- Ortada ne demokratikleşme ve siyasallaşma ne de “koordinatörlük kurulu” var. Başkan'ın özgürlüğünden ise eser bile yok. Gecikmenin sorumlusu, devlet ve iktidarın kendisidir.
- Türk devletinin içinde müzakere sürecini sadece silahsızlanmayla sınırlamak isteyen, gerekirse süreci sabote etmeye kararlı olan bir güç var.
- Bu güç, aynı zamanda İran’a karşı savaştan Başûrê Kurdistan'ı işgal ve ilhak ederek karlı çıkma hesapları yapan maceracı bir güç. Geciktirmede bu gücün rolü var.
- Aynı zamanda AKP, seçim öncesinde demokratik adımların atılmasının kendi iktidarını tehdit edeceğini bildiği için süreci geciktirmeyi kendi çıkarına uygun buluyor.
VEYSİ SARISÖZEN
Hakan Fidan durup dururken “gecikmeyi” Kürt tarafına yükledi. Gecikmeden kastı da silahsızlanmanın gecikmesiymiş.
Gecikme kararını kim veriyor? Üst Kurul mu?
İyi de “alt kurul” diye önemi gölgelenen Öcalan’ın başkanlığında olması gereken “koordinatörlük” kurulu ne durumda? Kimlerden kurulduğu, çalışmaya başlayıp başlamadığı, Öcalan’ın koordinatörlük görevini yerine getirip getiremediği belli mi?
Hiçbir şey belli değil ve asıl “gecikme” de bu.
Devlet, şunu gayet iyi biliyor: Başkan Öcalan sahadaki durumu görerek, gerillanın silahlarını bırakıp dağdan güvenli ve amaca (siyasallaşmaya) uygun inebileceğini ilan etmeden tek bir gerilla bile dağdan inmeyecek. Gerillayı devlet silahsızlandırmadı, bunu başaramadı; PKK’yi yok edemedi, bunu da başaramadı. Demokratikleşme ve siyasallaşma karşılığında Öcalan’a silahsızlanma ve dağdan inme talebiyle başvurdu.
Ortada ne demokratikleşme ve siyasallaşma ne de “koordinatörlük kurulu” var. Başkan'ın özgürlüğünden ise eser bile yok.
Gecikmenin sorumlusu devlet ve iktidarın ta kendisi.
“Beka” diyerek Öcalan’ın kapısını çalan devlet, 'çerçeve yasa’yı neredeyse iki yıla yakın “geciktirdikten” sonra gündemine aldı. Şimdi de uygulanmasıyla ilgili güven verici adımlar atmakta ayak diriyor.
Acaba neden süreci oyalayıp geciktiriyor?
ABD’nin baskısı altında İran savaşına sürüklenmenin eşiğine hızla yaklaşıyor da ondan. Gelişmelere bakalım:
Trump durup dururken, aklına her estiğinde İran savaşındaki kilitlenmeyi aşabilmek için kah İran'ın bir adasına, kah İran’ın güneyine “kara harekatı"ndan söz ediyor. Geçtiğimiz gün İran devleti, aniden birçok tank, topçu, özel harekat tümenlerini güneyde mevzilendirdi. İran, kara harekatını bekliyor.
Kara harekatını ABD’nin, hele şu seçim eşiğinde yapması mümkün değil. Trump, binlerce Amerikan askerinin ölümünü kesinlikle göze alamaz. Alırsa devrilir ve kendisini mahkeme önünde bulur.
NATO Zirvesi’nin, İran sorununu çözme görevini Türkiye Cumhuriyeti’ne vermiş gibi görünüyor. Olacaksa bir kara harekatını, Türk devletinin yapacağı giderek daha da netleşiyor.
Nitekim NATO Zirvesi'nin hemen sonrasında Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, 'Mekke İttifakı'nı kuruverdi. Bu ittifakın NATO’nun 5. maddesine benzer bir madde içerdiği biliniyor. Buna göre; eğer İran bu müttefiklerinden birine saldırırsa diğer devletlere de saldırmış sayılacaktır. Bunun sonucu Mekke İttifakı'nın savaş açmasıdır.
