1 Kasım seçimlerinin sonrasında ortaya çıkması muhtemel hükümet seçeneklerinin hiçbiri başaşağı giden ekonomik süreci bir mucize gerçekleştirip düzeltebilecekmiş gibi gözükmüyor. 

Türkiye ekonomisine dair 2010’lu yıllara kadar süregelen iyimserlik, son iki yıldır yerini her geçen gün kötüleşen bir karamsarlığa bırakıyor. Hem içerdeki hem de dışardaki ekonomik aktörlerin Türkiye ekonomisinin bundan sonrasına ilişkin çok ciddi endişeleri var…

Kuşkusuz söz konusu endişenin birden çok nedeni var; ancak bunlar arasında en fazla öne çıkanı; bir türlü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kontrolünden çıkmayan AKP ve her geçen gün daha despotik eğilimler gösteren Davutoğlu başbakanlığındaki AKP hükümeti olmaktadır.

Birçok gözlemcinin de yerinde tespit ettiği gibi uluslararası finansal sistemde 2008 krizinden çok daha büyük bir yıkıma neden olabilecek gelişmeler yaşanıyor… Seçim sonuçları ne olursa olsun yabancıların Türkiye’deki yatırımlarında daralmaya gidecekleri yönünde kuvvetli beklentiler var. 

Yeniden Türkiye’nin sorunlarını çözme noktasında güven vermeyen bir hükümet seçeneğinin ortaya çıkması, tam da zamanlama bakımından dış gelişmelerle birleşerek; zaten dışardan gelen sıcak para üzerinden yol alan başta inşaat sektörü olmak üzere yüksek döviz borcu olan reel sektörü de içine alarak muazzam bir çöküşe neden olabilir.

Kamuoyu yoklamaları 1 Kasım seçimlerinde de hiçbir partinin parlamentoda hükümet kuracak sandalye sayısına ulaşamayacağını gösteriyor. AKP seçmeni dışındaki bütün çevrelerin tercihi de bu seçenek olmaktadır; çünkü genel kanaat böyle bir durumda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık heveslerinden vazgeçmek zorunda kalacağı yönünde oluşmuş durumda.

Aydın Doğan ve HDP’yi aynı torbaya koyma çabaları; ısrarla siyaseten Tayyip Erdoğan’a muhalefet eden bütün çevreleri hiçbir ayrım gözetmeden ya “paralel” ya da “bölücü” ilan etmeler hep aynı telaşın dışa vurumudur. 

Tayyip Erdoğan geçmiş tecrübelerden çok iyi biliyor ki eğer başkanlık sistemine geçilemezse kendisinin AKP üzerindeki vesayeti tıpkı “Özal ve Demirel” gibi kalkacak. Bu senaryonun gerçekleşmesi ise Tayyip Erdoğan’ın ve ailesinin yargılanması, ellerinde var olan bütün ekonomik ve siyasal güçlerini kaybetmelerine neden olacak bir kabusa neden olabilir.

Küresel parasal genişleme döneminin kolaylıklarıyla hareket etmeye alışmış AKP hükümetleri ve Tayyip Erdoğan artık bu dönemin sonuna gelindiğini anlamak zorunda. İç tasarruf oranları düşük Türkiye gibi ülkelerde siyasal istikrar ekonomik gelişme açısından oldukça önemli. 

Yüksek oranda işsizlik ve enflasyon gibi temel makroekonomik sorunlarını çözebilmek için Türkiye’nin her yıl yaklaşık olarak yüzde 5 büyümesi lazım. Türkiye bunu kendi iç tasarrufları ile yapamıyor, ancak gelirinin yaklaşık yüzde 25’ine yakın yabancı kaynak girişi ile yapabilir.

Sizce AKP taraftarı ve Tayyip Erdoğan yandaşı olmayan hiç kimsenin kendini güvencede hissedemediği bir Türkiye’ye bu miktarda yabancı kaynak girişi olur mu?