1 Mayıs yaklaşıyor. Bu 1 Mayıs’ta emekçiler, gençler, kadınlar daha fazla meydanda olacak. Aslında referandumdaki hayır bloku bir yönüyle de 1 Mayıs’ta bir araya gelecek toplumsal kesimlerden oluşmuştur. Kürdistan dışında hayır oylarının yüksek çıktığı yerler emekçilerin en yoğun bulunduğu yerlerdir. Zaten yapılan bir anket, çalışanların ve işsizlerin içinde referandumda hayır oyu verenlerin yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü emekçiler başkanlık sisteminin kendileri üzerinde yoğun baskı ve sömürü yönetimi olacağını görmüşlerdir. Bu yanıyla 16 Nisan’daki hayır tutumu 1 Mayıs ruhunun ayağa kalkışının arifesi olmaktadır. 

16 Nisan’da emekçiler, gençler, kadınlar, Kürtler, Aleviler, demokratik Müslüman toplum, tüm farklı etnik ve dinsel topluluklar, onlarca yıldır yürütülen demokrasi mücadelesinin yarattığı demokratik toplum gerçeği fiili olarak ortaklaşmışlardır. Türkiye tarihinde böyle fiili ortaklaşmalar çok enderdir. 1973 ve 1977 seçimlerinde Bülent Ecevit böyle bir rüzgar estirmişti. 7 Haziran 2015’te ise demokrasi güçlerinin bilinçli ve örgütlü bir araya gelişi olmuştur. Böyle ortaya çıkan ortaklaşmalar demokratikleşme yönünde bir rüzgar estirmiş ve umudu yükseltmiştir. Referandum öncesi ve sonrası da böyle bir durum görülmektedir. 16 Nisan, 7 Haziran’ın daha genişlemiş biçiminin fiili gerçekleşmesi olarak görülmelidir. Eğer böyle ele alınırsa o zaman bu durumdan önemli sonuçlar çıkarılır ve gerekli adımlar atılır. 

16 Nisan’da her şeyden önce Kürtler ile Türkiye’nin batısı arasında bir köprü kurulmuştur. Bu köprü Demokratik Türkiye asgari müştereğidir. AKP-MHP iktidarının faşist karakteri Türkiye’nin demokratikleşmesi ihtiyacını daha yakıcı hale getirmiştir. Bu yönüyle Türkiye halkı ile Kürtler arasında Türkiye’nin demokratikleşmesi yönünde ortak mücadele eğilimi güçlenmiştir. 7 Haziran’da ortaya çıkan bu eğilim daha geniş toplumsal zemine kavuşmuştur. Bu açıdan bu zemini boş bırakmamak gerekir. 16 Nisan’a yaşanmış ve geçmiş bir durum gibi bakmamak gerekir. Bu ortaklaşmaları ortak platformlar haline getirmek önemlidir. 1 Mayıs bu açıdan bir fırsattır. 1 Mayıs’ı AKP-MHP ittifakına karşı mücadele günü haline getirmek tarihi bir görev haline gelmiştir. Referandum protestolarının zirveleştiği bir gün haline getirmek 2017 1 Mayıs’ına verilmiş en iyi karşılık olacaktır. 

Bazı kesimler halkın referandumda yapılan hilelere karşı gerçekleştirdiği protestoları ve eylemleri gevşetmek ve söndürmek istiyorlar. Bu yaklaşım AKP-MHP faşist ittifakına teslim olmaktır; dayatmalarını kabul etmektir. AKP iktidardan düştüğü halde iktidarını bırakmak istemiyor. 7 Haziran’da iktidardan düştü, ama bırakmadı. Hemen 1 Kasım’da seçim yapma kararıyla bir siyasi darbe gerçekleştirildi. Bu referandumda da yine kaybettiler. Bu defa da YSK müdahalesiyle faşist iktidarlarını sürdürmek ve kalıcılaştırmak istiyorlar. Şu anda Türkiye halkının iradesi bir demokratik yönetim yaratılması yönündedir. Halk referandumda iradesini bu yönlü ortaya koymuştur. O zaman demokrasi güçleri halkın bu iradesine sahip çıkarak yönetimi üstlenmek durumundadır. AKP iktidarının seçimle iktidarı bırakmak istemediği anlaşılmıştır. Hiç kimse AKP’nin seçimlerle iktidarı bırakacağı yanılgısına düşmemelidir. İktidarı bırakmamak için Osmanlı Ocakları gibi çete örgütleri kurdurmuştur. Polis teşkilatını AKP’nin milis örgütlemesi haline getirmiştir. Tüm bu çete örgütlenmeleri iktidarı bırakmamak için oluşturulmuştur. Demokrasi güçleri bu gerçeği görmelidir. Böyle bir iktidara karşı halkın demokratik direnişi meşrudur. Eğer zorla iktidarı gasp etme varsa, zorla faşist bir sistem kurma dayatması varsa, o zaman demokrasi güçleri de direnişe geçerek zorla faşist bir yönetim sistemi kurma dayatmasına karşı direnmeli ve öngörülen sistemin oturtulmasına müsaade etmemelidir. 