Savaş sürüyor ve İran ile Yemen’deki Husiler, ABD'nin Körfez'deki müttefiklerine, ABD’yi geriletmek için saldırıyor.
Ansızın Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin “Mekke’ye saldırmaya kalktığı” yönünde bir haber uçurunca, neredeyse "İslami Cihad" havası esmeye başladı bile.
Türk devleti ne yapacağını bilemiyor. Bir İran savaşının Türkiye ve Kürdistan şehirlerini harabeye ve her iki toprağı mezarlığa çevireceğini biliyorlar ama direnme kapasiteleri çok zayıf.
Nitekim ABD, İran’a karşı olağanüstü ambargoların devamı olarak üç Türk şirketini yaptırım listesine alır almaz, iktidar da telaşla bir İran Bankası ile bir İran Havayolu şirketinin faaliyetine son verdi ve geçtiğimiz gün Türk uçak şirketlerinin İran seferlerini Mart'a kadar iptal etti.
Bunlar olurken Hakan Fidan, “Cumhurbaşkanımız sözünün eridir” diyerek Mekke İttifakı'nda yükümlendikleri sorumlulukları yerine getirmek üzere Suudi Arabistan’a “askeri-teknik yardım yapma konusunda ‘sıkıntımız’ yok” dedi ve Mekke müttefikleriyle “kamuoyuna açıklamadıkları gizli görüşmelerde bulunduklarını” ifşa etti. Gizli görüşmeler devletler arasında “turizm, kültür, ekonomi v.s.” gibi alanlarda yapılmaz. Belli ki Fidan, muhatapları ile İran’a karşı savaş planlarını görüştüğünü ağzından kaçırmış bulunuyor.
Türk devleti ve iktidarı, krizler içinde debelenen ülkenin böyle bir savaşa hazır olmadığını biliyor, üstelik ABD’nin baskılarına direnemeyeceğinin farkında. Bu durum, müzakere sürecini devam ettirme zorunluluğunu doğuruyor ama aynı zamanda ülke adım adım savaş eşiğine devletin iradesi dışında sürüklendiği için müzakere sürecini oyalamaktan başka çare bulamıyor.
Basit bir şey söyleyeyim: Şu anda gerilla gözünü karartıp 200-300 kişilik bir grup halinde dağdan inse Irak (Şii çoğunluklu) devleti de Türk ordusunun Irak topraklarından çekilmesi yönünde giderek artan baskı uygulayacaktır. İran da bu baskıya tüm gücüyle destek verecektir. Ordunun Irak’tan çekilmesi 100 yıldır erişmek istediği Misak-ı Milli hedefinden, Başûr’u petrolüyle birlikte yutma hevesinden vazgeçmek zorunda kalması demektir.
ABD, Türkiye’nin Irak topraklarındaki işgalini, Barzanî yönetimini baskı altına alarak İran’a karşı kara harekatının stratejik gücü olarak destekliyor.
Geçtiğimiz günlerde Irak devletinin hem PKK güçlerini hem de Türk ordusunu Irak’tan çekilmeye çağırdığını da hatırlayalım.
Şurası çok açık: Türk devletinin içinde müzakere sürecini sadece silahsızlanmayla sınırlamak isteyen, gerekirse süreci sabote etmeye kararlı olan bir güç var. Bu güç, aynı zamanda İran’a karşı savaştan Başûrê Kurdistan'ı işgal ve ilhak ederek karlı çıkma hesapları yapan maceracı bir güç. Geciktirmede bu gücün rolü olduğunu düşünüyorum.
Aynı zamanda AKP, seçim öncesinde demokratik adımların atılmasının kendi iktidarını tehdit edeceğini bildiği için süreci geciktirmeyi kendi çıkarına uygun buluyor.
Başkan Öcalan, “gecikmeye” son vermek için “tarafları sorumluluklarını yerine getirmeye” çağırdı. Kandil’in savaş planları gereği devletin ve iktidarın süreci geciktirme taktiğini, inisiyatif alarak bozacağını düşünmek için sayısız nedenimiz vardır.
Ne demişler?
“Oyun oyunu bozar.”