Başarısız darbe girişiminden sonra birçok şeyin değişeceği, yeni durumların ortaya çıkacağı görülmektedir. Özellikle darbe girişiminden sonra AKP hükümetinin kendini demokratik ve özgürlükçüymüş gibi göstermesi çok tehlikeli gelişmelerin önünü açmış bulunmaktadır. Halkların ve demokrasi güçlerinin darbe karşıtı yaklaşımlarını kendi faşist iktidarı için zemin yapmaktadır. Bu durum faşist AKP iktidarının kendine biat etmeyen muhaliflere yönelik baskısını arttırmasına yol açacaktır. Kendisine muhalif olan herkesi darbe destekçisi olarak gösterip üzerine gidecektir. Tüm muhaliflerini sindirip otoriter tekçi hegemonyasını pekiştirmeye yönelecektir. Mevcut siyasi ortamı kendisi açısından fırsata çevirmeye çalışacaktır. Tüm uygulamalar bu yönlü bir politika yürüteceklerini göstermektedir. 

Türkiye’de tüm darbe girişimlerinden Kürt halkı ve demokrasi güçleri zarar görmüştür. Bu açıdan hiç kimse Kürt halkı ve devrimci demokrasi güçleri kadar darbe karşıtı olamaz. Ancak bu darbe girişiminden sonra faşist otoriter AKP iktidarının demokratik bir yönetim olarak gösterilmesi ve herkesin AKP iktidarını desteklemesi gerektiği konusundaki dayatmalar, kötülerin kötüsü bir darbe olmaktadır. Tayyip Erdoğan 7 Haziran seçimi sonrası demokrasi güçlerine yönelik yaptığı darbeyi 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden sonra derinleştirerek kapsamlılaştırmaktadır. 7 Haziran’dan sonra yaptığı darbeyle hedeflediği amacına böylece ulaşmak istemektedir. 

Ne Tayyip Erdoğan demokratiktir, ne AKP hükümeti, ne de bu faşist iktidarın ittifakları ve destekçileri. Bu darbe girişimi sürecinde AKP’yi en fazla destekleyen MHP, Ergenekoncu denilen ulusalcılar, şovenist milliyetçiler ve IŞİD taraftarları olmuştur. Demek ki ortada demokrasi güçleriyle darbeciler arasında bir mücadele yoktur. Tayyip Erdoğan 14 yıldır adım adım hegemonik, otoriter, mezhepçi-milliyetçi iktidarını hakim kılmak istiyordu. Ancak hem farklı iktidar odaklarının varlığı, hem de demokrasi güçlerinin onlarca yıldır yürüttüğü mücadelenin yarattığı birikim bu hegemonik faşist mezhepçi-milliyetçi iktidarın hakim kılınmasında engeller çıkarıyordu. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminin başarısızlığıyla ortaya çıkan siyasi ortamı bu engelleri aşarak hegemonik otoriter iktidarını hakim kılacağı bir fırsat olarak görmektedir. Zaten bunu açıkça ifade etmektedirler. 

Milliyetçi-mezhepçi hegemonik sistemini hakim kılmak için halkı sokağa çağırmaktadır. Darbe tehlikesi kalmadığı halde tehlikeden söz ederek bu süreci taraftarlarıyla birlikte kendi darbesini tamamen hakim kılmak için kullanmak istemektedir. Sokağa taraftarlarını çağırıp safları sıkılaştırarak tüm muhalifler üzerinde baskı kurmayı ve sindirmeyi hedeflemektedir. Bu nedenle sokağa çıkanların şiddet uygulamasına, linç yapmasına ve kafa kesmelere ses çıkarmamaktadır. Hatta tutumlarıyla bu toplulukları galeyana getirmekte ve bu yönlü saldırılara teşvik etmektedirler. IŞİD nasıl korku salarak bulunduğu yerlerde hakim olmayı hedeflemişse, şimdi de aynı yöntemi AKP iktidarı denemektedir. Aslında aynı kumaştan dokundukları için yöntemleri de aynı olmaktadır. 

