATO’nun Ukrayna politikası ile Türkiye’nin ulusal çıkarları aynı şey değildir. Ukrayna, NATO üyesi değildir. NATO’nun 5. maddesi Türkiye’ye Ukrayna’ya otomatik olarak asker gönderme yükümlülüğü getirmez.

Başka ülkelerin savaşlarına asker göndermenin insan kaybı, ekonomik maliyet, diplomatik risk ve yeni düşmanlıklar gibi sonuçları olabilir. Türkiye’nin başka çatışmalarda taraf hâline gelme tehlikesi vardır. Üstelik Kürt meselesi başta olmak üzere toplumsal barış, hukuk, demokrasi ve ekonomik sorunlar çözülmeden ordunun dışarıya taşınması, ulusal gücün yanlış yerde kullanılmasına yol açabilir. Önce içeride barış, sonra dışarıda güvenlik.

Türkiye’nin gücünü farklı savaş alanlarına yayması kısa vadede güç gösterisi görülebilir, ancak uzun vadede ülkeyi daha fazla çatışmanın ve maliyetin içine çekebilir. Savaşın nerede başlayacağını kontrol etmek her zaman mümkün değildir fakat hangi savaşın içine girileceğine karar vermek devletlerin tercihidir.

Nâzım Hikmet’in itirazının bugün yeniden sorulması gerekiyor: Bir Türk askerinin değeri kaç senttir? Cevap bellidir: Bir insan hayatının fiyatı yoktur. Türk askerinin görevi başka ülkelerin savaşlarını ucuzlaştırmak değil, kendi ülkesinin güvenliğini sağlamaktır.

Asker mal değildir. Ordu halkındır. Ulusal savunmanın amacı başka savaşlara asker taşımak değil, ülkenin kendi güvenliğini, bağımsızlığını ve barışını sağlamaktır.