
MANİFESTO
Alman sanatçı Julian Rosefeldt’in geçtiğimiz yıllarda büyük başarı kazanan video art enstalasyonu, 2017 yılında uzun metrajlı bir film olarak karşımızda.
Filmi tek başına sırtlayan Cate Blanchett, tam on üç farklı karakteri canlandırıyor. Avustralyalı usta oyuncu Cate Blanchett, evsiz bir adam, bir ilkokul öğretmeni, bir borsacıyı, bir vaizi, bir haber spikeri ve birbirinden farklı karakterleri canlandırdığı bu filmde çok yönlülüğünü net şekilde ortaya koyuyor.
Blanchett, film boyunca, kültür-sanat tarihine yön vermiş çeşitli manifestoları olur olmaz yerlerde okuyor. Bu manifestolar Komünist Manifesto’dan Pop-Art sanat akımının manifestolarına dek uzanan bir yelpazeden oluşuyor.
Marx ve Engels’in 1848 Komünist Manifestosu’ndan 20. yüzyılın başlarında, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla manifestosunu iyice yaygınlaştıran Dada’yla, Fluxus’la ve hatta Lars von Trier’in Dogme 95’le çeşitli sanatsal ve politik manifestoların filmde duymak büyüleyici. Ve tabii, bu manifestoların birer talebi var: Özgürlük. Bu manifestolar özgürlük çağrısı yapıyor, toplumu değiştirmek istiyor, yaratıcılığı yeni baştan ele alıyorlardı.
Yaratıcı mizanseni ve zeki kurgusuyla seyri son derece keyifli bir film olan Manifesto, Blanchett’in kariyerinde de yepyeni bir zirve oluşturuyor. Oyuncunun evsiz bir adamdan bir kuklacıya, bir haber sunucusundan bir fabrika işçisine 13 farklı karaktere bürünüşünü izlemek başlı başına unutulmaz bir deneyim.
Manifesto - Julian Rosefeldt - 2017
Hep Yuvaya Dönmek
Ütopyalar imkânsızdır ama yazabiliriz” diyen fantastik edebiyat ve bilimkurgu ustası Ursula Le Guin, içinde yaşadığımız çağ ile hesaplaşmak için geleceğe bakmayı sürdürüyor.
Le Guin’in ütopyacı düşgücünün en yaratıcı örnekleri arasında sayılan Hep Yuvaya Dönmek, ilk satırlardan da anlaşılacağı üzere, geleneksel bir roman değil. Öykü, şiir, mit, halk masalı, drama, deneme ve belge gibi çok çeşitli biçimleri göz kamaştırıcı bir ustalıkla kaynaştıran bu kitap, uzak geleceğe ait kurgusal bir etnografya olarak tasarlanmış.
Hep Yuvaya Dönmek, henüz var olmayan bir coğrafyada, bundan yüzlerce, belki binlerce yıl sonra yaşadığı varsayılan Keş halkının dünyasını anlatıyor. Keşler, insanlığın kendini yıkıma sürüklemesinin ardından, Kuzey Kaliforniya’da, Na Vadisi’nde yaşayan barışçı bir halktır. Le Guin, Keş halkının etrafına inanılmaz bir ayrıntı zenginliğiyle ördüğü toplumsal ütopyayı bize karış karış tanıtırken, belki de ABD’nin Amerikan yerlilerine olan borcunu ödüyor. Zamanın, çizgisel olmaktan çok, mevsimlik danslarla belirlenen döngüsel bir seyir izlediği bu dünyanın belki de en temel özelliği, ilerlemeci ideale yabancı olması. Farklılıkların olduğu gibi kabul edildiği bu toplumda, değişim, bir ilerleme ya da gerilemeye değil; sadece değişime işaret ediyor. Keşler, dünyanın geri kalanında neler olup bittiğiyle pek ilgilenmedikleri gibi, başlangıç ve sonuçlarla da ilgilenmiyorlar. Merkezi kültürel kavramları, her şeyin hem birbirine bağlı kalıp hem de birbirinin etrafında hareket etmesini sağlayan “Eklem Yeri.” Le Guin’in olağanüstü yaratıcı imgelemi, Keşlerin dünyasına bugün aşina olduğumuz etiketleri yapıştırmayı güçleştiriyor. Bambaşka bir toplumsal örgütlenmeye ve bambaşka ruhani değerlere dayanan Keş yaşantısını anlatan Ursula Le Guin, okurda şiddetli bir özlem uyandıran, içinde boğulmakta olduğu yaşam biçimini tekrar tekrar sorgulamaya iten, heyecan verici ve inandırıcı bir ütopya yaratmış.
“Bazen bir kitabın kapağını açar ve beş-on sayfada önünüzde açılan dünyanın, içinde oturmakta olduğunuz odadan daha gerçek olduğu hissine kapılırsınız… Hep Yuvaya Dönmek, kesinlikle klasikler arasına girmeye aday bir kitap; belki de bir deha ürünü.” Oxford Times
“Yürekten gelen bir barış ve sağduyu çağrısı… tek kelimeyle harikulade bir kitap.” Today
“LeGuin, inandırıcı bir şekilde yan yana duran, eğreti bir dikişle birbirine tutturulmuş izlenimi uyandırmayan kültürler yaratmakta usta. Ütopik bir roman yazarken bile, yavan ya da imkânsız görünmemeyi başarıyor.” London Standard
Hep Yuvaya Dönmek
Ursula Le Guin