Şu anda darbe gerekçe gösterilip halkların ve demokrasi güçlerinin darbe karşıtlığını kendine meşruiyet zemini yapıp tam bir saldırı ve sindirme kampanyası yürütmektedir. Artık kendine muhalif gördüğü herkes Fethullahçı ve darbecidir. Kesinlikle bu havayı kırmak; AKP’ye böyle bir meşruiyet kazandıracak söylem ve tutumlardan kaçınmak gerekmektedir. Yoksa bugün AKP’nin tutum ve uygulamalarına alet olanlar da AKP’nin hışmına uğrarlar, hatta kafaları kesilecek duruma düşerler. Eğer AKP hükümetinin mevcut gidişatı engellenemezse ya herkes Erdoğan ve onun hegemonik otoriter sistemine boyun eğecek ya da saldırısıyla kafası ezilecektir. Erdoğan bu darbe girişiminden sonra ya baş eğecekler ya da baş verecekler yaklaşımını tüm muhalifler için ortaya koyacaktır.  

Erdoğan ve AKP hükümeti şu anda Hitler ya da benzeri faşist güçler gibi toplulukları kullanarak kendi hegemonyalarını kurmak istiyor. En tehlikeli hegemonya ve faşizm, böyle mezhepçi-milliyetçi kitleleri harekete geçirme ve bunlara dayanarak iktidarını sürdürmektir. Şu anda Tayyip Erdoğan’ı meydanlarda destekleyenlerin önemli bir bölümü radikalleşen milliyetçi-mezhepçi topluluklardır. Belki Türkiye tarihi boyunca darbeden zarar gören kesimler de meydanlara çıkan topluluklar içinde vardır. Ama şu anda bu topluluklara öncülük edenler milliyetçi-mezhepçi ve herkese düşmanlık yapan kesimlerdir. Bu açıdan tüm muhalifleri korkuyla baskı altına alan Tayyip Erdoğan şefliğinde bir faşist düzen tahkim edilmek istenmektedir. Bu darbe girişimiyle birlikte faşist AKP iktidarı ve onun şefi daha tehlikeli hale gelmiştir. Tayyip Erdoğan ve ekibinin zihniyeti, politikası ve söylemleriyle milliyetçi-mezhepçi faşist bir topluluk oluşmuştur. Başarısız darbe girişiminden sonra böyle bir topluluğa dayalı faşist düzenin önü açılmıştır. Bu, öyle bir şekillenmedir ki, bunun önünü açanları bile ezip aşacak hale gelecek genler ve karakter taşımaktadır. 

Askerlerin linç edilmesi ve kafalarının kesilmesi sadece bir örnektir. Sorun askerin darbeci olması değildir; sorun, bunu yapan zihniyetin varlığı ve bunun beslendiği kaynaktır. Bu durumu ortaya çıkaran ideolojik-siyasi zihniyet ve söylemdir. Bunun da Erdoğan ve çevresindeki ekibin eseri olduğu açıktır. Meydanlarda bu düzeyde idam histerilerinin gösterilmesi, bu kitlenin karakterini ortaya koymaktadır. Başka konularda demokratik olmayan, meydanlarda halkın dillendirdiği talepleri yerine getirmeyen bir kişiliğin idam konusunda “demokrasilerde halkın dediği olur” demesi nasıl bir karaktere sahip olduğunu gözler önüne sermiştir. Böyle bir topluluk ve onun şefinin demokratik karakteri olabilir mi? Dolayısıyla bunların tutumu darbelere karşı çıkan demokrasi güçlerinin tutumu gibi değerlendirilemez. 

Tayyip Erdoğan Kürt düşmanlığı yaparak iktidarını sürdürmeyi hedefledi. Orduyu yanına alarak Kürtleri ezip kendini Türkiye’nin hakimi kılmak istedi. Bu darbe girişiminden sonra esas olarak kendi ordusu haline getirdiği polis teşkilatını ve mobilize ettiği milliyetçi-mezhepçi topluluklara dayanarak muhaliflerini ezip iktidarını pekiştirmek isteyecektir. Zaten yaptığı budur. Kürt halkına karşı savaşta orduya da ihtiyacı olduğundan orduyu da polis teşkilatı gibi kendi hegemonyasına hizmet ettirecek biçimde dizayn edecektir. Darbe girişiminden sonra saldırı ve tutuklamalarını arttırması, darbe girişimi sonuçsuz kaldığı halde “tehlike var” denilmesi, ordu içinde ve başka kurumlarda kendilerine muhalif olacak ve engel çıkaracak herkesi temizleyip kendini tüm kurumlarda hakim kılmak amaçlıdır. 


Hüseyin Ali