Kesinlikle meşruiyeti asla olmayan, yasallığı uyduruk bir seçim sürecindeyiz. Yasal kılıfa uydurmak için AKP, koalisyon çalışmalarını CHP'nin oldukça hevesli gönüllü olmasına karşın "alavere-dalavere Kürt Mehmet nöbete" pozisyonuna getirdi. Gemiciğin dümenini büyük çabalarla kırdı ve nihayetinde erken seçime girmek için yasal süreyi doldurdu, 1 Kasım'da seçim kararı verildi.   

Doğrusu 1 Kasım'da yapılacak işleme "seçim" denilemez. Çünkü ülkede "denge" yok. Yani insanlar özgür iradeleriyle seçmek istediklerini seçme güvenliğine sahip değiller. Siyasi denge yok, ekonomik denge yok, psikolojik denge yok, yok… Bir tek dengeden bahsedilebilir o da "dengesizliğin dengesi".

  Devlet bütün meşruiyetini yitirmiş, sadece iskeleti kalmış ve güdük yasalarla ayakta duruyor. Zorbalığın saltanatı saraydan öfkeli çığırtkanlıklarla korku salarak, fazla gitmeyeceğinin de rengini veriyor. Devlet bu hali ile her yerde çürümüşlüğünü ortaya koyuyor. Yani iflas ettiğini gösteriyor. Ne yasalarını uygulamada ne de halkı üzerinde hiçbir vesayetinin olmadığını her gün biraz daha belli ediyor. En yetkin olduğu yerlerde bile akıl almaz olaylar oluyor. Uzaklaştırma cezası verdiği erkek bunu hiç takmadan gidip ayrıldığı eşini öldürüyor. Hastane basıyor, adam kaçırıyor, tecavüz ediyor, öldürüyor.

  Kürt illerinde devlet ve vatandaş ilişkisi zaten yok. Çünkü orada devlet asker, polis, kurşun ve ölümden ibarettir. Devlet orada sömürgeci ve işgalci olarak duruyor. Bölgede olağanüstü hal ve "yasaklı bölgeler" ilan ederek hükmetmeye çalışması da, suyu çekilmiş göllerde, batakta yüzmeye benziyor. 

Özgürlük mücadelesinin kendi özgün iradesini büyütmesi sonucu halkın kendi "öz yönetim" talebi, yeni yaşamın ilk basamağıdır. Halkın bu tavrının meşruiyeti açık desteklenmelidir. Bu farkındalık görülmelidir. Devlette devamlılık, yani temsiliyet iktidarda olan partinindir. Bu durumda devleti AKP temsil ediyor. Kendisinden önceki hiçbir şeyi kabul etmeyen, devlete isnat edilen suçları kendinden uzak tutan ama devletin büyük boşluklarından faydalanarak korkunç rant sağlayan AKP, son 15 yılın bütün günah ve sevabının müsebbibidir.

Sıkıştıkça her tür hesaba, yönteme başvuruyor. "Bakkalcı dara düştüğünde eski defterleri karıştırır" derler ya, aynen öyle.

Kasımpaşalı beyazsaray ağası Tayyip ve emir eri Ahmet topyekün sahada şimdi. İkisi yan yana olunca "garson Recep ve komi Ahmet" gibi duruyorlar.

Muhtarları toplayıp parti prapogandası yapan bir cumhurbaşkanı daha görülmedi bu cumhuriyet-i mesaide. Şaşkınlığımızı çok erken kırmıştı aslında malum şahıs. Hatta  ezber bozdu. Köylüye "ananı da al git" hakaretinde bulunan, madende ölene "fıtratında bu var" diyen, Sivas katillerin davasına zaman aşımı verip "hayırlı olsun" diyen bir zat-ı zalim daha yok. Aslında bunlar devlet denilen mekanizmanın nasıl işlediğinin de teşhiridir. 

Bütün bu eksik yetersiz açıklamalarla beraber stratejik olarak Türkiye seçmeni ve sol demokrat seçmenin bilmesi gereken en önemli şey şu ki; AKP'nin en korktuğu, çekindiği, tırstığı parti HDP'dir. Mesela CHP'nin yüzde 35 alması bile AKP'yi sarsmaz. Zira o devletin partisidir. Onun içindir ki AKP için son, HDP'nin mecliste olmasıdır. Burada CHP ile ilgili hissiyatımı da belirtmek isterim. CHP bu durumun farkında ve seçmenine direkt söylemese de dolaylı olarak HDP'ye oy vermeleri yönünde onları serbest bırakıyor. CHP'de yer arayan Aleviler, Kürtler ve diğer unsurlar hiçbir zaman kendisine Türk partisi diye bakmadılar. Kendilerini ifade edebileceklerini sanarak gittiler ancak orada içten içe eriyerek zamanın tozuna karıştılar. Bu vesile ile HDP'nin içinde en çok Kürtlerin, Ermenilerin, Alevilerin, Ezidilerin, LGBT'lilerin yer alması çok şaşılacak bir şey değil. Demokrasiye olan ihtiyaç herkesi HDP'de topluyor. Sanatçının özgürlüğü, gazetecinin hürriyeti, işçinin emeği, eşit hak ve hürriyetler için, yani halkın demokrasisi için 1 Kasım'da tabu ve alışkanlıkları kırarak saltanata, ırkçılığa, ranta son; yeniye, güzele, doğruya merhaba demek için HDP demeliyiz.