
Miyazaki’yle kaldığımız yerden devam....
Japon anime ustası Hayao Miyazaki, 2013 yılında sinemayı bırakacağını açıklamıştı. Miyazaki, aradan geçen üç yılın ardından sinemaya yeniden döneceğini müjdeledi. Fakat bu dönüşü bir süre bekleyeceğiz. Çünkü usta yönetmen, yeni film projesini 2020’de izleyici karşısına çıkaracağını peşinen belirtti. ‘Hiç olmamasından iyi’ deyip beklerken Hayao Miyazaki’nin emekliye ayrılmadan önce yaptığı son filmi Kaze Tachinu/Rüzgâr Yükseliyor’u hatırlayalım.
Miyazaki, son filmi Rüzgâr Yükseliyor’la Japonya’nın tarihine doğru bir yolculuğa çıkıyor. Film, pilot olmak isteyen ama ileri derecedeki miyopu yüzünden, uçak mühendisliği yapan Jiro’nun çocukluk hayaliyle başlıyor. Rüzgar Yükseliyor, Japonların Pearl Harbor’ı bombaladıkları, Mitsubishi A6M Zero avcı uçaklarının tasarımcısı, Jiro Horikoshi’nin hayatını anlatan biyografik bir yapım. Miyazaki, izleyiciyi Horikoshi’nin tasarladığı uçağın ve neden olduğu büyük yıkımların ötesine, bir mühendisin “uçmaya” olan tutkusuna götürüyor.
Kuşkusuz tüm film boyunca en güçlü hissedilen şey; çocukluğuna, düşlerine, aşkına tanık olduğumuz Jiro’nun uçma tutkusu. Tıpkı Miyazaki’nin uçma tutkusu gibi... Jiro’nun gözleri uçmak dışında çok az şey “görüyor”. Ama Jiro, ne yaptığının farkında olmayan bir mühendis mi? İşte orada Miyazaki sadece bir tutkuyu anlatmadığını, biraz satır arasında da olsa veriyor; Alman yazar Thomas Mann’ın Büyülü Dağ’daki Hans Castorp’unu iliştiriyor bir sahneye ve “Japonya unuttuğu için mahvolacak” diyor. Evet, bir kahraman ya da her şeyden habersiz masum bir mucit değil izlediğimiz; ama sadece hayali için yaptıkları, geriye kalan insanlar için öldürücü bir tutku hâlini alıyor. Bu durum sadece kâbuslarda imleniyor. Yetiyor mu? Tam bir cevap vermek mümkün değil. Çünkü rüzgâr bizi de savuruyor.
Rüzgâr Yükseliyor Yazan ve yöneten: Hayao Miyazaki
Senatoryumdan uygarlığın çöküşüne: Büyülü Dağ

Thomas Mann’ın kendi kişisel deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı Büyülü Dağ; sadece biriyesel bir roman değil, aynı zamanda çağına da ayna tutan bir yapıt olma özelliği taşıyor. Hamburglu genç mühendis Hans Castorp, üç haftalığına kuzenini ziyarete gittiği bir İsviçre sanatoryumunda, kendisinin de tedaviye ihtiyacı olduğunu öğrenerek yedi yıl kalır. Bu süre içinde doktorlar ve hastalar dünyasını, Batı felsefesinin iki kutbunu, platonik bir aşk serüveninin sarhoşluğu içinde ve yaşayarak tanır. Daha sonra yazacağı Doktor Faustus’ta da İkinci Dünya Savaşı’yla yükselen faşizmi ve burjuva ikircilikliğini anlatan Mann, Büyülü Dağ’da; Birinci Dünya Savaşı öncesinde çağın sorunlarını, bir uygarlığın çöküşünü, burjuva geleneği ile ahlâkını sert ve ironik bir dille eleştiriyor.
Thomas Mann Büyülü Dağ