1 Mayıs, AKP-MHP faşizmine karşı direniş iradesinin ortaya konulduğu bir gün olmalıdır. 1 Mayıs’ta emekçiler, kadınlar, gençler, Kürtler, Aleviler ve tüm demokrasi güçleri meydanları doldurarak mevcut iktidarı da anayasayı da kabul etmediklerini ortaya koymalıdırlar. Bu anayasanın da bu anayasaya dayalı iktidarların da yok hükmünde olduğunu haykırmalıdırlar. Bu anayasa ve iktidar kendisini meşrulaştırmamalıdır; fiili durum normalleştirilmemelidir.  Direnilerek buna izin verilmemelidir. AKP iktidarı bir taraftan çok yönlü baskıları devreye koyarak, diğer taraftan bazı güçleri kullanarak halkın direnişini engellemeye çalışıyor. 1 Mayıs’ın emekçilerin dayanışma günü olarak kutlanılması yanında, halkın direnişini pasifleştirmek isteyenlere karşı da bir cevap niteliğinde olmalıdır. AKP-MHP iktidarı, gasp ettiği yönetim gücünü bırakana kadar mücadeleyi sürdürme iradesi gösterilmelidir. 1 Mayıs alanları bir yönüyle de Türkiye halklarının halk kongrelerini yaptığı yerler olmalıdır. Her 1 Mayıs meydanı bir kongre platformu olarak görülmelidir. Meydanlar yasaklandığında her mahalle 1 Mayıs meydanları haline getirilmelidir. 

İstanbul gibi şehirlerde bir meydanda ısrar etmek yerine birkaç meydanda kutlamak daha etkili olabilir. Zaten seçimlerde bile İstanbul diğer tüm şehirlerden daha büyük üç bölgeye ayrılmaktadır. En azından üç bölgede kutlamak tüm toplumun katılması açısından daha uygun bir yaklaşım olur. Kuşkusuz buna demokrasi güçleri karar verecektir. Bu 1 Mayıs’ta demokrasi güçlerinin ortaklaşması önemlidir. Hiçbir güç bir dayatma içine girmeden, temel asgari müşterek olarak AKP-MHP ittifakına karşı demokrasi güçlerinin ittifakını sağlama sorumluluğu göstermelidir. Bu açıdan her siyasi gücün sorumlu ve esnek yaklaşması 2017 1 Mayıs’ının özelliklerinden olmalıdır. Çünkü referandumdaki fiili ortaklaşmayı bu 1 Mayıs’ta daha boyutlu ve kapsamlı hale getirmek böyle olur. 

16 Nisan bir dönüm noktası olmuştur. Bunu 1 Mayıs’ta daha da geliştirmek, ortak tutumu ortak mücadele platformu haline getirmek tüm demokrasi güçlerinin sorumluluğu olmaktadır. Demokrasi güçlerinin önüne tarihi bir fırsat çıkmıştır. Bunu tali konularla çarçur etmeye hakkımız yoktur. AKP-MHP ittifakı ve iktidarı en zayıf dönemini yaşamaktadır. Türkiye’nin yaşadığı sorunlardan kurtulması ve toplumsal sorunlara çözüm bulması ancak demokratik bir yönetimle gerçekleşebilir. AKP iktidarının böyle bir karakteri olmadığı gibi, her gün sorunları daha da ağırlaştırmaktadır. 

Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin 16 Nisan’da bir araya gelişini sabote etmek isteyen kesimler bulunmaktadır. AKP iktidarı, Kürt düşmanı faşist karakterli bazı ulusal çevreler sanki Kürtler evet oyu vermiş gibi demokrasi güçleriyle Kürt halkının bütünleşmesini engellemeye çalışmaktadırlar. Kürtler demokrasi güçleriyle ortaklaştıklarında Türkiye’de hiçbir faşist iktidar ayakta kalamaz; kendini etkin kılamaz. Kürtler en yüksek düzeyde hayır oyu verdiği halde, Türkiye ortalamasının çok üstünde bir hayır oyu Kürdistan’da çıktığı halde bu gerçekliği tersyüz etmek kötü niyetliliktir. Bu tür yaklaşım içinde olanlar halkların kardeşliğini ve ortaklaşmasını engellemek isteyenlerdir. Öte yandan işbirlikçi Kürtler de sanki evet oyunun yüzde 51 olmasını Kürtler sağlamış gibi bir çarpıtma gayreti içindedirler. Böylece hem AKP-MHP ittifakına yaranma, hem de halkların ortak hareket etmesini sabote etmek istemektedirler. Çünkü halkların ortak demokrasi mücadelesi Kürt düşmanlığının da, işbirlikçi milliyetçiliğin de ölümü demektir. Bu açıdan Kürt düşmanlarıyla işbirlikçi Kürtlerin, Kürtlerin yüksek düzeyde hayır oyu vermesini gözden kaçırma ve önemsizleştirme çabalarının amacı iyi görülmelidir. Bunları ciddiye almadan halkların ortak mücadelesinde ısrar edilmelidir. Bu açıdan tüm Kürtler 8 Mart, Newroz ve 16 Nisan’da gösterdikleri tutumu 1 Mayıslara da taşımalı; her yerde 1 Mayıs meydanlarını doldurarak AKP-MHP faşist iktidarına karşı mücadelenin ön saflarında yer almalıdırlar. Her yerde gerçekleşen protestolar ve demokrasi mücadelesinde Kürtler yerini alarak rollerini oynamalıdırlar.